Parşömen’in 7 yıldır sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. 2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, yayın emekçilerine, şairlere, çevirmenlere ve akademisyenlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Faruk Duman / Balıklarla İlgili Rivayet
Faruk Duman edebiyatımızda anlatının ne olduğunu esası ile bilen ender isimlerden biridir. Cümleden, öyküye ilginç ve okuru hoş anlamı ile zora sokan bir yapıyı her zaman gerektiği biçimde kurar. Bu da okuru, yalnız okumaya değil, gelişmeye sevk eder. Bahsi geçen eseri de bu bağlamda hem önemli hem de değerlidir.
Okuduğum başka isim ve esreler olmasına karşın, sorunun gereği, bu bahiste söyleyeceğim bu kadardır.
Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?
Bu soruyu yanıtlamadan evvel istemsiz de olsa diğer arkadaşların, bahsi geçen soruya verdikleri cevapları okudum. Nihayetinde de vermek üzere tasarladığım cevabın herhangi bir eklemeye ihtiyacı olmadığını anladım. Bu bağlamda herhangi bir “olay” edebiyatımız adına, dikkat çekici, şaşırtıcı ya da bizi derin düşüncelere sevk edici olarak karşımıza çıkmış değil bana kalırsa. Ödüllerin, “edebi olay” olarak anılması beni ayrıca düşündürdü.
Ama illa bir şey söylemem gerekirse “edebi olayımız” o dur ki bizatihi yazarlarımız gittikçe piyasaya teslim olmakta, satana bakmakta, satanla eş üretimlere yönelmektedir. Satanı ilahlaştırmakta, satan da kendini haliyle sarsılmaz bir değer sanmaktadır.
Ülkede öyle şeyler yaşanıyor ki düpedüz yazılsalar zaten birer kurgudurlar.
Satarlar, satarlar, satarlar…
Selamınaleyküm kör kadı!
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Sorularınız içerisinde bana kalırsa en önemlisi ve / veya değerlisi bu soru. Çünkü bu sorunuz, bıyık altından gülmekte. Öyle ya “edebiyat ortamı”, bizim olan üstelik. Kuşkusuz edebiyatın bir “ortam” olması yeterince ürkütücü; böyle söylenmesi, böyle anılması benim zihnimde sonsuz olumsuzluklara çağrı yapıyor. Fakat haklı da bir tabir; ne yazık ki bir “ortam” var; lordların ve avamların birbirlerinin elbiselerini süzdükleri, küçük küçük gruplar içerisinde bir diğer gruba burun kıvırdıkları salon toplantılarını andıran bir ortam. Doğru bu yeni bir şey değil, geçilen yıla ait değil, bu bir insanlık meselesi. Ortamlar, insanlığı aşağılıyor. Herkes de bundan oldukça memnun.
Dünya değil; çıkmazda olan insanlık. Herhangi bir insani krize işaret etmeyen ama arka kapaklarıyla, reklamlarıyla, ödülleriyle iyi olduğuna karar verilen her şey “okunmak” ve “okutmak” için raflarda sıralanabiliyor. Yayınevleri bize kitap “okutuyor” kısacası.
Olması gereken, her sanatsal üretimde olması gerektiği gibi edebi alanda da toplumun çağdaşlığa doğru yönelmesini sağlayacak eserlerin öncelenmesi. Ülke ve dünya insanın kafası yeterince karışık. Dijital dünyada yeterince eğlence var. Gerçeğin üzeri yaratılan, işlenen gerçeklerle yeterince örtülü. İnsanın gerçeği de yalnızca trajik olanın yinelenip durmasında aranmamalı. Anladık; herkes yeterince yalnız ve mutsuz, başlarında hep kötü şeyler geliyor; dünya, hayat çok acımasız. Kitapların kapaklarını kapadığımızda da öyle kalmaya devam ediyor. Öyleyse yanlış olan bir şey var.
Ülke edebiyatı ölçütünü bulmalı; yoksa bu “Sen de yaz, sen de sat!” okumalarla önümüzdeki senenin “enfes kitaplarını” şimdiden saymak içten bile değil. Örneğin; Zülfü Livaneli, Ayfer Tunç, Şermin Yaşar…
