2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Serhan Ergin

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Annem Öldü mü? – Vigdis Hjorth:Hjorth’u pek çoğumuz gibi ben de Miras ile tanımış, çok etkilenmiştim. Annem Öldü Mü’deki anne-kız meselesi, bir annenin kızını görmezden gelişi, “kız”ın otuz yıl sonra büyüdüğü kente dönüp annesini uzaktan izlemesi, sadece konusuyla bile çok ilginç iken, roman boyunca süren psikolojik sorgulamalarıyla oldukça etkileyici bir eserdi.

İsveç Kibritleri – Robert Sabatier: Yeni bir kitap değil ama uzun yıllar sonra dilimize yeni bir çeviri ile tekrar kazandırılan bu kitap da önemli bir yere sahip benim için. Labat sokağının serseri ufaklığı Olivier’nin Paris sokaklarındaki maceraları, görünürde matrak ama her satırında arkada yatan hüznün hissedildiği, insanın yüreğine dokunan bir roman. 

Dalga Boyu – Murat Yalçın: 2024 sonlarında yayımlandı bu kitap ama bu listeye almak istedim. Murat Yalçın çıtayı hep yükselten, bizlere müthiş öyküler kazandıran biri. 

Hemen Yaz Bana, Selim İleri’den Hasan Bülent Kahraman’a Mektuplar: 1977-1984 yıllarını içeren bu mektup toplamı, yılın sonlarına doğru geldi. Selim İleri gibi edebiyata tutkuyla bağlı bir yazarın iç dünyasına tuttuğu aynanın yanı sıra, Hasan Bülent Kahraman’ın mektuplara düştüğü dipnotlar da mektuplarda geçen anekdot ve yaşantılara yönelik pek çok tanıklık içeriyor. Doğrusu zaman zaman kendimi o dönemin edebiyat camiasında gezinir gibi hissettim.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

Edebiyat olayı denemez belki ama her alanda olduğu gibi yapay zekânın edebiyattaki yeri, etkisi, kullanılma alanı önemli bir tartışma konusu bence. Bazı yayınevlerinin çeviride yapay zeka kullanması, aynı şekilde bazı yazarların yapay zekaya başvurduğunu açıklaması, bunlara dair tartışmaya, konuşmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Henüz pek çoğumuz nerede duracağına da karar verememiş durumda, bu işin nereye gideceği, gelecekte nasıl bir hal alacağı, etik yönü, teknik yönü, genel bir kararsızlık hâkim. 

Selim İleri ve Pınar Kür’ü kaybetmemiz üzücü, önemli olaylardı.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Saymakla bitmeyecek sorunlarımız olduğu malum ama ilk bakışta söyleyebileceğim, geçer akçenin “görünürlük” olması. Görünürlüğün de piyasa kriterleriyle, bağlantılarla, ilişkilerle gelmesi. Sosyal medyanın belirleyici güç olması. “Tanıtımların” tüm sahayı doldurması. 

Hepsi birbiriyle ilişkili elbette, bu ortamda edebiyat dergiciliğinin maalesef ve kaçınılmaz olarak git gide alanını kaybetmesi, etkisini yitirmesi. 

Edebiyat okuru dediğimiz, düzenli okuyan ve yayınları takip eden insan sayısı sanıyorum on – yirmi bin civarı, iyimser olsak kırk bin. Bu da en temel sorunlarımızdan biri, edebiyat ortamımızın darlığı.