Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk. Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik. İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Eskisi biterken yeni yıldan itibaren, okuduğum kitapları düzenli bir şekilde not edeceğimi söylerim hep kendime. Okuduğum kitapların isimlerini, alıntılarını, eleştirilerimi içeren iyi bir listeleme yöntemi için hep yeni bir yılı beklerim. Şeytanın bacağını kırdım, 2024 yılı bitmeden beni düzenli bir okura dönüştürecek online bir çözüm buldum kendime. Artık okuduklarımı, kişisel sosyal medya hesabımda (instagram) paylaşıyorum. Videolu bir anlatımla kitap incelemesi yapma hevesi belirdi bende. Heyecanlı yapım ve teknik konulardaki amatörlüğüm nedeniyle henüz iyi incelemeler yapamıyorum. Hatta yaptığım, alışagelmiş kitap incelemesi kategorisine bile girmeyecektir. Neyse ki kategorileri bozmak, başka kategorilerin varlığından bahsetmek gibi heveslerim de var. Uzatmadan kitaplara gelmek istiyorum. Programda şimdiye kadar iki kitap inceledim. İlki, Pilar Quinta’dan Köpek, diğeri de Toni Morrison’un Katran Bebek’i. Her ikisi de 2024 yılında basılmamış. Ama yine de böyle bir soru görünce onlardan bahsetmek istedim. Bu iki kitabı da faşizmi, ırkçılığı feminist duruş sergileyen yazarların cephesinden ele almak istediğim için okudum. Pilar, daha önce okuduğum bir yazar değil. Ayrıca yeni bir yazarla tanıştırdım kitaplığımı. Kolombiya’nın derinlerine temas eden yokluk ve yoksunluğu, çocuksuz bir kadın üzerinden aktarmaya çalıştığı Köpek isimli eserini çok beğendim. Yazar, eseri yazmadan evvel Kolombiya’nın Karayipler bölgesinde yaşarken daha alt bir konum olan Pasifik Bölgesi’ne göç etmiş. Bölgedeki yaşamı tecrübe etmek istemiş. Kadınlar böyledir işte. Kafalarına koydukları şeyleri ne pahasına olursa olsun gerçekleştirirler. Yazarın söyleşilerinden, kitap hakkında yazılmış yazılardan da etkilendim. Ayrıca ilk romanım Porselen Bir Mevzu’nun da doğayı, yokluğun ve varlığın adresi gibi göstermek bir gayesi olduğu için de Köpek romanı bana tanıdık geldi. Kısacası bu kitabı çok beğendim. Çünkü ilgilendiğim konuları detaylandırmış, romanlardan öğrenilecek değerli şeyleri mesele etmişti kendine. Bir diğer kitap, edebiyat dünyası için yeni sayfalar açmış Toni Morrison’a aitti. Muhakkak ki Afro-Amerikan edebiyatını merak eden her okurun bildiği, okuduğu bir yazardır Toni Morrison. Katran Bebek’i niçin beğendim? Çünkü yazar hem beyazların siyahlara uyguladığı ayrımcılığı hem de siyahların daha siyah olanlara uyguladığı ayrımcılığı gözler önüne sermişti. Ne kadar akıllı bir yazar olduğunu bildiğim için bu yaptığını da “fark yaratmak” olarak değerlendirdim. Şimdi 2024 yılında basılmış kitaplara gelelim artık. Onları da okudum. Adını vereceğim kitaplardan iki tanesini henüz bitiremedim. Birisi Kürtçe dili ile yazıldığı için geç okuyorum. (Kürtçem yeterli değil.) Bu kitap, Pall yayınevi tarafından basılmış Trena li Stasyona Xwe Digere (Kendi istasyonunu arayan tren) isimli öykü kitabıdır. İçinde Burhan Sönmez’in de bir öyküsünün yer aldığı bu öykü kitabında Kürtçe okur tarafından adı çok sık anılan yazar Civanmerd Kulek’in de bir öyküsü var. O öykünün sonu şöyle bitiyor, “ez hatim, ez hatim.” Bazen sırf bir kelime için etkisinde kaldığım metinler olur. Buradaki durum da öyle bir örnek. Henüz bitiremediğim bir diğer kitap da Gültan Kışanak’ın Davacıyım isimli eseridir. Zamana yayarak okumak istediğim için acele etmiyorum. Dönüp tekrar bakmak, Shahrzad Mojap’ın öz sözde belirttiği gibi –Siyah Amerikalı tarihçi Kelley’den ödünç alarak– Özgürlük Düşleri kavramını, özgürlüğün tarifinin zor olduğu bir dünyada ve zamanda harekete geçirmenin yavaşlığını pratiğe dönüştürmek maksadıyla okurken hiç acele etmiyorum. Yine ön sözden Mojab şöyle diyor, “Gültan muazzam bir bilgeliğe ve deneyime sahip ve Kürt halkının adalete ulaşması için verilen mücadeleye adanmışlığını, bir ömürdür sürdürüyor.”2024 yılında basılmış bitirdiğim bazı kitaplar da şunlardır: Yıkıcı Yetmişler – Michael Hardt ve Abdulrazak Gurnah’ın Dottie isimli kitaplarıdır. Onları da niçin beğendiğimi başka bir zaman açıklayayım, sanki yeterince okumuş gibiyim.
Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Güney Koreli yazar Han Kang’ın İsveç Akademisi tarafından “tarihsel travmalarla yüzleşen ve insan yaşamının kırılganlığını ortaya koyan yoğun şiirsel düzyazısı” nedeniyle 2024 Nobel Edebiyat Ödülünü alması benim için önemli edebiyat olaylarından biriydi. Bir grup insanın bir araya gelip tarihsel travmaları ortaya koyduğu için bir yazarı ödüllendirmesi geleceğe dair ümitli bir şeydi. Böylece birden dünyanın küçük olduğunu hatırladım. Artık internet var, her yerdeki sıcak ve soğuk durumlardan haberdar olabiliyoruz, dedim. Güney Koreli bir yazarın ödül alması sıcak bir durumdu. Bu sıcaklığın başka yerlere bulaşmasını dilerim.
Önemli edebiyat olaylarından bir başkası da benim için Burhan Sönmez’in Kürtçe yazdığı Evindaren Franz K. romanıydı. 2018 yılında henüz bir kitabım yokken Burhan Sönmez’in Türkçe yazdığı romanlardan etkilendiğim için onunla tanışmak, Bianet haber sitesi için röportaj yapmak istemiştim. Sağ olsun o da bunu kabul etmiş ve ben de hakkında bir yazı yazmıştım. Röportaj boyunca neredeyse hiçbir şeyi not etmediğim için biraz şaşırmıştı. Sonra yazı yayımlandıktan sonra röportajı çok beğendiğini ve onu çok iyi tanıttığımı belirtmişti. O ara kendi ölçülerime göre sanatçılarla röportajlar yapıyordum. Elbette Burhan Sönmez gibi severek okuduğum bir romancının beni takdir etmesi çok hoşuma gitmişti. Takdir edilme ihtiyacımın yoğun olduğu bir dönemden de geçiyordum. Henüz bir kitabım yoktu ve kimse benim kitap dosyamı okumaz düşüncesine saplanmıştım. Bu saplantının içinde açık bir takdir, geri dönüş elbette yazmak isteyen Kürt bir kadın için önemliydi. Anadilimde değil, Türkçe yazacaktım. Dille kurulacak duygusal bağdan tutun da geriye dönüp beni yargılayacağını düşündüğüm hikâye anlatıcılarına kadar bir sürü soru işareti vardı içimde. Çocukluğumda masal, hikâye anlatan birileri gelirdi evimize. Hepimizin ağızlarından her çıkanı sessizce dinlediği bu insanların zamanı, televizyonun, bilgisayarın, hatta elektriğin de olmadığı anlarda teselli ettiklerini biliyorum artık. O avutucu saatleri bu ara çok sık hatırlıyorum. Bazen kendi kendime yoksa bu olayı bir romanda okudun da başından geçmiş gibi mi hatırlıyorsun dediğim de olur. O zaman da Burhan Sönmez’in romanları, Yaşar Kemal’in, Marquez’in, Toni Morrison’un romanlarını ve hatıralarını içselleştirdiğimi söylerim kendime. Ayrıca bu “kendime” kelimesi de Kürtlerin sıklıkla kullandığı bir kelimedir. Kısacası, Burhan Sönmez’in kendine bu kadar yaklaşması özel ve cesur bir duruştu benim için.
Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?
Notos, Birikim, Cogito edebiyat ve edebiyat dışı basılı olarak takip etmeye çalıştığım dergiler. Bunların dışında online takip ettiğim çok fazla yayın var.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Bir sürü engelleyici durum içinde ekonomik eşitsizliğin belirgin bir görünürlük kazandığını görüyorum. Özellikle benim gibi tek maaşla ev geçindiren yazarların ekonomik koşullardan dolayı kitap alırken bile zorlandığı bir dönemden geçiyoruz. Eğer ailenizin ekonomisi iyi değilse ve dahası başka bir şeyseniz ve büyük şehirlerde yaşıyorsanız sanata ayıracak zaman giderek azalıyor. Sinema, tiyatro, gezmek, kitap almak, kahve içmek, yazı yazabilecek uygun anlar yaratmak her geçen gün zorlaşıyor. Kısacası bazı yazarların parası yok. Benim gibi yazarlar kitap yazdıkları için para kazanmıyorlar zaten. Kitap yazmak için para harcıyorlar. Olsa da harcasak keşke, bundan daha çok hoşuma giden bir şey yok zaten. İnsan para gibi zehirli bir şeyi hislerini ve düşüncelerini aktarmak için harcıyorsa, zehir ilaç için harcanmıştır diyebiliriz. Ama artan kiralar, faturalar, market, şu bu derken geriye pek bir para kalmıyor. Bir grup yazar için edebiyat ortamındaki büyük sorunlardan biri de ay sonunu görmemektir. Ayın sonu kimileri için hem paradan yana hem de özgürlükten yana muallaktır bu ülkede.

Parşömen’i severek okuyorum. Yıl sonu anketi de hoş. Ancak, cevaplarını yayınladığınız kişilere ilişkin 2-3 cümle bilgi koysanız güzel olmaz mı? Sözkonusu şahısları herkes tanıyor da bir ben tanımıyorsam o benim ayıbım; merak eden google’a baksın diyorsanız, o da sizin ayıbınız. Mutlu yıllar.