Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk. Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

Mehmet Özkan Şüküran

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri – Édouard Louis (Çev. Ayberk Erkay), Can Yayınları

Bir büyük faili gösterdiği, izah ettiği, anlamak istediği, kendi hikayesinin gerçek failini bulana kadar anlattığı ve cümlelerini bir bıçağın ucunu sivriltir gibi sivrilttiği için. Bu kez annesinin belini büken şiddetten, yoksulluktan söz ettiği ve kimsenin dillendirmediği bir samimiyette tüm bunları anlattığı için.

Dünyaya Yeni Gelen Okurlar İçin – Barış Bıçakçı (İletişim Yayınları)

Kitabı yazarken keyif aldığını düşündüğüm, bir küçük mesele üzerinden bir sürü uğrak yeri bulduğu için. Daha doğrusu keşfetmenin hazzını kendisi yaşamış ama okurun da bu hazzı almasını ustalıkla sağlamasını istemiş olduğu için. Yazma gücü ve kudreti veren bir kitap.

Korkunç İyi – Emre Söylemez (Edebi Şeyler)

Bir atmosfer, bir duygu durumu, bir deneyim yakaladığı anda onu hiç bilmediği sularda dolaştırdığı ve oradan okuru deneyime, duyguya ve atmosfere dair yepyeni bir bakışla donattığı için. Zeki bir şiir yazıyor Emre Söylemez. Başka bir duyuş ve sezgi var kitabında.

Dimdik Bakma Rehberi – Oğulcan Kütük (Everest Yayınları)

Cesur ve samimi olarak kendini deştiği bir kitap olmuş. Oturmuş bir şiir diline vardığını haber veren, eli yükselten bir kitap olduğu için. Oğulcan Kütük bu kitaba varmak için yazmış diğer kitaplarını. Bir sandalye talep ediyor kitap.

Kutay Onaylı – Türkolmak (Metis Yayınları)

Türkolmak, bir şairin kendi meselesine nasıl mesafe aldığını gösteren başarılı bir kitap. Mesafe almayı iyi biliyor Kutay Onaylı. Tematik bir şiir yazmanın, slogana hiç uğramadan en bireysel yerden politik bir itirazda bulunmanın üstesinden kolaylıkla geldiği için. Türk kalamamanın kitabı Türkolmak. Bu kitapla çok şey talep ediyor ve vaat ediyor Kutay Onaylı.

Yaramız Derindir: Hafıza Sahası ve Sömürgeci Afazi – Özgür Sevgi Göral (İstos Yayıncılık)

2023 yılında yayımlansa da bu yıl içerisinde okuyabildim. Türkiye’nin bir unutma/amnezi ülkesi olduğuna dair itirazda bulunan, hafıza sahasına dair ön kabulleri yıkan ve bunları güçlü argümanlarla sunan bir kitap. Yazarın üslubu ve kitaptaki dil zenginliği ve kavramlarla düşünebilme kabiliyeti okuyanda başka bir kapı aralıyor.

Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

Yavuz Ekinci’nin Rüyası Bölünenler kitabını yazdığı için 2023’ten beri yargılanıyor. Geçtiğimiz günlerde dava şimdilik reddedildi. Bu meseleyi edebiyatın içerisine çekmemin ve önemli bulmamın sebebi edebiyatçıların buna yeterince ve güçlü bir ses çıkarmaması. Edebiyatçılar oturduğu her masada edebiyatın alan kaybından konuşurken böyle bir davanın Türkiye edebiyat kamuoyunda güçlü bir şekilde sahiplenilmemesi bence çok kritik bir öneme sahip. Bu edebiyatçının edebiyat kamuoyunda da yalnızlığının bir göstergesi. Türkiye siyasi ortamında olan kategori setlerinin edebiyatta bir devamı gibi.

Necatigil’in Odası adı taşıyan internet projesinin hayata geçirilmesi bu yılın başka sevindirici haberlerinden biri oldu. Ailenin katkılarıyla Necatigil’in arşivinin dijital ortama taşınması, Necatigil’i yakından tanımak isteyenler için kıymetli bir arşiv sunuyor. Ama ailenin bunu yapmasındaki motivasyonun arşivinin korunamaması olması üzücü. Ölümünün 45. yılına denk geliyor 2024. 45 yıldır ders kitaplarında olan, Türkçe edebiyata sayısız noktada katkısı olan bir şairin arşivini muhafaza edecek, dijital ortama gerektiğinde aktaracak kurumların Türkiye’de yokluğunu da gösteriyor bu durum. Daha doğrusu Türkiye’deki devlet ve özel kurumların edebiyata olan bakışını yansıtıyor. Arşivinin yarına kalacağını düşünen, arzu eden edebiyatçıların bu örnek üzerinde bir düşünmesi gerekiyor gibi.

Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?

Buzdokuz, Varlık, Kitaplık, Kafagöz takip ettiğim, ilk aklıma gelen dergiler.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Edebiyat, giderek gündelik hayatın içerisinde kitapçılardan başlayarak karşılaşma anları daralan bir tür. Karşılaşma, edinme anlarının dijitale kaydığı bir gerçek olsa da ötelenen, gözden uzaklaştırılan türün yerini kişisel gelişim, psikolojik dertlere hemen deva olması dilenen kitaplar almaya başladı. Burada en büyük etkenleri değil, bir dip dalga şeklinde gelen ve bir basınçla yükselen etkenlerden söz etmek, meseleyi daha okunabilir kılıyor.

Edebiyatın değersizliğini Türkiye’deki tüm kurumlar el birliğiyle gerçekleştiriliyor. Bir tür yazısız sözleşme. Edebiyata destek veren kurumlar (belediyeler, jüriler, ödüller, vakıflar vs.) –mış gibi yaparak bu değersizliği hem yazara hem de okura yaşatıyor. Edebi etkinliklerin artık salonlarda ya da geniş meydanlarda yapılması bir yana çadırlarda, dipteki kafelerde yapılıyor olması yazarlar için bir tercih değil bir dayatma biçiminden kaynaklanıyor. Yani berhava olmuş, olabilen hayatların edebiyatla ilgilendiği, edebiyatın nabzının sokakta attığı gibi tezler burada geçerli argümanlar değil elbette. Örneğin bir belediyenin paydaş olduğu ödül töreninde bir salon dahi tahsis edilmiyor, onun yerine bir çadırda bir ödül töreni gerçekleştiriliyor. Paydaş kurumlar da bunu paylaşarak, bir töreni hakkıyla yerine getirmiş gibi bir algı yaratıyor.

Mış gibi yapmak siyaseten böyle olduğu için edebiyata da gündelik hayata da sirayet ediyor. Haliyle okurun, yazarın, yayıncının ve edebiyatı destekleyen kurumların duruma bakış açısı edebiyatın değerini ve değersizliğini belirliyor. Bir yayım bolluğu da söz konusu. Editör, editörmüş gibi yapıp salt kendisine çalışıyor, kendisine yakın kimselerin kitaplarını basıyor. Genel yayın yönetmeni değişince yayınevindeki tüm ilişkiler, politikalar bir anda terkediliyor. Kitapları basılan, edebi dünyada hatırı sayılır bir yeri olan yazarlar bir anda liste dışı kalabiliyor. Okur, okuyormuş gibi yapıyor. Yazar, inanmadığı bir dünyanın yazısını sürdürüyor. Edebiyata destek veriyor gibi duran kurumlar, etkinlikleri, ödülleri önemsiyormuş gibi yaparak, yıl sonunda sadece bir faaliyet raporuna madde arıyor. Dostlar alışverişte görsün misali.

Asıl sorunun ve değersizliğin tam da bu mış gibi yapmakla başladığını düşünüyorum.