Acı Bir Başlangıç Bu[1] İspanyol yazar Javier Marias’ın 2014 yılında yayımlanan romanı. Bizde ilk basımı 2018 yılında Yapı Kredi Yayınları’ndan Sevda Ersavcı’nın çevirisi ile yapılmış. Yazarın Türkçede yayımlanmış çok sayıda romanı var. Marias birçok kez Nobel edebiyat ödülüne aday gösterilmiş. 1951 doğumlu, ne yazık ki 2022 yılında Covid salgını sırasında hayatını kaybetmiş.

Javier Marias

Roman, şimdi artık 60’lı yaşlarına yaklaşan Juan de Vere’nin, Franco’nun ölümünden beş yıl sonra, 1980 yılında Madrid’de henüz 23 yaşında iken yaşadıklarını anlatıyor. Üniversiteden yeni mezun olan Juan, ünlü film yönetmeni Eduardo Muriel’in sekreteri olarak onun saray yavrusu evinde bir odaya yerleşir. Bu vesileyle sekreterlik yaparken evlilikleri dağılma noktasına gelmiş olan yönetmen Muriel ile eşi Beatriz’in ilişkilerine yakından tanık olur. Uzun yıllar süren (1939-1975) faşist Franco rejimi sona ermiştir ama diktatörün ölümünün üstünden beş yıl geçmesine rağmen eski rejimin gölgesi her yerde hissedilmektedir. Toplum, rejimin aynen devam etmesini isteyen Franco yanlıları ile eski rejimin mağdurları arasında bölünmüştür. Nitekim romanın geçtiği 1980 yılından bir yıl sonra, 23 Şubat 1981’de Franco yanlısı Yarbay Tejero, parlamentoyu 200 silahlı sivil muhafız subayı ile basar. Neyse ki, ordu bu girişimi desteklemez, Kral Juan Carlos’un da açıkça karşı çıkması ile darbe başarısız olur.

Özetle, romanın geçtiği tarihsel dönemde toplum büyük bir tıkanıklığı henüz aşamamıştır, tamamlanmamış bir hesaplaşmanın eşiğindedir. Geçmişteki iç savaş (1936-39) ve sonrasında işlenmiş suçlar, çekilen acılar hafızalarda canlı iken, bu acıları yaşayanlar ve yaşatanlar henüz orada iken, toplumdaki örtük öfkenin söndürülmesi, iç barışın sağlanması nasıl mümkün olacaktır? Eski dönemin suçluları için çıkartılan aflar toplumsal barışı sağlamaya yetecek midir? Bu kirli geçmişle nasıl hesaplaşılacaktır? Unutmaya mı yoksa hatırlamaya mı ihtiyaç vardır? Javier Marias, bu büyük ve karmaşık toplumsal sorunu, bireysel düzeydeki yansımaları üzerinden sürükleyici bir anlatımla sorguluyor, aynı zamanda derinlikli bir gerilim romanı sunuyor.

Gerilim romanı deyince sıradan, popüler kültür ürünü bir roman akla gelebilir. Öyle değil. Evet, Marias, popüler romanların vazgeçilmez unsurlarından (aşk, evlilik, entrika, seks, vb.) yararlanıyor, bunları kullanmaktan çekinmiyor gerçekten de. 2017 yıllında Los Angeles Review of Books’a verdiği bir röportajda bu konuyu açmış; popüler kültürü hiçbir zaman hor görmediğini, onu, söylemek istediğinin daha çok okunmasını sağlamak amacıyla kullandığını söylüyor:

“Bazı düşünceleri çekici unsurlarla sarmalamazsanız okuyucudan kabul görmediğinin farkındayım; o nedenle söylemek istediğimi söyleyebilmek, insanların o konuda biraz daha fazla düşünmelerini sağlayabilmek için bu sarmalama avantajını kullanabilirim. Evet, daha sade ve mizahtan uzak bir dil de kullanabilirim elbette ama o zaman (zaten her durumda kolay okunamayan) romanlarım sekiz milyonun üzerinde okur bulamazdı.”[2]

Javier Marias romanda sonuna kadar yer yer alçalıp yükselen bir gerilimi korurken, gündelik hayatta bireylerin ilişkilerinde, farkına bile varmadığımız, sıradan ama toplumsal düzeyde önemli politik sonuçları olan temaları yakalıyor, oya gibi işliyor: Anlatma çabasının imkânsızlığı (hayat anlatılamaz), söylentilerin gücü (hakikatin kaybolması), değişmek (Kimdik, kim olacağız?), toplumsal ve bireysel hafıza, hatırlamak-unutmak, anlaşmanın aracı ve engeli olarak dil, insanları tanımak, tanıdığını sanmak…

Javier Marias aynı zamanda El Pais gazetesinde köşe yazarı ve önemli bir çevirmen. Çevirdiği yazarlar arasında Thomas Hardy, Joseph Conrad, Vladimir Nabokov, William Faulkner, Rudyard Kipling, Henry James, Robert Louis Stevenson, Thomas Browne, Laurence Sterne, Shakespeare ve daha başkaları var. Romanlarında sık sık Shakespeare’e gönderme yapıyor. Acı Bir Başlangıç Bu romanının adı da Hamlet’ten geliyor.[3] Romanın adı, yazarın romanda sorgulayıp durduğu temel bir temaya işaret ediyor. 2016 yılında ABD’li yazar Jonahtan Lee’ye verdiği röportaja bakalım:

Acı Bir Başlangıç Bu, birkaç şeye atıfta bulunuyor: Bunlardan ilki uzun bir diktatörlük döneminden sonra İspanya’daki durumdur. “Adaletten” vazgeçmiştik mesela, bu çok kötüydü ama bu sayede “daha kötüsü geride kaldı”, yani Franco’nun diktatörlüğü ve iç savaş olasılığı. Fakat kitabın ismi aynı zamanda romandaki karakterlere de atıfta bulunuyor. Hikâyenin temalarından biri de geçmiş konusunda ne yapılması gerektiği. Sürekli hatırlanmalı mı yoksa devam edebilmek için belli bir noktadan sonra unutulmalı mı?[4]

İspanya’da o yıllarda toplumsal barışı sağlamak amacıyla eski rejimde işlenmiş suçların bir dizi yasal düzenleme ile affedilmesi gündemdeydi. Javier Marias’ın “adaletten” vazgeçmiştik derken kastettiği de bu: “Kimsenin bir başkasının kirli çamaşırlarını ortaya dökmeyeceği hususunda anlaşmaya varılmıştı.” (s.376)

Romanın baş karakterlerinden Muriel de, geçmişte kirli işlere bulaştığı anlaşılan aile dostları Doktor Van Vechten hakkında duyduklarını kafasından silmek ister, işin aslını öğrenmekten kaçar, gerçeği bilmemenin konforuna sığınmaya çalışır; böylesi acı da verse, ona göre kötünün iyisidir:

“İşin aslı, doğruyu söylediklerine istedikleri kadar yeminler etsinler, anlatılan her şey, bizzat tanık olunmayan her şey yalnızca söylentidir. Ve hayatımızı söylentilere kulak vererek geçiremeyiz. İnsanın bundan vazgeçmesi, bilinemeyecek olanı bilmeye çalışmaktan vazgeçmesi, Shakespeare’in sözlerini açımlayarak ifade edecek olursam, belki acı bir başlangıç bu ama öte yandan beteri geride kalır.” (s.272)

Muriel’e söylettiği bu sözler, belli ki Marias’ın kafasında da tartışıp durduğu bir düşünce. Yukarıda bahsi geçen röportajında şöyle demiş: “Romanlarımda sürekli olarak bilmek arzusu ile bilmemenin rahatlığı, konuşma itkisi ile susmanın bilgeliği arasında bir mücadele vardır.”[5]

Roman okur tarafından keşfedilmeyi bekleyen, keşfedildikçe keyif veren ayrıntılarla dolu. Shakespeare göndermeleri bunlardan. Romanda önümüze çıkan karakterlerin bir kısmı gerçek kişiler, romanın hikâyesine eklemlenen bir kısım olaylar da gerçekten yaşanmış. Örneğin sinema yönetmeni Jesus Franco, Javier Marias’ın dayısı ve o dönemde romanda isimleri geçen filmleri çevirmiş. Amerikalı sinema yapımcısı Harry Tower, ukala akademisyen Prof. Francisco Rico, tabii oyuncu Jack Palance, Herbert Lomm gerçek kişiler.

Javier Marias, dayısının film setinde gerçekten de Jack Palance ile, Herbert Lomm ile karşılaşıp tanışmış. (Bu arada romanda Marias’ın sinema tarihi ve o dünyanın bilgisine olan hakimiyeti çok etkileyici.)

Romana ilişkin en fazla eleştiri, konudan sapmalarla (digression) ilerleyen uzun uzun cümleler. Javier Marias bu konuda Laurence Stern’in yolundan gittiğini söylüyor:

Tristram Shandy’yi çevirdiğimden beri, Laurence Stern’in mottosunu benimsedim. “Konudan saparak (digress) ilerlerim.” Romanlarımda basitçe konudan sapma olarak görünen birçok şey, daha sonra hikâyenin önemli bir parçası olarak ortaya çıkar… En uzun romanları bile –birkaç cümle ile– özetleyebilirsiniz. Don Quixote ya da Anna Karenina. Birkaç cümlede (özetlendiğinde), bunlar çok saçma şeyler olur, oysa kendi kelimeleri ile okunduğunda öyle değildirler…[6]

Javier Marias

Acı Bir Başlangıç Bu, İspanyol toplumunun yakın bir geçmişte yaşadığı zor bir dönemin, bireylerin zihnindeki ve gündelik ilişkileri üzerindeki etkilerini konu alıyor. Karmaşık toplumsal sorunların basit, kestirme çözümleri olamıyor. Her çözüm adımının başka sorunları tetiklediği, olabilecek en uygun uzlaşmanın mutlaka düş kırıklıklarını da beraberinde getirdiği bu toplumsal ortam, iyi bir edebiyatçı için de çok verimli bir zemin yaratmış. Romanda görüleceği gibi kafalarda uyanan pek çok soru, sorun için kesin bir cevap bulmak zor. Gene de iyi edebiyattan bekleyeceğimiz gibi o dönemin anlamlı bir bilgisini veriyor bize roman. Bu bilgi, çoğu zaman gündelik hayatın içinde göremediğimiz, üstünden atlayıp geçtiğimiz ayrıntıları görünür kılarak verdiği bir bilgi.

Acı Bir Başlangıç Bu, yaşadığımız coğrafyada tam da bugünlerde okunması gereken bir roman. Ülke gündemindeki açılım (ya da barış ya da terörsüz Türkiye, artık ne derseniz) sürecini, bir de İspanya’da yetmişli yılların ikinci yarısında yaşananların ışığında düşünmek bakımından ufuk açan bir roman, değerli bir hediye.

Demokrasiye geçiş sürecinin sancılarını yaşayan, ortadan yarılmış bir toplumda bunun bireylere, onların özel hayatına yansımalarının derinlikli bir anlatımı var önümüzde. Ama her halükârda, “gündelik hayatın saçmalığının (absürtlüğünün) filozofu” olarak da anılan Javier Marias’ın bu romanı, edebiyat severler için zengin bir edebiyat şöleni.

Murat Gümrükçüoğlu


[1] Acı Bir Başlangıç Bu, Javier Marias, Çev. Seda Ersavcı, Yapı Kredi Yayınları, 5. Baskı, Mayıs 2023 (Yazıda verilen sayfa numaraları bu baskıya aittir).

[2] Gregg LaGambina ile röportaj, The World is Never Just Politics: A Conversation with Javier Marias, Los Angeles Review of Books, 9 Şubat 2017.

[3] III. Perde, 4. Sahne’de prens Hamlet annesi ile konuşmaktadır: “Zalim oluşum iyi bir insan olmak için yalnızca / Belki acı bir başlangıç bu / Ama beteri geride kalır. (I must be cruel only to be kind / Thus bad begins and worse remains behind.)

Buradaki ilk mısrada geçen “I must be cruel only to be kind,” İngilizcede bir deyim olarak kullanılıyor. Kabaca “Sana iyilik etmek için zalim olmak zorundayım” anlamında. Böylece daha büyük kötülüklerin önüne geçebiliriz, diye devam ediyor.

[4] Jonatthan Lee ile röportaj, Javier Marias ile Dikatörlük, Shakespeare ve Edebi Hayaletler Üzerine, Oggito, 31 Aralık 2023 (Bu röportaj ilk olarak 1 Kasım 2016’da Literary Hub dergisinde yayımlanmış).

[5] Gregg LaGambina ile röportaj, The World is Never Just Politics: A Conversation with Javier Marias, Los Angeles Review of Books, 9 Şubat 2017.

[6] Gregg LaGambina ile röportaj, The World is Never Just Politics: A Conversation with Javier Marias, Los Angeles Review of Books, 9 Şubat 2017.