2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, yayın emekçilerine, şairlere, çevirmenlere ve akademisyenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Hüseyin Safa Ak

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

2025 senesi, ekseriyetle daha önce okuduğum kitapları yeniden okuduğum bir yıl oldu. Ancak eskilerden önce, yakın zamanda basılmış bazı kitaplardan söz etmeyi daha uygun buluyorum.

İyi bir şiir okuru olduğumu söyleyemem. Modern şiiri pek bildiğim de söylenemez; dürüst davranayım bilmiyorum ve çoğu zaman da anlamıyorum. Benim için modern şiir, büyük ölçüde Ahmet Haşim’den sonra kesiliyor.

Buna rağmen, Murat Özel’in 2024’ün sonlarına doğru yayımlanan Değmedi adlı şiir kitabını, şiirden ziyade ahlâk ve vicdan eksenli metinler olarak okumayı değerli buldum. Üstelik bunu herhangi bir ahlâkçılık taslamadan, ders verme kaygısına kapılmadan yapması kitabın en güçlü yanı.

Murat Özel, içinde yaşadığımız iklime dair tanıklıklarını ve öfkesini bağırmadan, parmak sallamadan; sükûnet içinde, estetik bir dil aracılığıyla sunuyor. Okuru doğrudan suçlamayan, onu yüzleşmeye davet eden bir metin kuruyor. Yazarın yaptığı şey hüküm vermek değil, bir alan açmak; okuru bu alanın içinde durmaya, düşünmeye ve kendi payını kendisinin fark etmesine imkân tanımak.

İkinci olarak değineceğim kitap, Hicret Birik’in Yedi Yılanlı Kavuk adlı öykü kitabı. Yedi Yılanlı Kavuk, yazarın kendine özgü üslubuyla birleşen oyunbaz bir zekânın ürünü metinlerden oluşuyor. Zekâ, ironi, kaba şakalar ve mitoloji gibi unsurların, edebiyatta çoğunlukla erkek yazarlar üzerinden kanonlaştığı düşünülür.

Oysa Yedi Yılanlı Kavuk, saf anlatıcının hâkim olduğu, bedensiz bir metin dünyası kuruyor. Bu yönüyle Hicret Birik, cinsiyet meselelerine doğrudan girmeden, anlatının kendisine odaklanarak söz konusu erkek kanonunu işlevsiz hâle getiriyor. Tam da bu nedenle Yedi Yılanlı Kavuk, dikkatle okunmayı hak eden, önemli ve değerli bir kitap.

Değineceğim bir diğer kitap, Selman Dinler’in Horolojist adlı romanı. Bu kitap ne zaman aklıma gelse keyfim kaçıyor. Şu an bile keyfim kaçtı. Ayrıksı ve rahatsız edici bir metin. Okurken kitabı birkaç kez elimden fırlattım; fakat metnin karanlık alaycılığı ve sapkınlığı her defasında beni yeniden içine çekti. Bakmak istemiyorsun fakat bakmaktan kendini alamıyorsun. Günah duygumuzun romanlaşmış hali diyebiliriz. Kitaptan kaçamıyorsunuz – tıpkı romandaki karakterin, işkencecisinden kaçamaması gibi.

Yazar, hem karakterinin hem de okurunun bütün çıkış yollarını kapatmış. Bu yönüyle Selman Dinler, okurla karakterini ortak bir yazgıda buluşturuyor; rahatsız edici olduğu kadar güçlü bir okuma deneyimi sunuyor.

Tekrar okuduğum iki değerli yazara gelecek olursak. İlki Ira Levin. Stepford Kadınları’nı bu yıl içinde yeniden okudum. Levin’de dehşet, gördüğümüz anormalliğin, ucubeliğin ya da çarpıklığın kendisinde değildir; asıl dehşet, bütün bunların normal, makul, hatta konforlu görünmesinde yatar.

Okurken içinde bulunduğumuz ülke koşullarını ve kendimi de düşündüm. Yaşadığımız çarpıklıkların düzenli ve güvenli bir hayat hissiyle sunulması, sosyal ve asosyal hayatımızda an be an karşılaştığımız bir durum. Levin’in metni, tam da bu yüzden, yanılsamamızı dağıtan bir etki yaratıyor. Normal sandığımız şeylerin ne kadar ürkütücü olabileceğini, merak duygusunu hiç düşürmeyen eğlenceli bir olay örgüsü ve bilgece bir üslupla sezdiriyor.

Bahsedeceğim son kitap ise Son İblis, Isaac Bashevis Singer’in en sevdiğim, en birinci eseri. Kitap, Yidiş kültürüyle ilgili hikâyeler anlatıyor. Ancak metin boyunca karşılaştığımız Yahudiliğe ait pek çok unsur –Mişne Tora, koşer, yeşiva, midraş tammuz gibi– salt dinî ya da kültürel bilgi olarak kalmıyor; insanı anlatmanın aracına dönüşüyor.

Bu unsurlar, Yahudi dinine ve geleneğine ait “millî” öğeler olsa da, kitapta birer odak noktası hâline gelmiyor. Aksine, Singer onları insanın zaaflarını, çelişkilerini, arzularını ve ahlâkî bocalamalarını görünür kılan güçlü dayanaklar olarak kullanıyor. Böylece metin, yerelden evrensele açılan bir anlatı kuruyor.

Bu yönüyle Son İblis, “millî olan”ın nasıl işlevsel kılınabileceğini de çok sahici biçimde gösteriyor: Millî unsurlar, içe kapanan bir kimlik vurgusu değil; insanı anlamaya açılan bir imkân olarak değerlendiriliyor. Tam da bu yüzden kitap, yalnızca bir kültürü tanıtan değil, insan hâllerini evrensel bir dille anlatan öykülerden oluşuyor.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

Gündemi takip etmediğim için bilmiyorum. Ama önemli bir olay olsa duyardım muhtemelen.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Sorunları sıralayıp ardından bunların çözüleceğini ummak bana göre boş bir beklentidir. Çünkü sorunlar ortadan kalkmaz; yalnızca biçim değiştirir ve geri döner. Edebiyatın sorunlarını doğrudan tartışmak yerine, insanı merkeze alarak onun yaşadığı sorunlardan söz etmek daha yerindedir. Asıl fark edilmesi gereken, çözülmesi gereken meselelerin dışarıda değil, kendi içimizde olduğudur.

Benim edebiyatla uğraşan insanda gördüğüm temel sorun yazar kişisinin kendisini metnin önüne koymasıdır. Sonradan inşa edilmiş, sahte bir kimlikle metni gölgeleyen yazar figürü, edebiyatın en temel sorunlarından biridir. Metin konuşmalı; yazar geri çekilmelidir.