
“Lütven Ayakkabınızı Dışarda Çıkartınız
Teşekürler
No:6
Filiz”
Evdeki bütün patlıcanları zift gibi bir yağda kızarttım.
Çocukluğumu karbonata kardım, rutubet kokulu halının altına serpip üzerinde birkaç kez hopladım.
Çarptığım kapı aralık kalmasın diye yokladım da yokladım.
Dünyevi yoklamada sayısız kez gözden kaçırıldım.
Annemin incecik saç örgüsünü bir çamaşır ipiyle bağladım.
Babamın kesilmiş gazete kuponlarına okuyup üfleyip akan bir suya attım.
Kardeşimin göbek bağını kül dolu saksının karnında bıraktım.
Ayakkabılarının ezilmiş topuklarına evdeki sıkıntılarını diktirmiş adamlar kapımın önünde beklerler. Ayakkabıları dışarıda kalmak şartıyla alnındaki terleri taş zeminde sektire sektire çıkmalarına izin veririm.
Homur homur söylenenler de olur, tabi temizlik şart bu işte, diye olmayan bıyığının altından gülmeye çalışanlar da.
Ben gülmem böylelerine. Gülmek yerine içeri girdiklerinde uzamış tırnaklarının çoraplarına açtığı derin oyuklara dikerim gözlerimi. Suratları tırnaklarını kesip tek tek yemiş gibi bir hal alınca da “işimize bakalım,” derim.
Ha, altından gülünebilen hali hazırda bir bıyık varsa ortada, hepsini tek tek yolup bir yastığa doldurduğumu ve yastıkla ayaklarını titrete titrete o kişiyi boğduğumu hayal ederim. Bu hayal gece yastığa başımı rahat koydurur, beni yastığa beş kala uyutur, söyleyemediğim ne varsa benim yerime konuşur.
Yaradan konuşayım diye dil vermiş güya. Konuşmaktan ziyade dilimi başka işlere daha çok yoracağımı da görmüş olacak ki kafamın içini çingene bohçasına çevirecek bir hayal gücü eklemiş bana.
Sayesinde çocukken dört bir yanı dikişli bebeğime sehpaları ters çevirip ev yaptığım gibi şu kıç kadar odayı kendime neden yuva yapamayayım, da demiş oldum. Kenarda duran, üzerine fil oturmuş gibi görünen kabak tatlısıyla göz göze geldiğimde dilimi bu defa kendim için kullanabilmişliğime seviniyorum.
Kapıya yazdıkları adı görmemişim gibi birazdan içeri dalacak ayının “Toparlanmadın mı daha Filiz?” diyeceğini de biliyorum.
Çok şükür bozuk Türkçe’mi de yazacaklarımı da toparladım biraz:
Adımızı kimse bilmez. Saflığımızdan ve güzelliğimizden ötürü bize “Ak Kızlar” derler. Sıkıntıya, hüzne gelemez; gamsız guguk kuşu ile her daim zevk ve sefa ederiz. Işıksız gecelerde çıplak yatar, ruhumuzu sonsuz bir arınmayla keşfederiz.
Sanattan ve estetikten sorumluyuz.
Bozulmuş yatak örtülerine ve özenle seçtiğimiz iç çamaşırlarımıza bakarak sanatımıza eşlik edebilir; kapı önlerinde bekleyen topuğuna basılmış her ayakkabıya attığımız bakışta estetik kaygımıza şahit olabilirsiniz.
Aynı zamanda ilham perileriyiz;
kanatlarımızda sunulan her dantel söylenmemiş olana cesaret,
attığımız her çığlık yazılmayı bekleyene davettir.
Yazacaklarım mecburen şimdilik bu kadar. Biliyorum kapıdaki yumruk sesleri ve bağırışlar birazdan yerini sanatıma alkış tutan ellere bırakacak.
Birkaç parça eşyamı ve kalan fil baskılı kabak tatlımı elime alarak kapıyı açtığımda Hicran’ın kara gözleriyle burun buruna geldim. Yüzünü izledim. Gül gibi güzeldi. Kıskandım. Öfkelendiğimi hissettim. Kavga etmeli miydim, bilemedim. Kafamın içindeki bohça harekete geçti. Hicran’ın saçlarını tek tek yolup bir yastığa doldurduktan sonra ayaklarını titrete titrete boğma hayaliyle şenlenmeye başladım. O an zihnime “dur,” dedim. Dur…
Bu ülkenin yeni sanatçılara ihtiyacı var.
Ben Filiz.
Annemin çamaşır ipli saçından,
babamın ıslak gazete kuponlarından,
kardeşimin küllü göbek bağından bir yastık yaptım.
Kulağıma üfledikleri ilk adımı o yastığın altında sakladım.
Ben Güliz.
Daha bugün anladım.
Yuvamı kız kardeşim Gülhan’a
yeni adıyla Hicran’a bıraktım.
Gizem Nas Diriöz

Betimlemeler benzetmeler yazılanın hem kafada canlanması hem de asıl anlatılmak isteneni anlamak takdire şayan 💐
Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim. 🌺
Kaleminize sağlık devamını zevkle bekliyoruz.
Çok teşekkür ederim. Daha nice öykülerde buluşmak dileğiyle…
Yazdıklarının sadece hayali kalbime değil kokuları da burnuma geldi. Bu güzelliği bizimle paylaştığın için teşekkür ederim.
Öykünün yaşadığına tanık olma hissi ne de kıymetli. Bu güzel yorumlar için asıl ben teşekkür ederim…
Muhteşem!