2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Semrin Şahin

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

2025’in birçok açıdan zor bir yıl olduğu görüşündeyim. Edebiyat da bundan nasibini aldı elbette. Sektörde yaşanan çıkmazlara karşın iyi edebiyatın nabzını tutan güçlü kalemler var. Bu yıl okuduğum ve beğendiğim beş kitabı seçmek zor olmadı bu yüzden.

İrlanda Defteri bu seçkide elbette ilk sırayı aldı. Meltem Gürle’nin denemeleri bende her zaman yeni ufuklar açıyor, okur olarak kendimi sanki lezzetli bir sofraya oturmuş gibi hissediyorum. İrlanda Defteri edebiyat, aidiyet, okuma ve yazma deneyimi üzerine kurulan çok katmanlı bir düşünme alanı. Kırmızı Kazak’la gönlümü fethetmişti zaten. İrlanda Defteri’yle baş tacım. Velhasıl Meltem Gürle çok iyi bir yazar, yazma aşkını alevlendirdiği için benim açımdan bir o kadar da “sarsıcı”.

Doğa Yürüyüşleri, İngiltere kırsallarından Bodrum’a, İstanbul’dan Tolkien’ın Ortadünya’sına uzanan geniş bir coğrafyada doğa, kadın olmak ve yazarlık üzerine düşünmeye davet eden bir kitap. Yürümeyi bir düşünme ve yazma pratiği olarak ele alan bu denemeler, doğa yazınıyla kişisel deneyimi ustalıkla bir araya getiriyor. Oylum Yılmaz’ın güçlü ve berrak kalemiyle henüz tanışmamış olanların mutlaka bu dünyaya adım atması gerektiğini düşünüyorum.

Bu Cenazeyi Bana Lütfeder misiniz?, bu yıl okuduklarım arasında kurgusu, anlatımı ve üslubuyla özellikle öne çıkan romanlardan biri oldu. Romanın matematiğinin son derece sağlam kurulduğuna inanıyorum. Zaman, olay ve karakter ilişkileri arasındaki neden sonuç zinciri, okuru metnin içine hapseden güçlü bir anlatı kuruyor. Ölüm, yas ve aile ilişkileri melodrama düşmeden, soğukkanlı ama etkileyici bir dille ele alınıyor.

Gözlerin Karanlığa Alışınca, Deniz Eldam’ın ikinci öykü kitabı. Eldam’ın nitelikli öykü evrenine bir kez adım attığınızda, ondan kolay kolay kopamayacağınızı özellikle belirtmeliyim. Bu öykülerde sarsıcı olan yalnızca anlatılanlar değil, konuşulmayanlar, karanlık yanlar ve bastırılmış duyguların oluşturduğu atmosfer de etkileyici. Minimal ama yoğun bir dil, okuru huzursuz eden bir derinlikle buluşuyor.

Korkunun Kıyılarında ise bambaşka hikâyeler anlatan, güçlü bir öykü kitabı. Buket Arbatlı, unutmaya yüz tuttuğumuz geçmişin tozlu sayfalarından çekip çıkardığı hikâyeleri kolektif belleğe bağlayarak anlatıyor. Tarihsel ve toplumsal hafızayı incelikli bir dil ve sağlam bir anlatı disipliniyle kurması, kitabı etkileyici kılan temel unsur olduğu görüşündeyim.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

Eser özgünlüğü, intihal tartışmaları ve telif hakları, 2025 yılı boyunca edebiyatın kendi iç meseleleri olmaktan çıkarak doğrudan hukuk ve politika alanına taşındı. Yavuz Ekinci’nin yazdığı roman nedeniyle yargılanması yılın en trajikomik olaylarındandı diyebilirim. Rüyası Bölünenler kitabıyla edebiyatta ifade özgürlüğü meselesi yeniden gündeme geldi. Bir edebî eserin politik yorumlara konu edilerek yargılanmasının çok absürt geldiğini biliyorum. Beraat etmesine de çok sevindim. Hiç böyle bir şey yaşanmamalıydı orası da ayrı mesele.

Kadın+ edebiyatçılar olarak, “Bir yere gitmiyor, ısrar ediyoruz” diyerek yaptığımız ortak çağrı, 2025 edebiyat ortamının en kıymetli ve en örgütlü çıkışlarından biriydi bence. Yayıncılık alanında faaliyet gösteren kurumları, dernekleri, sendikaları ve yayınevlerini; cinsel taciz, şiddet ve ayrımcılığa karşı somut, bağlayıcı politika belgeleri oluşturmaya, işleyen şikâyet mekanizmaları kurmaya, cinsel tacizin çalışma alanlarında bir “iş güvenliği” sorunu olarak ele alınması gerektiğine ve bu alanlar için bütçe ayırmaya davet eden bu metin, edebiyat dünyasında suskunluğun normalleştirilmesine karşı güçlü bir itiraz sunduğu görüşündeyim. Bu çağrı, yalnızca bir farkındalık metni değil, yayıncılık alanında dönüşüm talep eden kolektif ve kalıcı bir hareketin ifadesi olarak kayda geçti. Bu süreçte özellikle kadın yazarların ve edebiyat çevrelerinin sergilediği dayanışma, edebiyatın bireysel bir üretim alanı olmanın ötesinde, kolektif bir savunma ve söz alanı olduğunu güçlü biçimde hatırlattı.

2025 yılı açısından dikkat çekici uluslararası gelişmelerden biri de Elif Şafak’ın İngiltere’nin en köklü edebiyat kurumlarından biri olan Royal Society of Literature’ın başkanlığına seçilmesi oldu. 19. yüzyıldan bu yana edebiyat dünyasında belirleyici bir rol üstlenen bu kurumun başına Elif Şafak’ın gelmesi, edebiyatın ulusötesi niteliği ve dil, kimlik, aidiyet tartışmaları açısından sembolik bir önem taşıdığı görüşündeyim. Bu gelişme, aynı zamanda çağdaş edebiyatın merkezlerinin ve temsil biçimlerinin değiştiğine dair güçlü bir işaret olarak da okunabilir.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Son yıllarda nitelikli eleştiriye hasret kaldığımızı düşünüyorum. Bir kitabın gerçekten okunduğunu, tartışıldığını ve ciddiye alındığını hissettiren eleştirel metinlere çok az rastlıyoruz artık. Eleştiri olmayınca edebiyatımızda güdük kalıyor haliyle.

Bu ay iki önemli edebiyat dergisi Edebiyat Nöbeti ve Sincan İstasyonu kapandı. Bir zamanlar edebiyatın nabzını tutan bu dergilerin artan maliyetler, dağıtım sorunları ve okurdan beklediği desteği alamaması gibi nedenlerle kapanması ne kadar acı değil mi? Sessiz sedasız yayıncılığa veda eden butik yayınevleri ve kepenk kapatan bağımsız kitapçılar da var. Boğazımızdaki ilmek her geçen gün daha da sıkılıyor. Nefes alacak alan kalmadı. Bu nedenle var olan edebiyat dergilerine, butik yayınevlerine ve bağımsız kitabevlerine sahip çıkalım. Nefes almaya devam etmek için.