Şarap İskelesi Sokak, dili, mekân kullanımı ve karakter derinliğiyle yalnızca “iyi yazılmış” bir roman olmanın ötesine geçiyor. Yakın dönemle hesaplaşırken edebiyatın imkânlarını ciddiyetle kullanan, kalıcılık iddiasını hak eden, üzerinde durulması gereken bir metin. Bu da onu günümüz edebiyatında ayrıksı ve önemli bir yere yerleştiriyor.

Maveraünnehir Nereye Dökülür ve Anonslu Kaset Doldurulur adlı öykü kitaplarıyla tanıdığımız Engin Barış Kalkan bu kez sıkı bir romanla raflarda: Şarap İskelesi Sokak.

Şarap İskelesi Sokak’ı okurken metnin okurla kurduğu mesafe hemen fark ediliyor. Bu mesafe bir kapalılık ya da soğukluk değil; kendinden emin, ne yaptığını bilen bir edebi tutum. Roman acele etmiyor, okuru da acele ettirmiyor. Günümüz edebiyatında hızın ve kolay tüketimin neredeyse bir ölçüt hâline geldiği düşünülürse, bu tavır başlı başına dikkate değer. Şarap İskelesi Sokak, daha ilk sayfadan itibaren “ben buradayım” diyen, yerini bilen bir roman.

Roman, yakın Türkiye tarihinin politik ve toplumsal kırılmalarını doğrudan anlatmak yerine, bu kırılmaların insan hayatında bıraktığı izlere odaklanıyor. Büyük olaylar arka planda; önde olan, bu olayların gündelik hayata sızan etkileri. Cezaevi, gazetecilik, baskı, tehdit ve kaçış gibi ağır başlıklar, sloganlara yaslanmadan, edebiyatın imkânlarıyla taşınıyor. Bu yönüyle Şarap İskelesi Sokak, politik hafızayı bağırmadan ama son derece berrak ve etkili bir biçimde kurabilen nadir romanlardan biri olarak öne çıkıyor.

Romanın adını taşıyan sokak, anlatının merkezinde yer alan güçlü bir hafıza mekânı. Bu sokakta bulunan eski daire, karakterler için geçici bir sığınak olmanın ötesinde, geçmişle bugünün iç içe geçtiği, zamanın doğrusal akmayı reddettiği bir alan olarak kurgulanmış. Mekân, romanda dekor değil; anlatının sessiz ama belirleyici bir anlatıcısı. Şarap İskelesi Sokak, mekânı bu denli bilinçli kullanan romanların arasına rahatlıkla yazılabilir.

Dilin kullanımında belirgin bir ustalık göze çarpıyor. Uzun cümleler, kontrolsüz bir taşma değil; düşüncenin ritmini izleyen, bilinçli ve cesur tercihler. Metin, okurunu hafife almıyor; aksine onu ciddiye alıyor. Zorlayıcı yerleri var, evet; ama bu zorluk, romanın dünyasına içkin ve anlamlı. Yazar, diline güveniyor ve bu güven, metnin her satırında hissediliyor. Bu, bugün çok sık karşılaşılan bir meziyet değil.

Engin Barış Kalkan

Güzide karakteri, romanın politik ve duygusal yükünü taşıyan en güçlü figürlerden biri. Onun yaşadıkları bir kahramanlık anlatısına dönüştürülmüyor. Hayatta kalmanın beraberinde getirdiği yorgunluk, korku ve suçluluk duygusu, karakterin etrafında sürekli hissediliyor. Romanın bu noktadaki başarısı, politik deneyimi romantize etmeden, insanî bedeliyle ele alabilmesi.

Ozan karakteri, romanın daha mesafeli, gözlemci hattını temsil ediyor. Dünyayla kurduğu temkinli ilişki, bir kuşağın ruh hâline dair güçlü ve tanıdık ipuçları sunuyor. Ne bütünüyle dâhil olabilen ne de tamamen uzak durabilen bu hâl, romanda açıklanmıyor; ustalıkla sezdiriliyor.

Ferhat ve Nermin karakterleri, geçmişle kurulan ilişkinin farklı yüzlerini temsil ediyor. Özellikle Nermin’in zamansal kopukluklarla ilerleyen hafızası, eskiye duyulan özlemi romantik bir nostaljiye dönüştürmeden aktarabiliyor. Şarap İskelesi Sokak, geçmişi yüceltmiyor; geri dönülemez oluşunun yarattığı hüznü, sakin ama etkili bir dille işliyor.

Roman boyunca hissedilen temel duygu, kaçıştan çok bekleyiş. Karakterler yaklaşan bir tehdidin farkında; ancak asıl yıpratıcı olan, bu tehdidin gündelik hayata sızması. Battaniye, uyku, ev ve sokak gibi sıradan imgeler, romanda güvenle ilişkilendirilen unsurlar olmaktan çıkıp kırılganlığın simgelerine dönüşüyor. Yazarın sembolik dili, politik arka planı aşırı yük bindirmeden taşıma konusunda son derece başarılı.

Sonuç olarak Şarap İskelesi Sokak, dili, mekân kullanımı ve karakter derinliğiyle yalnızca “iyi yazılmış” bir roman olmanın ötesine geçiyor. Yakın dönemle hesaplaşırken edebiyatın imkânlarını ciddiyetle kullanan, kalıcılık iddiasını hak eden, üzerinde durulması gereken bir metin. Bu da onu günümüz edebiyatında ayrıksı ve önemli bir yere yerleştiriyor.

Türker Ayyıldız