İnsanlar artık daha çok kazanıp daha çok harcar. İyi giyinir ancak yüzleri asıktır. Yorgun ve keyifsiz görünürler. Gözleri dostça bakmaz. Hayal kurmak, suç işlemekten farksızdır. En dayanamadıkları şey sessizliktir. Sessizlikte gerçek yaşamlarının nasıl olduğunun farkına varıp korkuya kapılırlar. Bu nedenle de hemen gürültüye başlarlar. Sinir bozan, huzursuz eden bir gürültü. İnsanın işini severek yapması önemli değildir. Önemli olan ne kadar kısa sürede ne kadar çok işin yapıldığıdır.

Sanayi Devrimi ve Sonrası
18. yüzyılda buhar makinesinin icadıyla başlayan Sanayi Devrimi, insan ve hayvan gücüne dayalı üretim tarzından makine gücüne dayalı üretim tarzına geçiş olarak tanımlanır. Sanayi Devrimi’nden sonra fabrikaların büyük kentlerde kurulmasından dolayı insanlar, köylerden kentlere göç etmeye başlar. Çalışma, insanların günlük gereksinimlerini karşılamaya yönelik bir eylem olmaktan çıkarak bir iş yerinde düzenli çalışma, emeğinin karşılığı olarak bir ücret alma biçimine dönüşür. İnsanların zamanlarının çok büyük bir bölümünü geçirdikleri iş yaşamlarının koşulları, alışık olmadıkları katı kurallarla (çalışma günleri, saatleri, izin günleri…) belirlenir. Ev ve iş arasında sıkışan insanlar, doğal yaşamdan mekanik ve tekdüze bir yaşama geçer. Doğasına uygun yaşam biçiminden uzak kalan insanın hem kendisiyle hem dünyayla uyumu bozulur. İnsanlar duygusal ve bedensel gereksinimleri değişebilen, kendini gerçekleştirme gereksinimi duyan, yaptıkları işlerin onları yansıtacak izler taşımasını isteyen canlılardır. Birer makine olarak görülür, robot oldukları varsayılır, duygusal ve bedensel gereksinimleri göz ardı edilirse mutsuzluk ve kendine yabancılaşma kaçınılmaz olur.
Kapitalist Dünyada Olup Bitenler
Kapitalist sisteminin gelişip güçlendiği Sanayi Devrimi sonrasından günümüze dünyada olup bitenlere bir de “Hikâyelerimi içimdeki çocuk ve hepimiz için anlatıyorum. Benim kitaplarım 8 ve 80 yaş arasındaki tüm çocuklar içindir” diyen Michael Ende’nin Ocak 1973’te yayımlanan Momo adlı fantastik romanından bakalım. Yazar, kitabın sonunda anlatılanların yaşananlar mı yaşanabilecekler mi olduğu sorusunun yanıtını okuruna bırakıyor: “Ben size bütün bunları olup bitmiş gibi anlattım. Oysa gelecekte olacakmış gibi de anlatabilirdim.” (s. 303)
Bilinmeyen bir yerde, bilinmeyen bir zamanda hayat olağan akışındayken duman adamlar, işgal güçleri gibi halkın arasına karışmaya başlar. Hemen soralım: Kimdir bu duman adamlar? Zaman Tasarruf Şirketi’nin temsilcileri.
Tasarruf etmek, genellikle sevilen bir sözcüktür: dikkatli kullanmak, tutumlu (idareli) harcamak.
“Zamanı dikkatli kullanma ve tutumlu harcama” ilk anda kulağa doğru bir yol gibi geliyor. Bu işi, insanların kendilerinin değil, onlar adına bir şirketin yapmasının ise şirkete, tasarruf edilen zamanı diledikleri gibi kullanma yetkisi verdiği olayın gözden kaçan kısmıdır.
Bu noktada Bay Fusi ile tanışmak ufuk açıcı olacaktır.
Bay Fusi, küçük dükkanında çırağıyla çalışan, işini severek yapan başarılı bir berberdir. Ne zengindir ne de yoksul. Ancak karamsarlığa kapılmıştır. “Hayatım baştan sona yanlış” diye düşünür. “Ola ola küçük bir berber oldum.” Resimli dergilerde gördüğü biraz lüks, görkemli bir şeyler hayal eder. “Adam gibi yaşamak için bol zaman lazım” sonucuna varır.
Zorunlu çalışma saatlerinin insana gönlünce yaşayabileceği zamanlar bırakmadığı pek çok kişinin ortak gerçeğidir. “Zamanım yok!” sık duyulan bir yakınmadır. Geçimini sağlamak için çalışmak zorunda olan insan, verdiği zamanın karşılığında aldığı parayla yaşamını sürdürebilecektir. Gönlünce yaşamak hem zaman hem para ister. Ne olacak şimdi denilen noktada devreye Zaman Tasarruf Şirketi’nin temsilcileri yani duman adamlar girer.
Bay Fusi’nin dükkanından içeriye giren Duman Adam (Temsilci) kendisini tanıttıktan sonra “Bizde bir tasarruf hesabı açtırmak istediğinizi öğrendik. Bize başvuruda bulundunuz.” der. Böyle bir başvuruda bulunduğunu anımsamayan Bay Fusi, karşısındaki adamı hayretle dinler. Temsilci, az önce aklından geçen düşünceleri yinelemektedir: “Siz hayatınızı makas şakırtısı, sabun köpüğü, gevezelikle ziyan ediyorsunuz. Öldüğünüz zaman hiç yaşamamış gibi olacaksınız. İyi bir yaşam sürmeye vaktiniz olsaydı bambaşka bir insan olacaktınız. Bütün aradığınız zaman. Zaman nereden bulunur? Tasarruf edilerek. Zamanınızı sorumsuzca harcıyorsunuz.” (s. 68)
Tasarruf Edilmesi Gereken Zamanlar
“İyi bir yaşam sürmeye vakti olmadan ölüp gitmek, öldüğü zaman hiç yaşamamış gibi olmak” kimi olsa rahatsız eder. Temsilcinin inandırma becerisinin güçlü olduğu ortadadır. Ardından giriştiği hesaplar ise Bay Fusi’nin karşı çıkabileceği gibi değildir. Zorunlu işlere ayrılan zamanlara (çalışmak, yemek yemek, uyumak) söz yoktur ancak tasarruf edilecek zamanlar konusunda hemen önlem alınmalıdır.
Bir insanın bedensel varlığını sürdürebilmesi için elbette çalışması, yemek yemesi ve uyuması zorunludur ancak yaşamı bunlarla sınırlamak olası mıdır?
Yaşlı annesiyle yaşayan Bay Fusi, her gün bir saatini ona ayırır. Sağır olduğu halde oturup onunla konuşur. Üstelik annesi engelli olduğu için alışveriş, ayakkabıların temizliği gibi kimi işleri de o yapar. Muhabbet kuşu besler, onun bakımına zaman harcar. Haftada bir gün sinemaya gider, bir gün şan topluluğuna katılır, haftada iki kere uğradığı bir dernek vardır. Geceleri kimi zaman arkadaşlarıyla buluşur, kimi zaman kitap okur. Her akşam yatmadan önce pencere önünde oturup günün olaylarını gözden geçirir. Bayan Daria, ömür boyu tekerlekli sandalyede yaşamak zorundadır. Bay Fusi’nin her gün ona uğraması, çiçek götürmesi, yanında kalması Bayan Daria’yı çok sevindirir.
Zaman Tasarruf Şirketi Temsilcisi Duman Adam için tüm bunlar “boşa harcanmış, tasarruf edilmesi gereken zamanlar”dır. 42 yaşındaki Bay Fusi, 70 yaşına kadar yaşasa zaman açısından zengin kabul edilebilecektir ancak boşa harcadığı zamanlar, sahip olduklarının yarısını alıp götürmektedir. Temsilcinin “Size gerçekte ne kalıyor?” sorusu Bay Fusi’nin yaşamını yönlendirmesi noktasında önemlidir. Hedeflediği cümle, Bay Fusi’nin dudaklarından dökülmekte gecikmez: “Keşke daha önce tasarrufa başlasaydım.”
Bunun üzerine Duman Adam, yapılması gerekenleri arka arkaya sıralar: Biraz daha hızlı çalışıp gereksiz şeyleri bırakacaktır. Bir müşteriye yarım saat yerine 15 dakika ayıracaktır. Annesinin yanında bir saat yerine yarım saat oturacaktır. En iyisi onu huzurevine yatırmasıdır. Ucuza iyi bakılacağı bir yere. Yararsız kuşundan kurtulmalıdır. İlle gerekiyorsa Bayan Dario’yu iki haftada bir görmelidir. Çeyrek saatini alan güne bakıştan vazgeçmelidir. Değerli zamanını şarkı söylemek, okumak, dostlarıyla konuşmak gibi şeylerle ziyan etmemelidir.
Zaman Tasarruf Şirketi, tasarruf ettiği zamanı Bay Fusi için saklamakla kalmayacak, bunun yanında faiz de verecektir. Daha fazla alacağı olacaktır. Tasarruf ettiği zamanı beş yıldan önce onlardan geri alamayacaktır. Sermayesi her beş yılda iki katına çıkacaktır.
Bay Fusi sormadan edemez: “Zamanımı nereye harcayacağım?” Ancak sorusuna yanıt alamaz. Ona düşen Zaman Tasarruf Şirketine güvenmektir. “Modern ve gelişmiş bir insan” olarak o da Zaman Tasarruf Şirketi’nin bir üyesidir artık.
O andan başlayarak ileride başka bir yaşam için kullanmak üzere zamandan tasarruf etmek düşüncesi Bay Fusi’nin yüreğine silinmez bir kural olarak işlenir. Kendi kararları zannederek Duman Adam’ın bütün önerilerini yerine getirir. Bayan Daria’yı ziyarete gitmekten vazgeçer. Kuşunu satar. Annesini huzurevine yerleştirir. Onu görmeye ayda bir gider. Dükkanına “Kazanılmış zaman iki misli artar” diye bir levha asar. Asık bir yüzle hiç konuşmadan işini yapar, 20 dakikada bitirir ancak bu, ona hiç zevk vermez. Gittikçe daha sinirli ve huzursuz bir adam olur.
Burada dikkat edelim ki Duman Adam’ın kendisine geldiğini anımsamaz. Bu durumda zamanına ne olduğunu merak etmesi gerekirken zaman tasarrufu yapan herkes gibi o da bu soruyu aklına getirmez. Sorgulaması, düşünmesi istenmez. Üzerine bir tür delilik çökmüş gibidir.
Zaman Değerlidir, Onu Yitirme!
Bay Fusi’nin başına gelenler kentteki pek çok kişinin başına gelir. Sayıları hızla artar. Basılı ve görsel medyada zamandan tasarruf etmeye yarayacak alet edevatın reklamı yapılır. Bunlar insanlara gerçek yaşam için özgürlük getirecek şeylermiş gibi tanıtılır. Çalışma yerlerinde asılı levhalarda aynı cümleler yinelenir: Zaman değerlidir, onu yitirme. Vakit nakittir. Boşa harcama.
İnsanlar artık daha çok kazanıp daha çok harcar. İyi giyinir ancak yüzleri asıktır. Yorgun ve keyifsiz görünürler. Gözleri dostça bakmaz. Hayal kurmak, suç işlemekten farksızdır. En dayanamadıkları şey sessizliktir. Sessizlikte gerçek yaşamlarının nasıl olduğunun farkına varıp korkuya kapılırlar. Bu nedenle de hemen gürültüye başlarlar. Sinir bozan, huzursuz eden bir gürültü. İnsanın işini severek yapması önemli değildir. Önemli olan ne kadar kısa sürede ne kadar çok işin yapıldığıdır.
Bu arada büyük kentin görüntüsü de yavaş yavaş değişmiştir. Eski mahalleler yıkılır. İçlerinde oturacak kimselere uygun olup olmadığına bakılmaksızın herkes için bir örnek evler yapılır. Aslında her aileye ayrı bir model yapmak gerekirken tek tip evler hem daha ucuz hem de daha kısa zamanda bittiği için yeğlenir. Büyük kentin kuzeyinde dev gibi yeni binalarla bir mahalle kurulmuştur. Orada birbirinin tıpkısı olan kışla gibi dört köşe yapılar sıra sıra uzanır. Evler aynı olduğu için tıpkı dümdüz bir çöl gibi ufka uzanan sokaklar da birbirine benzer. Burada yaşayan insanların hayatları da son derece düzgündür. Her şey hesaplı, planlıdır. Yaşamlarının gittikçe daha zavallı, daha tekdüze, daha soğuk geçtiğini kavramak istemezler. Çocuklar bu gerçeği ta yüreklerinde hisseder ancak kimsenin onlara ayıracak zamanları yoktur. İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe zaman azalır. Duman adamlar, insanlardan çaldıkları zamanlarla var olurken insanlar zamanlarından tasarruf ettiklerini sanmayı sürdürür.
Hırsız Var!
Sanayi Devrimiyle başlayan süreçte “modern ve gelişmiş insan”ın geldiği nokta budur. Bu durumda sorulması gereken ne yapılması gerektiğidir. Yaşamımızın sıkıştığı bu çerçevenin içinden kurtulmayı, duman adamlarla savaşmayı isteyip istemediğimizdir. Bizi yeterince zamanımız olmadığına inandıranlara, yaşamımızı anlamlı kılan her ne varsa onlara sarılarak yanıt vermektir. Belki bir çiçeği koklamak, belki bir kediyi okşamak, salıncakta sallanmak, ormanda yürümek, komşunun halini hatırını sormak, arkadaşınla kahve içmek… Çalınmış zamanlarınızı size geri getirecek bir Momo da bekleyebilirsiniz elbette. Duman adamların elinizden aldığı düş gücünüzden kalanlar yeterse Hora Usta’ya, kaplumbağası Kassiopeia’ya güvenebilirsiniz. Ama önce hırsızın var olduğunu fark etmek, Michael Ende’nin dileği gibi zaman hırsızlarına göz yummamak gerekir.
Sevda Müjgan
Alıntıların yapıldığı baskı: Michael Ende, Momo, Kabalcı Yayınevi, 2. Baskı, Ekim 2004, İstanbul.
