2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Gece Yarısı Mavisi, Füruzan: 2023 yılında hayata veda eden Füruzan’ın ilk öykülerinin kitaplaştırılması bu yılın ilk güzel sürprizlerindendi. Olcay Akyıldız ile Bilge Ulusman’ın hazırladığı kitapta ilk kez bir araya gelmiş on altı öykü var. Füruzan’ın yetkinliği, dil lezzeti, insana ve yaşama incelikli bakışı, yazarlığının ilk yıllarında da kendini gösteriyor. Füruzan yaşasaydı, Gece Yarısı Mavisi’nin yayımlandığını görebilseydi keşke.

Kavuşmak Hayal Oldu, Nedim Gürsel: Mektuplar, günlükler, hatıratlar her daim ilgimi çeker. Nedim Gürsel’in kaleminden çıkan mektupları da heyecanla okudum. Gürsel’in Paris’ten İstanbul’a, annesi Leyla Gürsel’e yazdığı mektupları okurken hem genç bir yazarın yazarlık yolunda yaşadıklarına, hissettiklerine tanık oldum hem de dönemin edebiyat çevreleriyle ilgili pek çok şey öğrendim. Kavuşmak Hayal Oldu satır altlarını çize çize okuduğum, beş yüz on iki sayfalık bir hazine.
Nassı Güzeller, Mehmet Öztek: Mehmet Öztek’in dördüncü şiir kitabı Nassı Güzeller‘i yıl boyunca elimden bırakamadım. Öztek’in şiirinde hem politik ve toplumsal eleştiriler (“Asgari ücret, seçimden seçime hatırlanan asgari ücret / ülkemizde 1000 tl üzülsün tabii / Laf lafı açıyor usta halkımız, o ‘evlerde zor zapt edilen’ halkımız / buna istikrar diyor inanamazsın) hem poetik eleştiriler (“Türk şiirinde seks yok Şahika”, “Şiirde seks yok, oysa her şey seks için değil miydi Şahika”) nefis bir ironik dille karşımıza çıkıyor. Nassı Güzeller salt eleştirel şiirlerin yer aldığı bir kitap değil elbette. Şairin dizelerinde aşkı, erotizmi, özlemi, yalnızlığı da duyuyor, hissediyorsunuz. “Duymak” diyorum, çünkü Mehmet Öztek şiirinin müzikal bir dile sahip olduğunu düşünüyorum; Ahmet Hâşim’in “musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın mutasavvıt bir lisan” dediği o dile. Nassı Güzeller bu yıl şiir türünde okuduğum en iyi kitap.

Korkunun Kıyılarında, Buket Arbatlı: Otokurmacanın son derece yaygınlaştığı çağımızda, Buket Arbatlı, kalemini rüzgâra kaptırmak yerine kurmacadan yana konuşturmayı tercih etmiş. Bence bu çok kıymetli bir tercih. Korkunun Kıyılarında üzerinde çokça çalışılmış bir kitap. Öyküler, bin dokuz yüzlü yılların ilk yarısında geçiyor. Yazar, hiç yaşamadığı o yılları anlatırken gerçekçiliği, inandırıcılığı, detaycılığı elden bırakmamış. Erkek anlatıcıların dünyasını da çok iyi işlemiş Arbatlı. Öyküleri okurken “evet, o dönemde yaşayan bir erkek böyle konuşur zaten” diyoruz, bu sahiciliği mümkün kılmak çok mühim.
Bize Ait Bir Yer, İlgi Erpelit: İlgi Erpelit, Bize Ait Bir Yer adlı ilk romanıyla “iyi ki yazmış” dedirtti bana. Hayranlıkla okudum. Tertemiz bir dil, sağlam bir kurgu, titizlikle yaratılmış karakterler. Erpelit, insan ruhunun âdeta röntgenini çeken bir gözlem gücüyle inşa etmiş karakterlerini. Ayrıca, çocuk anlatıcılı bir roman yazmanın zorluğunun üstesinden de başarıyla gelmiş. “Oturma odası cumhuriyeti” belleğimden asla silinmeyecek. Yazarın yeni kitaplarını merakla bekliyorum.
Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?
Şahsi “edebiyat olayımla” sözüme başlamak istiyorum: Üzerinde altı yıl çalıştığım ikinci romanımı nihayet bu yıl tamamladım. 2025 bana uğurlu geldi diyebilirim.
Bu yıl sanıyorum en çok yapay zekânın edebiyata etkisi üzerine konuştuk. Yapay zekâ, hız çağı (ya da kaydırmalar çağı), sanattan ziyade “içerik”in rağbet görmesi, içerik üretmedeki / tüketmedeki korkunç hız beni ürkütüyor, endişelendiriyor. Bunca “yapaylık” içinde hâlâ roman, öykü, şiir yazanlar, ilhamın ve emeğin gücüne, kıymetine inananlar olarak pek azız. Fakat hayattayız, yaşıyoruz, buradayız. Yazmaya devam edeceğiz, tüm umutsuzluklara rağmen.
Bence bu yılın önemli edebiyat olaylarından ikisi, 17. Bursa Edebiyat Günleri ile Bursa Uluslararası Edebiyat Festivali’ydi. Katılanlar bana hak verecektir, etkinlikler son derece doyurucu ve ufuk açıcıydı. Bursa Büyükşehir Belediyesi, 2025 yılını “Bursa Tanpınar Yılı” olarak belirledi ayrıca, bu bağlamda da pek çok etkinlikler düzenledi. Bursa Büyükşehir Belediyesi ekibini edebiyata verdikleri kıymetten dolayı kutluyorum; başta Hakan Akdoğan, Nahit Kayabaşı, Şafak B. Pala, Özge Sivrioğlu, Demet Çaltepe olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Baştan sona harika geçen 17. Bursa Edebiyat Günleri’nde konuşmacı olarak yer aldığım, André Gide’in Bursa günlerini anlattığım için mutluluk duyuyorum… André Gide’in İstanbul’u beğenmeyip Bursa’ya hayran kalmasına şaşırmamak lazım. Sözü geçmişken hatırlatmak isterim, Bursa, Georgi Gospodinov ile Papa 14. Leo’yu aynı gün sınırları içinde buluşturan tek şehirdir!

Bir önceki sorunun yanıtı için altı kitap seçebilseydik, Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm’ünü eklerdim. “Edebiyat olayı” diyebilir miyiz bu kitap için? Bana kalırsa evet. Bahçıvan ve Ölüm çok sarsıcıydı, çok hüzünlüydü, çok gerçekti. Hiçbir yapay zekânın yazamayacağı türden.
Necati Tosuner’in yazarlık yaşamında ilk kez bir kitap tanıtımına “evet” demesi, bir akşam üzeri Alakarga Yayınları’nda okurlarıyla buluşması kuşkusuz bu yılın edebiyat olaylarından biriydi. Okurları olarak oradaydık, ne mutlu bize. Ne mutlu hepimize, Necati Tosunerimiz var.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Çoğumuzun dillendirdiği gibi, en mühim sorunlarımızdan biri eleştiriye tahammülsüzlük, eleştirinin linç olarak algılanması. Yazar ne kadar özgürse okur da o kadar özgürdür. Okur, bir metni dilediği gibi yorumlar ve eleştirir. Jean-Paul Sartre’ın Edebiyat Nedir‘de söylediklerine bütünüyle katılıyorum:
“…yazar, yazma zahmetine katlanışıyla okuyucularının özgürlüğünü; okuyucu da, daha kitabı açtığı an yazarın özgürlüğünü tanıdığına göre, sanat yapıtı hangi yönden bakılırsa bakılsın, insanların özgürlüğüne güvenme işidir. Ve gerek okuyucular, gerekse yazar bu özgürlüğü ancak onun ortaya çıkması için tanıdıklarına göre, yapıt, dünyanın, insan özgürlüğünü gerektiren düşsel bir canlandırılışı olarak tanımlanabilir.”
Sevgili Onur Çalı’ya ve Parşömen’e teşekkür ederim. Herkese iyi yıllar ve daha çok özgürlük diliyorum.
