Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.
Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Dürüst olmam gerekirse bu yıl akademik ve mesleki yoğunluğumdan ötürü pek kitap okuyamadım. Henüz önceki yıllarda yazılmış kitapları ancak okuyabiliyorum. O yüzden bu soruda bu yıl yayınlanmış eserlerden layığıyla bahsedemeyebilirim. İlk olarak –büyük ihtimalle 2022’nin sonunda yayınlandığından– 2023 Parşömen Soruşturması’nda kimsenin bahsetmediği Nermin Yıldırım’ın Bavula Sığmayan’ını (Hep Kitap, 2022) biraz övmek istiyorum. Romanlarını çok sevdiğim Yıldırım bu kitabında hem biçim hem içerik olarak birbirinden farklılaşan öyküleriyle bu sahada da ne kadar usta olduğunu gösteriyor. Bu yıl okuduğum en iyi kitap diyebileceğim bu esere özellikle vurgu yapmamın sebebi Yıldırım’ın hayatın içinden hikayeler aktarırken politik olmaktan hiç kaçınmaması. Satır aralarında her gruptan insanın mücadelesini ilmek ilmek işlemiş yazar ve bunu yaparken dengeyi o kadar iyi kurmuş ki anlatım akıcılığından hiçbir şey kaybetmemiş.
Şirvan Erciyes’in kaleme aldığı Yazınsal Tutkunun İzinde (Ürün Yayınları, 2024) bence bu yıl yayınlanmış en kıymetli eserlerden biri. Erciyes yıllardır çok çeşitli mecralarda kitaplar ve yazarlar üzerine yazdığı yazılar ve hazırladığı dosyalarla tanıdığımız bir isimdi. Bu yıl bu birikimi bir kitapla taçlandırdı. Türkçe edebiyatta eleştiri ve kurmaca üzerine yazma kültürünün –akademi dışında– bu kadar az olduğu bir dönemde böyle bir eserin önemli bir boşluğu doldurmaya aday olduğunu düşünüyorum.
Son olarak bu yıl dilimize çevrilmiş iki önemli esere değinmek istiyorum. İlki bu yıl Nobel Edebiyat Ödülü kazanan Han Kang’ın Veda Etmiyorum (April Yayıncılık, 2024) romanı. Bizim de toplumsal hafızamızda önemli yer edinen bazı meseleler üzerinden Güney Kore’nin travmatik tarihine ışık tutan bu bol ödüllü romanın Göksel Türközü tarafından dilimize kazandırılmış olmasını değerli buluyorum. Bahsetmek istediğim diğer eser Ramon J. Sender’in 1960 yılında kaleme aldığı ve bu yıl Ayşe Nihal Akbulut’un Türkçeye çevirdiği Bir İspanyol Köylüsüne Ağıt (Livera Yayınları, 2024) isimli kısa roman. Savaşların ve katliamların gölgesinde geçirdiğimiz bir yılda böyle dramatik bir iç savaş anlatısının çevrilmiş olması çok kıymetli geliyor bana.
Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Barlas Özarıkça’nın Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanması bence iki açıdan bu yılın en önemli edebiyat olaylarından biriydi. Vaktiyle değeri çok anlaşılamayan usta bir kalemin, avangart edebiyatın dilimizdeki en önemli isimlerinden birinin yıllar sonra yayınlanmış bir eseriyle layık olduğu ödüle ulaşması bile başlı başına bir önem arz ederken bir de kitabın yayıncısı olan Metinlerarası Kitap’ın bu başarıya ortak olması bağımsız ve ana akımın dışında kalan yayınevlerinin geldiği nokta açısından çok olumlu sinyaller verdi. Özellikle kurmaca yayıncılığının çeşitli krizlerden geçtiği şu dönemde nispeten yeni yayınevlerinin bu seviyelerde eserler yayınlayabiliyor olmasını edebiyatımız açısından çok kıymetli buluyorum.
Ayrıca aralarında Annie Ernaux, Sally Rooney, Arundhati Roy gibi isimlerin bulunduğu 2400’den fazla yazar ve yayıncının İsrail kültür kurumlarını boykot etmeye dönük çağrısı edebiyatın piyasa koşullarına rağmen direngenliğini sürdürdüğünü göstermesi açısından umut vericiydi. Ancak dürüst olmam gerekirse geçen yıl Adania Shibli’ye verecekleri ödülü sırf yazar Filistinli olduğu için iptal eden Frankfurt Kitap Fuarı’nın açıktan boykot edilmemesi bu konuda fazla umut beslememek gerektiğini de gösterdi.
Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?
Çok iyi bir dergi okuru değilim, o sebeple matbu olarak yayınlanan herhangi bir edebiyat dergisini takip etmiyorum açıkçası. Ancak çevrim içi platformların sıkı bir takipçisiyim. Parşömen, İshak Edebiyat, Yük, Karnaval Dergi gibi çevrim içi edebiyat platformlarını hem kolay ulaşılabilir olması hem de dergilere nazaran daha geniş bir yazar kitlesine alan açması nedeniyle takip ediyorum. Çevrim içi platformların bir yazar enflasyonu yarattığı noktasındaki eleştirilere katılsam da yukarıda saydıklarımla birlikte birkaç platformun daha kalite noktasındaki titizliğiyle bunun önüne geçtiği kanısındayım.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Diğer yazarların değindiği meseleleri tekrar etmemiş olmak adına kişisel olarak dert edindiğim bir noktaya vurgu yapmak istiyorum burada. Bence son yıllarda üretilen Türkçe eserlerde tarihe not düşme sorumluluğu terk edildi. Örneğin bu soruşturmanın sunuş yazısında savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdiğimizi ifade ediliyor, ancak bu savaş ve katliamların yazınımızda bir karşılığı yok. Güney sınırımızın biraz ötesinde 15 yıldır süren Suriye İç Savaşı birkaç kaçak göçmen anlatısı dışında görünür değil edebiyatımızda. Oysa bu savaşa çeşitli saflarda katılan pek çok Türkiye vatandaşı hayatını kaybetti bu 15 yılda. Ayrıca bizim artık Suriyeli komşularımız var. Mahalledeki bakkal, lokantacı, elektrikçi Suriyeli. Bunların anlatılarımızda da bir karşılığının olması gerektiğini düşünüyorum. Filistin’de yaşanan soykırım da benzer bir kayıtsızlıkla karşılanıyor edebiyatımızda. 1960’ların sonundan beri Filistin meselesi farklı grupların gündeminde ve insanların hayatlarını da doğrudan etkiliyor. Mesela bu yıl iki Türkiye vatandaşı, Ayşenur Ezgi Eygi ve Hasan Saklanan, Filistin’de İsrail güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. Bunların yanında ülkemizde daha pek çok sorun varken edebiyatımızın biraz tek tipleştiğini, bireysel iç dünya anlatılarının ana akım olduğunu görüyorum. Genelde büyük şehirlerde yalnızlaşan veya taşrada kendini gerçekleştiremeyen insanların hikayeleri anlatılıyor. Oysa yazdıklarımızın tüm bu yaşananları gelecek nesillere aktarması gerektiğini düşünüyorum.
