Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.

Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

Çağdaş Küçük

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Osman Akınhay’ın hatıralarının yer aldığı Heveskâr Çevirmen bu sene en beğendiğim kitap oldu. İkinci cildini hevesle bekliyoruz.

Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

Füruzan, Ferit Edgü ve Paul Auster artık aramızda yok.

Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?

Artık düzenli takip edemiyorum ancak dosya içerikleri tercihimde belirleyici oluyor. Bunun dışında internetten Parşömen, Edebiyat Haber ve Oggito’ya her gün bakarım.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Otuz yıl kadar önce üniversiteye başladığımda Orhan Pamuk’un Yeni Hayat romanı yayımlanmış ve yer yerinden oynamıştı. Üstelik o yıllarda Kara Kitap hâlâ elden ele dolaşıyordu. İkinci sınıfta gazetelerden Yaşar Kemal’in yeni romanı çıkacağını öğrendiğimizde nasıl da heyecanlanmıştık. Üniversiteyi bitirip mesleğe adım attığımda Vedat Türkali’nin Güven romanı çıkmış, satın almak için hafta sonu otobüse atlayıp memlekete gitmiştim.

Bu anlattıklarım sadece dört beş yıllık bir kesiti kapsıyor. Peki, ömür yeterse on beş yirmi yıl sonra edebiyatla ilgili bugüne dair ben kime ne anlatacağım?

Gerçek bu, edebiyatımızda son zamanlarda deyim yerindeyse artık yaprak kımıldamıyor. Peki, niye böyle oldu? Bunun cevabıyla ilgili ısrarcı olamayacağım düşüncelerim var. Birincisi, belki de artık Sait Faik’i, Tomris Uyar’ı, Yaşar Kemal’i, Orhan Pamuk’u, Adalet Ağaoğlu’nu, Turgut Uyar’ı, İlhan Berk’i, Fethi Naci’yi, Mehmet Fuat’ı, Erdal Öz’ü, Salâh Birsel’i ve daha nicelerini yaratan, onlara şekil veren iklim ya da koşullar artık kaybolmuştur. İşinde titiz, yetenekli, tutkulu ve biraz da obsesif insanları edebiyatta buluşturan ve büyüten toplumsal koşullar galiba artık yok ve hatta işin acı tarafı günümüzde bu koşullar geriye gitmiş bile olabilir. Şunu kabul ediyorum, örneğin İngiltere’de Iris Murdoch ya da John Fowles okumuş bir kitapsever muhtemelen bugün yazılan İngiliz romanlarıyla çok mutlu değildir ancak bizde bu mesafe gerçekten çok daha arttı. Son yıllarda toplum bir dönüşüm içinde. Hepimizin söylediği şey, ülke olarak niteliğin, saygınlığın, özenin, liyakatin yitirildiği bir dönem yaşıyoruz. Bu durum bizi her alanda bezginliğe ve de umutsuzluğa sürüklüyor, doğal olarak bundan edebiyat da payını alıyor. Evet, beklediğimiz o romanlar yazılmıyor, dergiler satılmıyor, yayıncılık ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor. Şu satırları okuduğunuz Parşömen’in bile beş yıl önceki dinamizme sahip olduğu söylenebilir mi? Örneğin hep dile getirilen, “Edebiyatımızın bu durumda oluşunun en temel sebebi eleştiri eksikliğidir. Bizde eleştiri yok!” düşüncesi… Eleştirinin olmamasının sebebi zaten yaşadığımız dönüşüm değil mi? Edebiyat tartışmalarının “Türk Edebiyatı mı Türkçe Edebiyat mı?” kısır döngüsüne girdiği bir ortamda edebiyat eleştirisinin kendisine yer bulması mümkün mü?

İkinci bir handikap da içinde yaşadığımız dijital çağ. Bilinen bir gerçek, okuma bilinci ancak küçük yaşlarda kazanılması gereken okuma alışkanlığı ve edebiyat sevgisiyle elde edilebiliyor. Bu bilince erişmiş bir yetişkini hiçbir dijital aparat okumaktan alıkoyamaz ancak çocuklarımız için durum farklı. Ünlü yazarlarımızın geçmişine dair hikâyeleri hep okumuşuzdur, yaşadıkları yoksunlukların onların okumayla olan ilişkilerinde nasıl kuvvetli bir etki oluşturduğu tartışılmaz bir gerçek. Kırk yıl önce büyüyen bir çocukla dijital oyuncakların çevresini sardığı bugün yetişen bir çocuğun edebiyatla ilişkisi aynı sonuçları doğurabilir mi?

Bence sorun eleştiri eksikliği, kitapların pahalı olması, sosyal medyadaki arkadaş kayırmacılığı, vasata yapılan aşırı övgü ya da yayıncıların tanıdıklarının kitabını basması değil. Bunlar sadece sonuç. Biz, içinde yaşadığımız toplumsal dönüşüm ve dijital çağın getirdiği handikapların yarattığı sonucu yaşıyoruz.

Geçenlerde sosyal medyada Roll Dergisi’nin sayılarını görünce o yıllara gittim ve şunu düşündüm. 90’lı yıllarda rock müzik altın çağını yaşıyor ve biz albüm almaya para yetiştiremiyor, artan parayla da Roll alıyorduk. Acaba müziğin o yükselişi olmasaydı Roll diye bir dergi gene de çıkar mıydı? Bilmiyorum, belki de bugün yayımlanacak birkaç çok büyük roman lokomotif görevi görür de edebiyat ortamımıza çeki düzen vermeyi, yeni ve nitelikli oluşumlar yaratmayı sağlayabilir.

Herkese güzel bir yıl diliyorum.