Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk. Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
2023’ün ikinci yarısında ve 2024’te çıkanlar arasından şu kitapları okuduğuma pek memnun oldum ve okuma serüvenimin unutulmayacakları arasına girdiler.
Özgür: Her Şey Parçalanırken Büyümek, Lea Ypi, Yapı Kredi Yayınları (Çev. İlknur Özdemir), Anı: Yazar hem sosyalizmin son günlerindeki hem liberalizme geçişteki hem de iç savaştaki Arnavutluk anılarını anlatıyor ve bunu, sosyalizmi de liberalizmi de, özgürlük anlayışları üzerinden eleştirerek ama bir çocuğun bakışındaki nahifliği de yitirmeyerek yapıyor. Ne sosyalizme ne kapitalizme inanan, her türlü otoriteden nefret eden, sosyalizmin amaçlarına hayransa da uygulanma şekilleri konusunda tereddütlü olan, herhangi bir ideolojiden ziyade isyana kendini yakın hisseden kronik muhalif baba karakterinde kendimden bir şeyler buldum.
Koloni, Audrey Magee, Delidolu Yayınları (Çev. Niran Elçi), Roman: Tam bağımsızlık için mücadele eden İrlanda ile İngiltere arasındaki çatışmaların gölgesindeki minik bir İrlanda adasına resim yapmaya gelen İngiliz bir ressamla, İngilizce yüzünden yok olmakta olan İrlanda dili Galceyi araştırmaya gelen Fransız bir dilbilimcinin atışmaları ve Adalılarla ilişkileri üzerinden sömürgecilik, aidiyet ve kimlik üzerine bir hikâye anlatırken, dil ve sanat hakkında da düşündürüyor. Adanın sert koşullarını tasvirlerle yumuşatan şiirsel dil, İrlanda gerçekliğini okurun yüzüne çarpan saldırı haberlerinin soğukkanlı aktarımıyla kesintiye uğradığından okura huzur vermiyor. Sömürülmekten ve yoksul olmaktan kurtulmanın ve de kendi kaderini tayin etmenin yolu varlıklı sömürgeciden medet ummaksa, hiçbir şeyin değişmeyeceğini imliyor kitap.
Toba Tek Singh, Saadat Hasan Manto, Metis Yayınları (Çev. Arzu Çiftsüren), Öykü: Urdu edebiyatının öncüsü yazarın öykülerinde Hindistan-Pakistan bölünmesinin yarattığı sancı ve bu bölünmeyle hâkim kılınmak istenen ulusal anlatının dışına itilenler var. Delileri, fahişeleri, garibanları, göçe zorlananları anlatırken onlara acımak yerine onlardaki özgürlük, sevme gücü gibi olumlu duygulara işaret etse de, bu duyguların kırılgan ve geçici yapısına da dikkat çekiyor. İroniyi koluna takıp; birçok dile, dine, kasta bölünmüş bir toplumda tutarsızlığı absürt içinde eriterek yansıtıyor. Tam olanı değil eksik olanı, hissedileni değil hissedilir hissedilmez kaybolmaya başlayanı, kaybettiği için üzüleni değil kaybettiği için mutlu olabileni anlatıyor.
Âlemciler, Zafer Doruk, Sel Yayıncılık, Öykü: Sokağın dilini iyi bilen yazar yine Orhan Kemal geleneğini sürdürerek esnafı, işçiyi, işsizi, yoksulu anlatıyor. İnsanları yargılamak yerine anlamaya çalışan yaklaşımıyla, asıl suçlunun düzen olduğuna dikkat çekiyor. Yalın bir dil kullanmasına rağmen incelikle örülen anlatımı her öyküyü etkileyici kılıyor.
Şehrin Şeytanları: Şiddet Hikayeleri Eşliğinde Bir İstanbul Gezintisi, Hakan Sipahioğlu, Notabene Yayınları, Öykü: Sınıf ayrımı gibi toplumsal konuları bile fantastikle birleştirerek mizahi bir tonla veren ve bunu yaparken de eleştirisini hikâyesine yedirmeyi bilen öyküleriyle yazarın ne dil yetkinliğini her satırda hissettirdiği renkli, zengin bir anlatımdan ne de yaratıcı bir kurgudan ödün veren özgün bir tarzı var.
Ayın Karanlık Yüzü, Utku Şahin, Klaros Yayınları, Öykü: İnsanın utanç, vicdansızlık, pişmanlık, bencillik vb. karanlık yanlarına eğilip insan dolu yalnızlıkları, tek kişilik kalabalıkları kurcalayan öyküler yaratıcı kurgularıyla öne çıkıyor. Sıradan hayatlara da trajikomik/metafiziksel yolculuklara da nahif dokunuşuyla yazarın birçok öyküsünde kaçma arzusu baskın. Hayvan dostlarına özel bir öykü de içeriyor.
Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
2024 senesini edebi açıdan aklıma kazıyacak bir olay benim için olmadı. Sevdiğim bazı yazarlar hayata veda etti ama onları yaşarken yazdıklarıyla hatırlayacağım, ölüm tarihleriyle değil. 2024 senesini, sokak hayvanları için cehennemin kapılarının ardına kadar açılmasının ve sessizlerin sesi olmaya çağıran sokak eylemlerinde hiçbir yazara denk gelmemiş olmanın hayal kırıklığıyla hatırlayacağım.
Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?
Üniversite senelerimden şimdiye kadar en az bir sayısını okumadığım basılı edebiyat dergisi kalmamıştır sanırım. Birkaç dergiyi de düzenli olarak alırdım. Son senelerde hayatımıza giren sanal dergilerdeki öykü ve yazılaraysa büyük bir iştahla saldırıp, denk geldiğim hepsini okumaya çalışırdım. Ne var ki, edebiyat ortamını tanıdıkça soğudum, öncelikli olanın her zaman nitelik olmadığına dair inancım maalesef güçlendi. Artık sadece özellikle merak ettiğim bir yazı veya yazar olduğunda okuyorum.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Başka kalemlere öykünen ama onlarla arasında bir farklılık yaratamadığı gibi, onları nitelik olarak geçemediğinden onların kötü bir taklidine dönüşen veyahut kadın hakları, göçmenlik vb. önemli, hassas bir konu seçilip ödev gibi yapılmış hissi veren hikâyelere denk geliyorum. Anlattığı konuya hâkim olamayan bir özentilik seziyorum ve çoğu kez kendimi, belki de insan sadece en iyi bildiğini, kendi hayatında temas edebildiğini anlatmalı derken buluyorum. Sözcük ve imkân açısından zengin bir dilimiz olduğundan dile de kurgu kadar önem verilmeli diye düşünüyorum. Ama bunu derkenki kastım, belki de artık milyar kez kullanılmış ve metne bir şey katmayan türden benzetmeler kullanmak falan değil mesela. Konular da sınırlı; bir metni yeni bir şey söylemediği için eleştiremeyiz bence ama yeni bir şekilde söylemediği için eleştirebiliriz.
Yerli öykücü enflasyonu yaşanırken, markalaşmış “büyük” yayınevleri keşke gerçekten bir filtre olabilseydi. Şu anda piyasadaki yerli yazarların dosyalarının çoğu önce büyük yayınevlerine gitmiştir ama genelde zamanla görülüyor ki, hepsi arasından seçilenler en iyiler değil; seçimde başka faktörler etkili. Bu en başta okura saygısızlık. Hal böyleyken, kitap basımında nitelikten ziyade kişisel ilişki veya atölye vs. gibi maddiyat ilişkisi kollayan edebiyat erklerini eleştirmek yerine, kitabını parayla bastıran yazarların eleştirilmesini de tuhaf buluyorum. Ülkede okur sayısı farklı nedenlerle azalmışken her (büyük) yayınevi de şapkasını önüne koyup düşünsün bence, acaba bunda kendisinin ne kadar payı var diye.
Bir de, umarım artık yazar ile eserini ayırt etmeyi öğreniriz. Bir yazarın, karakterine söylettikleri yazarın kişisel fikirleri olmak zorunda değil. Ayrıca, bir yazarın kişisel fikirleri, hayatı ve hatta hataları, suçları nedeniyle de eserlerini yok sayan iptal kültürünün edebiyata kattığı hiçbir şey yok. Örneğin, benim kırmızı çizgim, en çok ötekileştirilen hayvanlar, bu nedenle hayvan düşmanı bir yazarın kitabını muhtemelen okumam ama sonuçta bu benim kişisel tercihim; onun eserlerinin yok edilmesini ve/veya adının piyasadan silinmesini savunacağım anlamına gelmiyor.
Son olarak, Parşömen’e daveti için teşekkür ederim. Umarım 2025 adil bir dünya inancımızı ve mücadelemizi perçinleştiren bir sene olur.

Ayın Karanlık Yüzü – Utku SAHİN
Bu yıl benim de favorilerim arasinda