Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine sorduk.
Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin…

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
2023 çok okuduğum ancak yine de yeteri düzeyde okuduğuma kani olmadığım bir sene oldu benim için. Sanırım bu bir doymama dürtüsü. Zihin beslendikçe daha çok acıkmaya meylediyor. Bu yüzden, okuduklarım arasında beğendiğim birçok kitap olmasına rağmen ben zihnimi en çok besleyenlerden bahsedeceğim bu bölümde.
Nurdan Gürbilek’in Örme Biçimleri’yle başlamak istiyorum. Gürbilek, yazdıklarından ve yazdıklarının kattıklarından sonsuz haz duyduğum bir yazar. Örme Biçimleri’nde, Virginia Woolf’tan Bilge Karasu’ya, Latife Tekin’den Witold Gombrowicz’e uzanan dopdolu sayfalar sunmuş bize. Beni kitapta en çok etkileyen detaylardan biri, Woolf’tan bahsettiği bölümlerde, kadın yazarların sorunlarına incelikle değinmiş olması. Oradan bir pasaj paylaşacağım sizlerle:
Kadın yazar bir etkilenme endişesine değil, yaratıcılığa yalnız başladığı, yaratıcılığın kendisini daha da yalnızlaştıracağı endişesine, Woolf’un kendi deyişiyle bir “gulyabani”ye dönüşme korkusuna doğmuştur.
Kadın yazarların meselelerinde hassasiyetle dolanan Örme Biçimleri, yalnızca bu yüzden bile muhakkak okunmalı.
Gürbilek’in kadın yazarlara değindiği yerden Hikmet Hükümenoğlu’nun Harika Bir Hayat’ına uzanmak istiyorum. Harika Bir Hayat, edebi anlamdaki doyuruculuğunun yanı sıra güçlü kadın karakterleriyle de gerçek bir şölen sunuyor. Melek Hanım’ın kızı Harika’yla olan ilişkisinin arka planında Suat Derviş’e, Sabiha Sertel’e rastlıyor ve yazan kadınların bundan yüz yıl önce karşılaştıkları sorunları da biyografik bir anlatımla okuyoruz. Hükümenoğlu’nun dilinin, karakter anlatımının kusursuz olduğunu ve Harika Bir Hayat’ın bir kez daha okunmaya değer bir kitap olduğunu söylemek istiyorum.
Karmaşık ilişki ağları, başarılı köşe vuruşları, arzu ve sapkınlık arasındaki bağıntılarıyla Mehmet Erte’nin Sahipsiz Yüzler kitabından da muhakkak söz etmem gerekiyor. Sahipsiz Yüzler’de insanın içindeki boşluk hissini başarıyla okura veren Erte, iç içe geçmiş ilişkilerde dolanarak esasında ilişki kaynaklı sorunları gösteriyor bize. İronik anlatımın yanında, distopik tarafları da ustaca aktarıyor.
Distopik demişken, okuduklarım arasında senenin en iyi distopyası olduğunu düşündüğüm kitaptan da bahsetmeliyim elbette. Bülent Çallı, İstanbul Posta Treni’nde karanlık, katranlı, içinden çıkılması mümkünsüz gözüken bir evren yaratıyor. İstanbul’un ölü suretine bakmamızı sağlayan İstanbul Posta Treni, pandeminin tekinsiz yüzünü hatırlatırken, içinde bulunduğumuz dünyanın başka birçok soruna da gebe olduğunu ve her an tersin yüze dönebileceğini gösteriyor bize. Kurgusuyla, atmosferiyle, akılda kalıcı karakterleriyle benim için bambaşka bir yerde.
Son olarak Gökçer Tahincioğlu’nun Sabahattin Ali’yi Ben Öldürdüm kitabını hem hibrit roman özelliğiyle, hem anlatımdaki ustalığıyla, hem kurgusuyla, hem de Sabahattin Ali’ye dair gerçeklerin sarsıcı etkisiyle çok beğendiğimi söylemek istiyorum. Gökçer Tahincioğlu arşivinden paylaştığı dokümanlarla geçmişin karanlığını kelimelerle boyuyor ve Sabahattin Ali’nin korkunç ölümünün resmini çiziyor.
Henüz okumadığım kitaplara ve yazarlara mahcubiyet duyarak bitiriyorum bu bölümü. Zihnimde hepsine yer var ama zaman, ne yazık ki her şeyi okumak için yetersiz.
Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Birkaç başlık belirdi aklımda. İlki, Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü dört kişinin paylaşmış olması. Sanırım bu ilk kez oldu. Birbiriyle yarışan ancak yenişemeyen kitapların gün yüzüne çıktığını gösteriyor bize. Eskisinden daha iyi ya da daha kötü kitaplar demiyorum, böyle anlaşılmasın. Bir denklikten bahsediyorum.
İkincisi, Annie Ernaux’u ülkemizde ağırlamış olmak bence kıymetli. Kişisel epistemolojisinin ülkemizde gördüğü değeri ona da gösterebilmiş olmayı, Fransa’daki kadın yazarlarla ilgili sorunları bize sağduyuyla aktarışını, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığında uğradığı erkek hegemonyasını anlatışını ve bunların bizdeki etkisini görmesini önemli buluyorum. Unutmayalım ki 2023 senesinde İstanbul’dan Annie Ernaux geçti ve geçerken bize içini gösterdi.
Son olarak elbette İthaki’deki karmaşıklık, karmaşıklığın sosyal medyaya yansıması, yayınevi yazarları üzerinde baskı oluşturacak durumların oluşması ve nihayetinde suların durulup gün sonunda hiçbir şey anlamadığımız bir durumla baş başa kalmamız olarak aktarabilirim.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Edebiyat ortamımızda sorun olarak gösterilen şeylerde de sorun buluyorum. Çoğu zaman başkalarının sorun olarak gösterdiği yerde işaret edilenlerden biri olduğumu düşündüğüm oluyor. Bu noktada çeteleşmeden, arkadaş kayırmadan bahseden mevzulardan gerçek anlamda sıkıldığımı söylemem gerekiyor. Çünkü bunu söyleyen insanlar, birbirlerinin sırtını sıvazlayarak yapıyor bunu. Kendi aralarında konuştuklarını da aynı cümlelerle döküyorlar ortaya. Bu da bahsettikleri şeyin onlarda da mevcut olduğunu gösteriyor. Ve bence bu kötü bir şey değil. Çünkü her sektörde insanlar birbirini destekler. Melike Şahin, Mabel Matiz’le sahneye çıktığında çeteleşmiş mi oluyor veyahut Hakan Günday ve Onur Saylak için bunu söyleyebilir miyiz? Aynı şeylerden keyif aldığınız insanları desteklemek, onların hatalı bulduğunuz taraflarını yalnızca onlara iletip sosyal medyanın önüne atmayı tercih etmemek neden kötü olsun ki? Cadı avında değiliz veya avcı toplayıcılık yapmamıza artık gerek yok. İnsanlarla uğraşmaktan daha mühim bir şey edebiyat. Konuyu buradan uzaklaştırıp başka bir soruna odaklanmalıyız artık. Bu noktada, benim için edebiyat ortamımızın en mühim sorununun, yalnızca birbirimizi okuyor olmamız olduğunu söyleyebilirim. Okuma atölyeleri bir elin parmaklarını geçmezken yazma atölyeleri durmadan artıyor. Kimisinin niteliği de tartışılır üstelik. Bu da ayrı bir sorun. Yazmak için okumayan okuru yakalamaya, onlar tarafından anlaşılmaya ihtiyacımız var. Çözümün var mı derseniz, yok. Ama sorunlar iletilmeden çözümler de bulunmaz. Bu yüzden paylaşmayı değerli buluyorum.
Son olarak Parşömen’e aramızda olmaya devam ettiği ve edebiyatımızı güzelleştirdiği için teşekkür ediyorum. Yoksa eteklerimizdeki taşların ağırlığıyla kalakalırdık.
