Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine sorduk.

Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin…

Esme Aras

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

2022’nin son aylarında yayımlanan ancak 2023’te okuma fırsatı bulduğum kitapları da listeye aldığımı belirtmeliyim. Daha önce hakkında yazdığım kitaplardan yine kısaca söz edeceğim. Soruşturmaya yetiştiremediğim, çalışma masamda okunmayı bekleyen öykü kitaplarını da listenin sonuna ekledim.

Adnan Gerger, Tavhane Çocukları, roman, İthaki Yayınları, 2022: Gazeteci bakış açısıyla ele alınan bazı kitapları, kayıt altına alma düşüncesiyle yazıldığı için önemsiyorum. Bu kitapta kurgu ağır basmış olsa da bellek yitiminin önüne geçmek bakımından göçmen çocuklar, yayın organlarının hal-i pür melali karşısında gazetecilerin durumu ve tutumu, düzmece haberler, medya-siyaset ilişkileri, beylik-ağalık sistemi, aşiretler ve bitmeyen kan davaları çevresinde konu eleştirel bir yaklaşımla işlenmiş. Özellikle Ankara’nın gündüz bile karanlık ve ışıksız olan mahalleleri, yoksulluk, suç çeteleri ve yeraltı piyasası kitaba mekân oluşturuyor.

Şükran Yiğit, Bir Kış Yolculuğu, novella, İletişim Yayınları, 2022: Bir ölümün ardınca, karısının bir kentte bıraktığı izlerin peşine düşen karakterin yolculuk hikâyesini okuyoruz. Devlet okulunda okuyup eğitimine yine devlet üniversitesinde devam eden iki çocukluk arkadaşının hayatı ekseninde gelişiyor olay örgüsü. Arka planda Seka Kâğıt Fabrikası, lojman hayatı, sosyal tesisler göze çarpıyor. İçtenlikli ve duygu yüklü anlatımın oluşturduğu bu atmosfere ilk anda bir türlü giremiyor okur, sanki bir çeviri metin okuyor hissine kapılıyor. Bunun nedeni, başka bir ülkede yaşarken o dilin etkisinde kalarak Türkçe eser veren yazarların söz diziminden kaynaklı olabilir. Yayınevi ve editör, kanımca bu noktada devreye girmeli, 99 sayfa boyunca düzeltilmesi gereken yerlere müdahale etmeliydi. Buna rağmen hatırlamak ve artık bu dünyada olmayan birinin ne çok sevilebileceği üzerine yazılan, bir yas nasıl yaşanabilir sorusuna güzel bir örnekti.

Menekşe Toprak, Dejavu, roman, Doğan Kitap, Eylül 2022: Bir akademisyenin Berlin sokaklarında yazar Suat Derviş’ten geriye kalan izleri araması üzerine kurulan bu romanın, farklı yüzyıllarda yaşanmış iki hayat düzleminde ilerleyen bir yapısı var. Bir yanda araştırmasını yürütmek üzere Berlin’e giden genç kadının pandemi döneminde orada tutunma çabasına tanık oluyor, hayatından içeri bakıyoruz. Diğer yanda ise çağının çok ilerisinde başka bir kadının, yüzünü açıkta bırakan feracesiyle hep dik, topuklarını sertçe yere vurarak yazarlık ve gazetecilik kariyerinin basamaklarını nasıl çıktığını okuyoruz. Suat Derviş’in ölümünün 50. yılında yayımlanan, onu hatırlamak veya keşfetmek isteyenlerin okumak isteyeceği bir kitap.

Nefise Abalı, Havva’nın Düşü, öykü, Öteki Yayınevi, Eylül 2022: Üç bölüm halinde, kısa on altı öykünün bulunduğu, 83 sayfaya karşılık gelen bir ilk kitap. Çoğuncası kadın karakterler, çocuk anlatıcılar. Babaanne ve dede ile geçirilen çocukluk günlerinde beslenen hayal gücünün ana kaynağı olan masallar ve rüyalar ekseninde gelişen bir hikâyeler bütünü. Kadın olarak hayatta kalabilmeye, ayakta durmaya yönelik unsurlar ağır basıyor. Yaşamaya, tutunmaya, sevmeye, evlenmeye, sevişmeye, ölmeye zorlanan kadın karakterler var. Çocuk sahibi olmak/olamamak/istememek ve kürtaj konuları işleniyor. Öykülerinde kelimeleri yıkayıp yıkayıp ipe asıyor yazar ama kadın meseleleri çözüme kavuşmadığı sürece, tek başına ne yapsa onları paklayamıyor! Ama kalabalığı var eden gövdelerden her bir kadın, el ele tutuşup dirençle yaşamaya devam ediyor.

Öznur Unat, Palaçinka, öykü, Vacilando Kitap, Eylül 2022: Seksen beş sayfaya ulaşan dokuz öykünün yer aldığı, yakın zamanda ödüle değer görülen bir ilk kitap, yazarı kutluyorum. Öykülerin yapısı sağlam, anlatım ve dili kullanma olanakları bakımından yazar bu kısa öykülerde söylemek istediklerini söyleyip meselesini dile getirmiş, sözcük tasarrufu yerli yerinde. Lakin ilk anda aynı erkek karakter etrafında gelişen öyküler okuduğu hissine kapılıyor okur. Farklı zamanlarda tek tek okunduğunda böyle hissedilmez tabii, kitapta arka arkaya dizildiğinde, acaba yazar bize bir oyun mu kuruyor, yoksa bağlamlı öyküler mi okuyoruz, sorusu zihnimize çengelleniyor. Ancak sonunda öyle olmadığı anlaşılıyor.

Şeyda Apaydın, Gece Sütü, öykü, Arte Yayıncılık, Kasım 2022: Yine bir ilk kitap, on beş öyküsüyle 119 sayfaya karşılık geliyor. Hayatın iniş çıkışlarının bir tahterevalli metaforuyla ele alınması… Rüzgâr çanı ile ilişkilerin ritmi, tınısı arasında kurulan bağ… Yalnızlık, yaşlılık, hastalık, evlat-anne-baba olmak, sorumluluklar… Güçlü bir doğa izleği, hayvanlar, ağaçlar, sonbahar… Yazmak… Özellikle günlük tutan öykü kişisinin geçmişe giderek orada genç haliyle yeniden karşılaşması… Mektuplar, fotoğraflar, notlar, anılar… Yaşanamayan çocukluk ve ilk gençliğin üstüne çöken yükler… Hayatlarımızın durakları ve hayat denen yolculukta eksilen, geriye kalan taraflarımız. Birkaç yerde karşımıza çıkan sakızlı kahve kokusu… Hayata karşı örülen ya da tutunmayı sağlayan istinat duvarları… Sözünü ettiğim bu öğelerle örülü, çoğu anlatımcı olmak üzere ev içlerinden, odalardan balkonlara, pencerelerden dışarıya açılan öyküler karşılıyor bizi.

Zerrin Saral, Küçük Kırık Çizgiler, öykü, Vacilando Kitap, Aralık 2022: Kitapta yer alan öykülerin anlar toplamından oluştuğu söylenebilir. Yazarın dert edindiği, önemsediği konuları sezdirip ama varlığını hissettirmeden, geride durmayı bilerek kaleme aldığı öyküleri iki kez okunmayı gerektiriyor. “Naif bir tür” diye nitelediği öykü türüne yaklaşımı, sözcük seçimi, kuyumcu işçiliği de bunu destekler nitelikte. Hatırlamanın, yaşamda başa gelenlere rağmen yolda olmanın, ağır aksak da olsa yola devam edebilmenin altının çizildiği, usul usul ve yumuşacık akan bir anlatımla okurunu sarmalayan bu duygu yüklü öyküleri okuyup bitirdikten sonra dozunda bir burukluk, biraz da şarap mayhoşluğu kalıyor geriye.

Ercan Başer, Vicdan ve Güzellik, roman, İthaki Yayıncılık, 2023: Başkarakterin algı düzeninin birdenbire değişmesi etrafında kurgulanan romanda, estetik aydınlanma ve erdemli yaşamanın hikâyesi var. Ankara’da iki katlı müstakil bir evde yaşayan, mutlu azınlığın ayrıcalıklı bir üyesi olan İlyas’ın gerçeklikle bağının kopması üzerine ışıltılı, albenili hayatı bir anda sönüveriyor. Bu olayla romandaki karakterlerin adının ve kimliğinin; kredi kartı, ev, araba gibi sahip olunan hatta fazla anlam yüklenen maddi değerlere indirgenmiş nesnelerle belirlendiğine tanık oluyoruz. Polisiye hikâyenin katkısıyla güzelliğin katledildiği cinayet mahallinde ölümün estetiği ve bir kadın cesedine bakan kişilerde uyandırdığı etki üzerinden güzellik takıntısı, iyilik meselesi, adalet, kibir, merhamet, sevgi gibi kavramlara giden yeni patikalar inşa ediyor Başer.

Onur Çalı, Dünlükler, günlük-deneme, İthaki Yayıncılık, 2023: Günlük-deneme arası metinlerden oluşan, 2015-2020 yıllarını kapsayan bu seçkide Çalı, yazarlar ve kitaplar başta olmak üzere “temel uğraşım” dediği edebiyattan yola çıkarak okuduklarını, izlediklerini, düşündüklerini, yaşadıklarını kaleme almış. Yazarın edebiyat evreni, içinde yaşadığımız zaman dilimi, hayatın gündelik alışkanlıkları ve kaygılar onun dilinde yeniden biçimlenmiş. Böylece yazar sınır, ülke, coğrafya, din, etnik köken tanımaksızın okurlarına zengin bir dünya vaat ederken, edebiyatın geniş yelpazesinde onları bir düşünmeler seyahatine çıkarmış.

Onur Çalı, Gemilerle Seyahat Eden Sözcükler, deneme, Sia Kitap, Ağustos 2023: Onur Çalı’nın Dünlükler’ini ve Sonra Hayat adlı denemelerini okuyanların aşina olacağı üzere, yine yazarlar ve kitapları çevresinde yazmanın inceliklerinden, çileli ve disiplin gerektiren bir iş olduğundan söz açmış yazar. Çalışmak, sabır ve yeteneğin bir arada olmazsa olmazlığına değinmiş. Okurunu tarih, mitoslar, savaşlar, dinler etrafında bir yolculuğa davet etmiş. Çünkü ona göre, “insanların masallara, mitolojiye, sözün büyüsüne her zaman ihtiyaçları olacaktır.” Bunu sanatla yaparken içimizdeki gölgelere işaret etmeyi de ihmal etmemiş. Geçmişi ve şimdiyi, dünü ve bugünü yazarken, içinde yaşadığımız çağın kötülüklerinde insan kalabilmenin öneminin altını çizmiş. Onun sözleriyle “Bu anlamsızlıktan anlam ve güzellik çıkarma yollarımızdan biri de edebiyat” ve aynı zamanda edebiyat “maruz kaldığımız kötülüğü anlatmanın en etkili yollarından biri.” Kitapta Sevim Burak’ın edebiyatından söz ederken, 1966 Sait Faik Hikâye Armağanı’na da değinmiş Çalı. Bu yılki Yunus Nadi Öykü Ödülü –ödülleri mi demeliyim– açıklandığında bir okur olarak bana da o bölümü hatırlamak düştü tabii.

Okumaya devam ettiklerim:

Necati Tosuner, Daldaki Kuş, öykü, Axis yayınları, Eylül 2023: Her zamanki gibi ne çok cümlenin altını çizerek, ağır ağır okuyorum. Benzersiz bir anlatım, nasıl derinlikli bir dil…

Başar Başarır, Dünyanın Bütün Fıstıkları, roman, Can Yayınları, Eylül 2023: Bu kitabı bir Ayvalık seyahati sonrasına özellikle denk getirmek istedim. Çünkü coğrafya, doğa, mekanlar, ikilim çok tanıdık, bildik. Başarır’ın önceki kitaplarından aşina olduğum ironik ve mizahi diliyle ördüğü metni her zamanki gibi sürükleyici. Özellikle roman karakteri Aksel’in medya patronu olarak maceralarını okurken epeyce gülümsedim.

Çalışma masamdakiler:

Tuba Dere, Uzaklara Giden Hükümdar, öykü, Sakin Kitap, Mayıs 2023

Pelin Buzluk, Yer Değiştiren Sular, öykü, İletişim Yayınları, 2023

Semrin Şahin, Küller, öykü, İthaki yayınları, 2023

Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

Bazı yazarların 6 Şubat depreminin hemen ardından “en çarpıcı fotoğraf kareleri”ni kaleme alması. Tabii gazetecilik refleksiyle yönlendirilmiş, okur ve edebiyatçılardan tepki çeken bir hamleydi. Bu olay haber ve hikâye arasında nasıl bir sınır olmalı sorusunu da gündeme getirdi. Habercinin görevi nerede sonlanmalı, edebiyatçı aynı meseleyi nerede devralmalı? Benzer hikâye anlatıcılığını, acıyı yarıştırma ve kanırtma üzerine kurulan habercilik anlayışını özellikle Soma maden faciasından hatırlıyorum. Ayrıca acılar henüz çok taze ve kabuğu kaldırıp kanatmaya ortam çok elverişliyken deprem konulu öykü yarışmalarının düzenlenmesi, kanımca benzer bir bakış açısının ürünü.

20. Uluslararası Ankara Öykü Günlerinin onur konuğu olarak Adnan Özyalçıner’in kentimize gelerek, “50 Kuşağı” üzerine konuşması.

Öncü öykücümüz Sait Faik Abasıyanık’ı ölümünün 60. yılında anmak için Fazıl Say’ın projelendirdiği, Özen Yula’nın yazıp sahnelediği bir edebiyat-müzik buluşması. İzlemek kısmet olur dilerim.

Cumhuriyetimizin ve mübadelenin 100. yılının edebiyata yansıması:

Yazar ve akademisyen Nevin Arvas`ın proje koordinatörlüğünü yürüttüğü ve editörlüğü yazar Derya Erkenci tarafından gerçekleştirilen Kadınların Yüzü – Cumhuriyetin 100 Yılında 100 Kadın Yazar adıyla Son Sayfa Yayınları tarafından hazırlanan derleme kitap.

Ayvalıklı mübadil yazar Feyza Hepçilingirler’in Kırmızı Kedi Yayınları tarafından Zesto Psomi (Sıcak Ekmek) adıyla yayımlanan yeni romanı.

Serpil Çağlayan’ın Türkçeye çevirdiği “100. yılında mübadeleyi daha iyi anlamak için” açıklamasıyla Işık Yayınları tarafından okurla buluşturulan, Renee Hırschon’a ait Mübadelenin Çocukları adlı kitabı.

Başar Başarır’ın, Can Yayınları tarafından okurla buluşturulan, göç ve mübadele temeli üzerine inşa edilmiş Dolunay İki Gece Sürer romanı.

Üçüncü kuşak mübadil ve öykücü Derya Sönmez ile mübadele edebiyatı hakkında Parşömen’de yayımlanan söyleşi.

Son olarak, dünyada ve ülkemizdeki olumsuz gelişmelerin üzerimize zifir bir karamsarlıkla çöktüğü zamanlardan geçerken, Parşömen yeniden iyi ki var. Issızlığını alıyor insanın.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Bu yıl 78’incisi düzenlenen Yunus Nadi Öykü Yarışması’nda seçici kurulun kararı, ödüle değer görülecek eser bir türlü seçilemedi mi, sorusunu akıllara getirdi. Dört jüriye karşılık gelen dört eserin değerlendirme ölçütlerini ve gerekçeyi bilmiyoruz ancak sonucun bana düşündürdüğü şu oldu. Bugüne kadar 12 öykü kitabıyla okurunun karşısına çıkan Necati Tosuner, 1999 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, 8. öykü kitabı Güneş Giderken ile oy birliği ile almıştır. (Onur Çalı’nın kitabında söz ettiği, 1966 Sait Faik Hikâye Armağanı’na Sevim Burak gibi o da Özgürlük Masalı ile katılmıştır.) Fethi Naci’ye göre oy birliğinin sağlanması pek ender rastlanır bir durumdur. Neredeyse çeyrek asır sonra, 78. Yunus Nadi jürisinin kararıyla ödül, üç ilk kitap ile Tosuner’in 11. öykü kitabı arasında paylaştırıldı. Yazar başına çeyrek ödül gibi bir durum!