Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk. Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

Zarife Biliz

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Öncelikle okuyacağım kitapları yayın yılına bakarak seçmediğimi söyleyerek başlayayım. Dolayısıyla sorunuza yanıt verebilmek için okuduğum kitapların yayın yılına bakmam gerekti. Edebiyatın mutfağında çalıştığımdan bu yıl içinde editörlüğünü yaptığım iki kitabı rahatlıkla anabildim öte yandan.

İlk olarak Fransız felsefeci Chantal Jacquet’in Sel Yayınları’ndan çıkan Sınıf-ötesi Bireyler ya da Yeniden-üretmezlik kitabını sayabilirim. Jacquet burada kendi ürettiği yeni bir kavramı –yeniden-üretmezlik kavramını– ele alırken bu kavramın taşıyıcısı olan bireyleri, yazarları, filozofları, keza bu durumun eserlerindeki izlerini mercek altına alıyor. Ait oldukları dezavantajlı sınıfların toplumsal ve bireysel mirasını, olumsuz koşullarını aşarak, simgesel sermaye aracılığıyla “entelektüel üst sınıfa” geçen bireylerin hayatına, üretimlerine bakarak durumu tekillikten ziyade felsefi ve toplumsal bir olgu olarak anlama çabası sergiliyor. Bu yolla edebiyata, edebi üretime felsefe ve sosyal psikoloji açısından olduğu kadar sınıfsal açıdan da bakıyor. Edebiyatı, hayatı, toplumu, “yazar” denilen bireyi, keza edebi üretimini yeni ve derinlemesine bir bakışla görmek, edebi üretimde sınıfsallığın yerini kavramak, okuma, anlama kaleydoskopunu genişletmek için güzel bir fırsat.

İkinci olarak, Cemal Bâli Akal’ın Zoe Yayınları’ndan çıkan Sonsuzluğun Portresi, Spinoza ve 17. Yüzyıl Hollanda Resmi adlı çalışması da bence kıymetli. Bu eser sanatın felsefeyle buluşma noktalarına ışık tutuyor. Keza resim sanatının, aslında her tür sanat eserinin gündelik hayattaki gerçeği aşkınlaştırdığı, bakanı yahut okuyanı bu aşkınlığa davet edebildiği ölçüde bir eser olabildiğini ortaya koyuyor.

Gerek yazıyla yapılan sanatta (adına edebiyat diyoruz), gerekse çizgiyle, renkle, desenle yapılan resim sanatında, bir ürün ne zaman “sanat eseri” olma mertebesine çıkar sorusunun yanıtına ulaşabilmek için sanatın her alanıyla hemhal olmak, velev ki hepsinin malzemesi hayattır, oradaki bilgiyle, birikimle, mirasla alışveriş içinde olmak, yazılı eserin de tüketicisi değil “okuru” olabilmek için temel bir koşul sanırım.

Son olarak, editörlüğünü yaptığım için 2024’te yayımlandığından emin olduğum, her sürecinde düşünme ve hissetme alanlarımı tetikledikleri, beni hem bir okur hem de bir editör olarak daha derine inmeye, olay anlatısının aşkın bir gerçeğe temas etme biçimlerine, dilin işlevinin bu anlamdaki olanaklarına dair düşünmeye sevk ettikleri için iki öykü kitabını anabilirim. Kâmil Erdem’in O Sonbahar O Kış’ı ile Derya Sönmez’in Öteki Hayvanlar’ı. Yazı evrelerinin farklı merhalelerinde iki yazar, iki bambaşka öykücülük. İkisi de farklı yollardan yapıyor bunu. Derya Sönmez, çok katmanlı bir yalınlık içinde, duyguyu, düşünceyi, karakteri olayın dilsizliği ve müphemliği altına gömmeyi başarıyor. Kâmil Erdem ise dili tüm imkânlarıyla kullanarak bizi karakterlerinin yaşadığı atmosfere, şimdilerine ve geçmişlerine sokmayı başarıyor, onları bir zamansızlık içinde görebilmemizi sağlıyor; orada nefes alıp aynı zamanda boğuluyoruz.

Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

2024 yılı denince aklıma “sahipsiz” oldukları iddiasıyla tüm bir toplumsal vicdanın gözü önünde katledilen, yaşama hakkı ellerinden alınan hayvanların görüntüleri geliyor. Bir de bu bağlamda “ötenazi” kelimesinin nasıl çarpıtılıp, anlamı bozularak araçsallaştırıldığı… Dilin manipülasyonu… İşi dille olan tüm meslek erbaplarının önünde dil de rahatça sömürgeleştiriliyor. Yüzbin yıllık, çocukluğumuzun, gençliğimizin “Kürt böreği” de “küt böreği” oldu ya…

Bir de Gazze’deki insanların çaresizliği. Yardım etmeye çalışan insanlara kadar uzanan zulüm. İnsanın her anlamda artan çaresizliği. Herhangi bir “edebiyat olayı” bunların önüne geçememiş demek ki aklıma gelmiyor şimdi.

Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?

Gerek matbu gerek internet ortamında dikkatimi çeken mecralar var diyeyim.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

En temel sorun, eserin değil de yazarın merkezde olması sanırım. Edebiyatın malzemesi yazı ve metin olduğu için bu durum zemini çok kaydırıyor.