Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine sorduk.
Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin… İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2024!

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Şimdi bu soruyu iki parçada yanıtlayayım çünkü ben yıl içinde çok beğendiğim kitaba denk gelince gaza gelip onunla ilgili bir yazı yazıyorum zaten. O nedenle önce bu yıl yazısını yazdıklarımın isimlerini vereyim, merak eden yazıya bir şekilde ulaşır zaten. (Bu arada 2022’in son aylarında yayımlananları da bu yanıta dahil ettim.)
Yerli öykü olarak Mehmet Fazlı Gök “Çirkin Sevgilim”, Özlem Dikeçligil “Hayalet Bakıcısı”; yerli roman olarak Ali Özgür Özkarcı “Kopukluklar”, Mehmet Erte “Sahipsiz Yüzler”; çeviri öykü olarak Lucy Caldwell “Yakınlıklar”; çeviri roman Eudora Welty “İyimser Babanın Kızı”, Denis Johnson “Tren Düşleri”, William Maxwell “Kırlangıçlar Gibi Geldiler”.
Beğendiğim ama pek çok sebeple yaz/a/madığım kitaplara gelirsek yine geçen senenin sonunda yayımlanan Batuhan Aşıktoprak’ın “Alesta”sı epey iyi bir ilk romandı, son yıllarımıza dair anlattıkları ve anlatım biçimiyle önemliydi, hakkında yazmayı düşündüğüm yazı maalesef babamın vefatına denk geldi ve ben yaşamımda bambaşka bir döneme girdim, hep aklımda, umarım bir gün yazarım.
Sevim Çiçek’in “Dağlar Taşlar Tanığımdır”ı memur olmam sebebiyle yazamadım desem yeridir çünkü Sevim Hanım’ın dokunduğu toplumsal konular 1915’ten bugüne konuşmamayı seçtiklerimiz. Hiçbir biçimde klasik toplumcu öykücü rolüne bürünmeden din, dil, ırk, cinsiyet gibi kavramlar üzerinden insanı didikliyor Sevim Çiçek. Noktayı koymayı gerektiği yeri biliyor ve okura koskocaman bir vicdan yükü bırakıyor.
Yine geçen yılın sonunda yayımlanan Graham Swift’in “Annelerin Kutsal Pazarı” incecik bir romanda ele aldıklarıyla beni kendisine hayran bıraktı. Kurmaca ve gerçek üstüne kafa yorduran romanda Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkım, İngiltere’deki sınıflar, kadın olmak ve asıl olarak aşk ve şehvet var. Yazarın kurgu ustalığı bizi yüz on sayfada yirminci yüzyılın sonuna kadar getiriyor neredeyse. Bu senenin bence en iyilerindendi.
Kurmaca dışı olarak Onur Çalı’nın “Gemilerle Seyahat Eden Sözcükler”ini çok sevdiğimi ekleyeyim. Böyle içten, sade, dili lezzetli metinlere çok ihtiyacımız var.
Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Valla 2023 benim üstümden kişisel sebeplerle de o kadar ağır geçti ki şu an ne olmuştu, bitmişti hatırlayamıyorum bile. Sanırım yaz sonuna damgasını vuran İthaki Yayınları olayı hâlâ hepimizin aklını kurcalıyor. Suçlamalar, alacak, verecekler havada uçuşurken, binlerce okur yayınevinden kitap alıp okumayacağını, pek çok yazar dosyasını çekeceğini söyledi. Ben uzun süredir yayınevini kitabını almayarak cezalandırma diye bir yönteme inanmıyorum, üzgünüm. Oraya emek veren, içeride olan pek çok arkadaşımız oluyor genelde çünkü. Ha ne yapmak gerekir derseniz, onu da bilmiyorum ama aynen bu olayda olduğu gibi hiçbir şey açıklanmadan konular kapanıp gidiyor. Olay patlak verdiğinde ânın şehvetiyle verilen beyanların kaçı halen geçerli acaba? Ve yayıncılık sektörü niçin bu hâlde, yeri geldiğinde mahalle pastanesinden, bakkalından bile daha az profesyonel davranışlar (gece gece ülkenin en büyük yayınevinin genel yayın yönetmeninin twitter’a imalı iş ilanı koyması gibi) sergileniyor, kimse hakkını alamıyor, emek sömürüsü had safhada, bunları düşünmek lazım.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Yukarıda bahsettiklerimin dışında kötüye giden bir edebiyatımız var, sanırım bunu herkes yavaş yavaş dillendiriyor. Üretimin çokluğu gözümüzü yanıltmasın. Özellikle sosyal medyada tanık olduğumuz belli mecraların etrafında çeteleşmelerin, taraf tutmaların yarardan çok zarar getirdiği çok açık. Sevdiğiniz o yayınevi her zaman iyi kitaplar yayımlamayabilir, sevdiğiniz o internet dergisinde kötü öyküler de olabilir, hatta ve hatta tanışınız ya da arkadaşınız olan o yazar da kötü şeyler yazabilir. Umarım hepimizin düşündüğünü bize dürüstçe söyleyecek dostu olsun. Her yerde söylüyorum, belki beni de bir network parçası sanan vardır, değilim, üstelik kitaplar üzerine yazdığım için kendimi özellikle böyle ortamlardan ayrı tutmaya çalışıyorum. Zaten tüm bunların üstünde memlekette kimin dahil olabileceği birtakım dostluklarla tayin edilen network’ler üstü bir network var. Onlar dokunulmaz, oraya hiç bulaşmayayım.
Geçen sene bookstagrammer tayfanın verdiği zararlardan bahsetmiştim, bu sene de özellikle yerli öykü okurunun çoğunluğunu oluşturan yerli yazarlarımızdan bahsetmiş oldum. Çünkü geriye kalan maalesef niteliksiz okur. Okur sorunumuz hep vardı, var ve olacak. Pohpohlananı, reklamı yapılanı iyi sanıp övgülere boğduğu için de ilk cümleyi uzun yıllar kuracağız. Edebiyatımız iyiye gitmiyor.

Dün Mephisto Bahariye’de kitapları 3 farklı yayınevinden çıkan 3 yazarımızın söyleşisi vardı. (Fatih Gezer, Arlin Çiçekçi, Başar Yılmaz)
Benzer yorumlar yapıldı. Düzenin rezaletine sessiz kalan yazarlardan tutun da yazarlara hep mükemmelsin diye alkışlayan sanal destekçilere kadar pek çok konuda sorunlar olduğu ve bunların dile getirilmesi gerektiği vurgulandı. Her eser mükemmel olmak zorunda değildir. Yazarın neyi nasıl anlattığı, okura nasıl dokunabildiği, okurun eserden ne aldığı asıl meselemiz olmalı.
Hepimiz aynı şeylerden dertliyiz de, çözüm bulamıyoruz.
Teşekkür ederim Banu Hocam.
Ben teşekkür ederim asıl :))