Parşömen’in 7 yıldır sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. 2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Nazire K. Gürsel

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Dijital ortamda kültür edebiyat dergisi çıkaran bir ekibin parçası olarak, yerli edebiyatımızı mümkün olduğunca takip ediyorum, en sıkışık dönemlerde dahi zaman ayırıyorum. Son sorunun yanıtında yer verdiğim tespitler elbette kitap tercihlerimde etkili. Yayıncı olarak beni en fazla mutlu eden, öyküsünü yayınladığımız bir yazarın kitabının basıldığını görmek diyebilirim.

Okur olarak ise beni en fazla cezbeden, heyecanlandıran İskandinav edebiyatı olmuştur. 2025, İskandinav edebiyatı için bir “roman patlaması” yılı sayılmasa da Norveçli yazar Karl Ove Knausgaard’ın (The Third Realm) ve Danimarkalı yazar Solvej Balle’nin (On the Calculation of Volume) seri anlatıları, 2025’te de Avrupa’da edebiyatın merkezinde durmayı sürdürüyor.

Ek olarak, İzlanda ve Norveç merkezli metinlerde doğanın bir dekor değil, başlı başına bir karakter olarak ele alınması, okur olarak bu eserlerin gözümdeki değerini artırıyor.

2026’da İskandinav edebiyatının ülkemiz okuruyla daha fazla ve daha hızlı buluşmasının, yerli edebiyatımız için de yol gösterici olacağı kanısındayım.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

2025 edebiyatımız için usta kalemlerin kaybettiğimiz bir yıl oldu ne yazık ki. Okurun uzun zamandır döneme damga vuran bir başyapıt beklentisi var. Önceki yıllarda olduğu gibi 2025’te de tek bir romanın “yıla damga vurduğu” konusunda geniş bir mutabakat oluşmadı. Bu noktada zamanın ruhu devreye giriyor elbette. Bir on yıl önceye göre bile “okur ilgisi” dağınık, herkesin aynı kitaba ilgi göstermesini beklemek gerçekçi değil.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Nitelikli eleştiri ortamı kayboldukça, hatalar da sıradanlaşır, giderek göze batmaz olur. Buna bir de tartışma ortamının kısırlığını ve “ille de görünür olma” takıntısını ekleyin. En önemli konu ya da sorun bu bence.

Kaldı ki, edebiyat ortamımızda sorunlar artık tekil başlıklar hâlinde değil de birbirini besleyerek derinleşen bir yapı olarak karşımıza çıkıyor.

Kime sorsanız, editörden yayınevlerine, tanıtım pratiklerine kadar neredeyse her alanda etik dışı tutumların olağanlaşmasından şikayetçi. Ancak şikayet edenler de aynı döngünün içerisinde genellikle.

Memleketin içine düşürüldüğü anti demokratik ortamda oto sansür fazlaca dile getiriliyor haliyle. Oto sansür denilince, yazarın neyi yazmaması gerektiğini önceden hesapladığı bir iklim akla gelir. Günümüzde buna eşlik eden anti-entelektüel hava, derinlikli düşüncenin yerini hızla dolaşıma girebilen yüzeysel söylemlere bırakmasına yol açarak sorunu daha da derinleştirmekte.

Okur tarafında da benzer bir kopuş söz konusu. Eleştirinin neredeyse tamamen tanıtıma indirgenmesi okuru ne kadar rahatsız ediyor, emin değilim.

Yerli edebiyatımızın dünyaya açılması ise edebiyat dışı şartlara tabi gibi. Bir romanın Türkçeden dünya dillerine çevrilmesi için belli mevzuların içine sıkışmış olması gerekiyor ki bu tatsız gerçeklik edebiyatımız için cendereye dönüştü. Ne yazık ki bu konu konuşulmuyor bile ve bu duyarsızlık ya da kabulleniş hali endişe verici. Yerli yazarlarımızın kitaplarının ülke içinde basılabilmesi için dahi gene yukarda sözünü ettiğim çok sınırlı alanda kalem oynatmaları gerekiyor ki bu da yazının ve kurgunun geleceği için gerçek bir tehlike.

Bu tabloya bir de “Bizden olsun da nasıl olduğu daha ikincil bir mesele” anlayışı çevre edinme zorunluluğu, sahte övgüler, yayınevlerinin ticarî refleksleri eklendiğinde, edebiyatın bir açmazın içine sıkıştığını görmek zor değil. Sorunların önemli bir kısmı elbette memleketin genel halinden bağımsız sayılamaz. Fakat bu, edebiyatın kendi iç muhasebesini ertelemesi için bir mazeret de olmamalı.

Bana göre en sarsıcı olan şu: Tüm bu sorunlar şaşırtmıyor. Alışılıyor.