Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.
Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Bu yıl okuduğum dört farklı ülkeden dört kurmaca kitabı çok beğendiğimi söyleyebilirim. Zaman Sığınağı – Georgi Gospodinov, Körlük – José Saramago, Kairos – Jenny Erpenbeck, Büyük Defter, Kanıt, Üçüncü Yalan – Agota Kristof.
Öncelikle bu dört yazarın edebi dili; varoluşçu bakış açısı; yersiz, zamansız, okurda yabancılaştırma etkisi yaratan kurgusu keyifle okumamı sağlayan en önemli etmenlerdendi. Gospodinov ve Saramago’nun gerçeğin katlanılmaz tarafını distopik bir hikayeyle sunması; Kristof ve Erpenbeck’in karakterlerinin bireysel acılarından yola çıkarak tarihin taşlarını yerinden oynatıp toplumsal belleği zorlaması; onları, bu sene okuduğum diğer yazarlardan ayrı tutmamı ve kitapların hafızamda yer etmesini sağladı.
Zaman Sığınağı ve Körlük, bireyin yaşantısının toplumsal boyutta ne kadar kontrol edilebileceğine ve yaşantı dediğimiz deneyimlerin nasıl bir illüzyona dönüşebileceğine, devlet sistemi çürüdükçe şiddetin ve de ahlaksızlığın; adaletin ve güvenin yerine geçeceği gerçeğine odaklanıyor.
Büyük Defter’de savaş süresince var olmaya çalışan iki çocuk; Kairos’ta ise savaş sonrasında dağılan benliğini toplamaya çalışan ve bir arada olmaya uğraşan bir çift var. Satır aralarında ustalıkla verilmiş psikolojik ve sosyolojik gerçeklikler, kitapları bitirdikten sonra da uzun süre üzerinde düşünmemi sağladı.
Kitapları okurken karakterlerin çelişkilerinden ve çatışmalarından, tarihi, sosyolojik ve psikolojik ayrıntılardan, bugünün dünyasında yaşanan şiddete, çürümüşlüğe ve bunlardan dolayı devam eden acılara ve kayıplara ayna tutan hikayelerinden çok beslendim. Bitirdikten sonra, benim hayatıma dahil olan, bir süre benle dolaşan kitapları ayrı seviyorum.
Bambaşka coğrafyalarda yazılmış olsalar da içinde bulunduğum kültürün siyasi, ekonomik, sosyolojik ve tarihsel geçmişiyle benzer noktalara değinmesi, bu kitapları beğenmemde diğer önemli bir ayrıntıydı.
Kurgu dışı bir kitap olarak da Byung-Chul Han’ın Palyatif Toplum & Günümüzde Acı kitabını çok beğendim. Han kitabında Algofobi (acı korkusu) etrafında şekillenen günümüz toplumunu ele almış. Neoliberal performans toplumu, beğeni kültürü, hedonizm, narsisim, sürekli olumlanan mutluluk, başka insanların acılarının dikizlendiği gözetleme kapitalizmi gibi toplum yapısını derinden etkileyen meseleler ayrıntılı bir şekilde ifade edilmiş.
Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Bu sene Nobel edebiyat ödülünü Güney Kore’den, Kore dili ve edebiyatı mezunu bir kadın yazarın (Han Kang) alması benim için önemliydi.
Edebiyatın, politikadan ve toplumun sosyolojik gündeminden bağımsız olamayacağını düşündüğüm için\ yıllardır devam eden İranlı kadınların sisteme karşı verdikleri mücadele ile ilgili bu sene de yazılan her şey benim için önemli birer edebiyat olayıydı.
Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?
Parşömen keyifle, düzenli olarak takip ettiğim online bir dergi. Ayrıca elimden geldiği kadar Notos’u ve Varlık Dergisini alıp okumaya çalışıyorum.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Bence, okurlar kitaplara ve yazarlara bir takım bilişsel önyargılarla yaklaşıyor. Mesela, pek çok kitabı olan iyi bir yazarın en son yazdığı kitabın da iyi olacağından emin olduğu için beğenmese de kendini zorlayarak kitabı bitirmeye çabalıyor. Ya da ilk kitabını çıkarmış bir yazarı, ilk defa duyduğu için şans vermeyebiliyor.
Her şeyin hızla tüketildiği, zamanın sanki daha da hızla ilerlediği bir ortamda yazma ve okumanın da bu akıştan negatif etkilendiğini ve de edebi değerin azaldığını düşünüyorum. Çok kitap okuma, çok yazma, çok satma ve çok satın almanın; keyif almanın ve içselleştirmenin önüne geçtiğine inanıyorum.
Bunun yanında beni umutlandıran şeyler de var. Dijital platformlarda kitaplarla ilgili podcast programlarının olması ve sesli kitapların yaygınlaşması daha çok okura ulaşılmasını sağlıyor. Ayrıca gördüğüm kadarıyla basılı kitaplara sadık okurlar da bu durumdan çok fazla etkilenmeyip kitap satın almaya devam ediyorlar. Son olarak, sinema ve televizyon dünyasında güzel kitap uyarlamalarına denk geliyorum ve de okuduğum kitabı izlemenin keyfi de başka oluyor diyorum.
Umarım 2025’te de edebiyat sever okurlar ve yazarlar bir yerlerde, sayfalarda ya da platformlarda bir araya gelmeye, üretmeye devam ederler. Parşömen de bize iyi gelen, kıymetli yazılarıyla hayatımızda olmaya devam eder.
