Türk edebiyatının geleneğinde yıllıklar önemli bir yer tutar. Yıllıklarda bir yılın edebi dökümü yapılır, o yıl yayımlanan eserlerden seçmeler yayımlanır, yıl içinde yaşanan edebiyat tartışmaları özetlenirdi. Yıllıklarda bir de soruşturma bölümleri olurdu. Parşömen Edebiyat olarak, yıllıkların soruşturma kısmını yaşatmak ve sürdürmek niyetiyle başladığımız ve bu yıl dördüncüsünü yayımladığımız yıl sonu edebiyat soruşturmalarının, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için verimli bir kaynak olacağına inanıyoruz.

Soruşturmanın son sorusunu bilhassa çok önemsiyoruz. Sorunları dile getirmenin eleştiri kültürümüzün gelişmesine, birlikte düşünmeye ve giderek çözümler üretmeye varacağını umuyoruz.

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, yayın emekçilerine, kitapçılara edebiyatımızın halini sorduk. 2023’ün edebiyat açısından daha verimli bir yıl olması temennisiyle…

Hatice Günday Şahman

Yıl içinde yayımlanan ve hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğünüz kitapları, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Kitabın ilgi görme meselesi son sorunuzdaki edebiyat ortamımızın hal-i pür melali ile bağlantılı. Yeni yayımlanan bir eserin kitabevi raflarında, gazetelerin kitap eklerinde, edebiyat dergilerinde görünür olması, billboardlara çıkması, bookstagram hesaplarında, kitap tanıtımı/seslendirmesi yapan youtube kanallarında paylaşılması, fuarlarda okurla buluşmasının yayınevinin/yazarın “büyüklüğü” ile paralellik taşıdığı, ya da yazarın kişisel çabası, bağlantıları, sosyal medyayı etkin kullanma becerisine bağlı olduğu hepimizin malumu. Bu koşullar altında yazdıklarıyla sesini duyurabildiğini düşündüğüm Hasibe Özdemir’in Balık Ölecek (Monokl Edebiyat) öykü kitabını paylaşmak isterim. Kitap 2022 Temmuz’unda yayımlandı, henüz daha yeni sayılır, dolayısıyla “ilgi görmedi” şeklinde olumsuz bir kehanette bulunmak istemem. Hak ettiği ilgiyi göreceğinden umutluyum. Hasibe Özdemir klişe haline gelmiş “ne yazdığımız değil, nasıl yazdığımız önemli” tespitinin en güzel örneklerini veriyor. Öykülerinin çoğunda aile sorunlarını, ikili ilişkileri odağına alan yazarın, nasıl anlatmalıyım sorusu ve kurgunun matematiği üzerinde kafa yorduğu çok açık. Yalın bir dille, tabiri caizse “edebiyat parçalamadan” oldukça özgün benzetmeler ve metaforlara yaslanarak, gösterme ve sezdirmeyi önceleyerek kendine has dingin bir üslupla kuruyor katmanlı öykü evrenini. Yazarı atmosfer oluşturmada, kilit cümleleri metne yerleştirmede, beden dili ve mekân kullanımında da oldukça yetkin buldum. Somutlamak anlamında en çok etkilendiğim Kulübedeki Köpek öyküsünden kısa bir alıntılama yapmak isterim: “Başkalarının geçmişi sokak köpeği gibi ortalığı birbirine katar. Benimki sessizce oturur bıraktığım yerde, nasıl hatırlamak istersem öyle söyler… İnsan geçmişini yaşlı bir köpek gibi karşısına alıp, ağzını ne kadar açabileceğini her gün yeniden göstermeli. Yoksa olur olmaz yerde, azıcık zinciri gevşedi diye, kafasına göre ulumaya başlar.”

2021’de yayımlanmasına rağmen benim bu sene okuduğum ve ilgi görmesini umut ettiğim bir diğer öykü kitabı ise Duran Emre Kanacı’nın Yapı ve Yasa’sı. (Epona Yayıncılık) Kanacı’nın kitabı Vedat Türkali Öykü Ödülü Kısa Listesi’nde yer aldı ancak kanımca yeterince “görünür” olamadı. Prizmanın farklı köşelerini, farklı zamanlarda yansıtan aynı gövdeden çıkmış bazı öykülerin, birbirinin içinden geçirilmesi, örtüştürülmesi zekice kurgulanmış. Bildiğimiz Şahmeran hikâyesini temel alarak kadın sorunlarını işlediği birbirine bağlı Yemliha’nın ve Bizlerin Masalı ile Oyuk’un ya da Onların Masalı öykülerini, masalsı ve epik anlatıya özgü dil kullanımı açısından oldukça iyi buldum. Duygu aktarımının çok güçlü olduğu, en çok etkilendiğim öyküler ise Bukağı ve Pendname oldu. Ebeveyn olarak bazı yönlerden özdeşlik kurduğum Pendname öyküsü günümüz çocuk/ebeveyn çatışması sorunsalı, katmanlı bir şekilde şair Nâbî ve Tevfik Fikret’in beyitleri üzerinden kurgulanmış.

İlgi görmesi gerektiğini düşündüğüm bir diğer kitap ise öyküye ilişkin kuramsal bir çalışma olan Dominic Head’in “Modern Öykü – Teorik ve Pratik Bir Çalışma” (Nota Bene Yayınları, Çeviren: Arzu Eylem). Dürüst olmak gerekirse teorik kısımları okurken başlangıçta biraz zorlansam da James Joyce, Virginia Woolf, Katherine Mansfield, Wyndham Lewis ve Macolm Lowry’nin eserlerinin incelendiği bölümler çok faydalı oldu. Öyküye gönül verenlerin başucu kitaplarından olmayı hak ediyor Modern Öykü.

Size göre 2022 yılının önemli edebiyat ya da yayıncılık olayları nelerdi?

Bu soruya cevap verirken olay kavramına olumlu yönden bakmak istiyorum. Öncelikle Nobel Edebiyat Ödülü’nün Annie Ernaux’a verilmesini önemli buluyorum. 1901’den beri verilen bu ödül şu ana kadar (yanlış hatırlamıyorsam) sadece 17 “kadın yazara” verilmiş. Niyetim cinsiyet ayrımcılığı yapmak değil elbette, yine de erkeklere göre bazı yönlerden daha dezavantajlı oldukları halde, edebiyat alanında bu kadar emek veren “kadın yazarların” ödül alması mutluluk verici.

Sanat Kritik tarafından “Ben Yazar Suat Derviş’im” sergisinin düzenlenmesi Suat Derviş’in hak ettiği değeri teslim etme anlamında önemliydi. Sergiyi destekleyen, Suat Derviş eserlerinin okuyucuyla buluşmasını sağlayan İthaki Yayınları’nı da ayrıca kutlamak gerek. Bu arada yine göz ardı edilmiş bir diğer yazar Nahid Sırrı Örik’in eserlerinin Everest yayınları tarafından basılması da sevindirici bir olay.

Yerel yönetimlerin edebiyat etkinliklerine geçmişe oranla daha fazla destek vermesi “yetmez ama evet” türünden olumlu gelişmeler. Nilüfer Belediyesi’nin Sait Faik Yılın Yazarı etkinlikleri, İBB tarafından Sevgi Soysal Kütüphanesi’nin açılması, Çankaya Belediyesi’nin Öykü Günleri’ne destek vermesi, Muratpaşa Belediyesi’nin Antalya Edebiyat Günleri, Sarıyer Belediyesi’nin Sarıyer Edebiyat Günleri’ni düzenlemesi, İBB’nin “Kadın Özel Arşivlerinde 40 Kadın 40 Hayat” isimli kitabın basımını, Kartal Belediyesi’nin KE dergisinin ücretsiz basımı ve dağıtımını üstlenmesi ilk aklıma gelenler. (Bu desteklerin bazıları gelenekselleşmiş bir biçimde yıllardır gerçekleştiriliyor, bu seneye özgü değil üstelik.)

İnternet üzerinden yayın yapan edebiyat dergilerinin çoğalmasını da gerek yazarlar gerekse okurlar anlamında olumlu bir gelişme olarak görüyorum.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar ve eksiklikler görüyorsunuz?

Ülkemizde yaşanan ve gittikçe derinleşen ekonomik krizle bağlantılı olarak daha az kitap yayımlanması, kitap fiyatlarının yüksekliği, yayınevlerinin kapanması ve kapanan yayınevlerinin kitaplarına ulaşılamaması en büyük sorun.

Atölye, dergi, yayınevi sarmalının edebiyat alanında hüküm sürmesi bu yıla özgü bir durum değil, yıllardır yaşanıyor. Ama geldiğimiz noktada bu durum bir sorun olarak görülmekten ziyade kanıksanmış, kabul edilmiş ve değiştirilemez bir durum olarak algılanıyor. Atölyelere katılmış biri olarak atölyelerin gerçekten faydalı olduğuna inanıyorum. Ama yazdıklarınızın bir yerde yayımlanması, kitaplaştırılması, kitap çıktıktan sonra farklı mecralarda olumlu yazılar çıkmasının, belli atölyelere katılmakla bağlantılı olması gerçekten önemli bir sorun. Öte yandan bu durum bir peşin hükmü de beraberinde getiriyor. A atölyesine katılan birinin öyküsü ya da kitabının o atölyenin yürütücüsünün, yayın kurulunda ya da sahibi olduğu “yayınevi, dergi ya da web sitesinde” çıkması, eserin niteliğinden kuşkuya düşmeme neden oluyor. Bu da esere ve yazara haksızlık aslında ama tersi örneklere fazlasıyla tanık olunca böyle bir eğilim oluşuyor ne yazık ki.

Bu sorunlar, aksaklıklar yıllardan bu yana faklı şekillerde yaşanmasına rağmen bir önceki soruya verdiğim cevaptaki gibi pek çok olumlu gelişme de yaşanıyor. Ne demiş Albert Camus: “Edebiyat olan her yerde umut vardır.” Umudumuz ve kitaplarımız yaşamımızdan eksik olmasın.