Nezihe Meriç’ten bu yana kadın yazarlarımız özellikle öykü dalında başarılı oluyorlar. Şiir Erkök, Hop Eden Şey’i ile zincirin yeni halkası.

Kitabın adından çıkarılabilecek bir özgünlüğü var Erkök öyküsünün. Duyarlılık, anlatım, giderek dil özelliği. Kitabın arka kapağında “dirilik” diye adlandırılıyor. Erkök’ün özgün yönü. Daha önce Sevgi Soysal’da, Nazlı Eray’da da görülmüştü bu canlılık, bu “yaşam dolu genç kadın üslubu.” Ne ki, Sevgi Soysal’ın yapıtının tümüne yayılmamıştır. Nazlı Eray’da ise daha da kısıtlıdır. Buluşlar vardır, bir yerden su fışkırır, ama çok uzağa gidemeden kurur. Nazlı Eray kaleminden çok olaya dayanır. Şiir Erkök, bu özelliğin üstüne üstüne gitmekte. Kitabına almadığı öykülerden de belli oluyor yazarın “diriliği” bir yazı sorunu yaptığı.

Şiir Erkök Yılmaz

Kitaba adını veren öyküden başlayarak daha iyi değerlendirebiliriz, Erkök’ün özgünlüğünü. Öykü kahramanı Nermin gençlik çağını aşmak üzere olan bir ev kadınıdır. Tekdüze ama güvenli bir yaşantı sürdürmektedir. Bu soy insanların ortak yazısı: Rahatlık yaşama coşkusunu törpüler. Yıllar üstüne yığıldıkça uyuşacaktır dirim. Nermin, arkadaşı vitrinlerin önünde dolanırken bir delikanlıyla göz göze gelir. Bir bakış bir kıvılcım: Hop. Yürek daha hızlı atmakta, kan daha hızlı akmaktadır artık. Hop eden şey dirimdir: Nermin toplum içinde oynadığı temel rolden, hanımefendilikten sıyrılır o an. Persona derler toplumsal role, yani maske. Dirimin yüzünden demir maskeyi çıkarır. Bundan sonra anlatılanın bir serüven olmasını beklemek, geleneksel okumayı aşamamışlık olacak. Olağandır, sıradandır öykünün konusu. Delikanlı geçip gider, Nermin de takar maskesini. Günlük bir ayrıntı. Dirim için açılan kısacık bir ayraç. Dirimin elini kolunu bağlayan yaşantıya başkaldırıdır.

Erkök öyküsünün bu bakımdan en güzel örneği “Sağanak.” Sağanak alabildiğine anlamlı bir sözcük. Tekdüze, uyuşuk ama akıllı uslu yaşamının tam karşıt anlamını içeriyor en azından. Birdenbire iner sağanak kurala bağlanmış davranışların, giderek duyguların üstüne. Kaçışan herkes: Tam bir bozgundur sağanağa yakalanmak. Geriye, yani yağmur altında bir deli kız kalır, bir de balkona çıkan çocuk. Coşkudan korkmayalım.

Delilik, çocukluk. Efendi gibi yaşamanın karşısına dirimin göstergeleri olarak çıkıyorlar. Dirimin patlayış noktaları olarak. Onların bu davranışı, aykırılıkta birleşmeleri yazarca sağanak sonrası güneşe benzetiliyor. “Cennette düğün var” demek anlamı daha iyi bütünlerdi, bence.

“Artiz” adlı öykü, kurgunun eklem yeri yapılan “Flaş o anda patladı” tümcesiyle “Hop eden şey”in anlamını karşılıyor. Ancak, Şiir Erkök dirimin başka bir boyutunu açıyor bu öyküde. İlk düşüşte, fotoğraf çekmek devinimin durdurulması, anın ele geçirilmesi, geçici olanın sonrasıza dönüştürülmesini getiriyor usa. Nedir, Erkök’ün amacına ters düşmüyor bu. Bu kez, resim üstünde çalışan, çözümleyici bir söylev var karşımızda. Fotoğrafta yer alanların, giderek birinin ötekilerle ilişkilerini konu edinmiş. Anlatıcı, fotoğraftan fotoğrafa, gitgide bir kişinin, en çok göze batanın üzerinde yoğunlaşıyor. Daha sonra fotoğrafın yerini ayna alıyor ve kendine bakan yüzle bitiyor öykü. Herhangi bir yaşam öyküsü. Ama devinimin ta kendisi. Çünkü uyuşukluk, yaşamdan çok bilincin niteliğidir. Yaşama kıpırdıyor sürekli olarak. Ama bilinç güdümlü olduğundan ayrımsayamıyor bu kıpırtıyı. Herhangi bir yaşam da devinimin içindedir. Her gün rastladığımız dolmuşçu-müşteri çekişmesinde, ev kadınlarının birbirini çekiştirmesinde yaşam tükenmez. İnsan kendini tüketir. İnsanların hızı kesilir, zamanın değil. Yaşam değil, bilinçli eylem sona erebilir. Dirimin hop etmesi insanın yaşama uyması. Kişi, çevreyi sorgulayan bir göz oluyor. Olağan yaşantı görünümünün altında yatan ilişkiler, yapıp etmeler örgüsünde dolaşmaya çıkıyor. Bu bilinçtir yazının köklerinden biri. Örgüt devinimin ürünüdür. Yazı katılır, devinimi sürdürür.

Olağanın devingenliğini yakalıyor Şiir Erkök. Hızlı temposuyla zamanın hızını yazıda sanki yeniden kuruyor. Anlatılandan çok anlatışın verdiği bir derinlik. Büyük yaşamlardan çok yaşama ayan bir bilincin dirimi.

Dirimin karşı kutbunda yaşamasızlar yer alıyor bir bakıma. Meslek hırsıyla dolu öğretim üyeleri, ölçülü ve pişman genç kadınlar, canı sıkılan evliler, sarhoş erkekler. Yani küçük kentsoylu dünyasından kesitler. Bunlara karşı ise, çocuklukla özdeş bir devinim.

Kitabın ilk öyküsünde küçük Mehmet babasının tabancasıyla oynamaya başlar: devinime geçer. Hayali düşmanı aslında gerçektir. Onun devinim erkinliği kısıtlayan, özgürlük alanını daraltan her şeydir. Yarattığı yapıntı içinde mutludur, çünkü devinmektedir. Ancak, anasıyla babası arasında geçen bir aile dramına katılmak beklenmedik ve erken gelen bir deneyim olur onun için.

Şiir Erkök teknik açıdan çarpıcı yenilikler ardında koşan bir öykücü değil. Ne var ki, yazı olgusunun iyice bilincinde. Özellikle “Eşek Arısı”, “Delikanlı”, “Bir Ölümün Ardından”, “Sağanak” öyküleriyle kanıtlıyor bunu.

Devinime geçen çocuktan birdenbire bastıran sağanağa ilginç bir yazı serüveni ile karşı karşıyayız. “Hop Eden Şey”i yakaladığı sürece Şiir Erkök’ün hızı kesilmez pek.

Oğuz Demiralp

Yazı daha önce 3 Ocak 1979 tarihli Dünya Gazetesi Kitap Eki’nde yayımlanmıştır.