Parşömen’in 7 yıldır sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. 2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
2025 öncesi yayımlanmış kitapların çoğunlukta olduğu okuma serüvenimde yine de soruya sadık kalarak yanıt vermeye çalışacağım.
Han Kang – Vejetaryen (Göksel Türközü çevirisiyle):
Bu yıl Han Kang’ın Türkçeye çevrilmiş tüm kitaplarını okudum. Bazı kitaplarında hayal kırıklığına uğrasam da, Vejetaryen isimli kitabını çok beğendim. Hayvan da şiddet faili olduğu için ruhunun huzursuzluğuna çözümü, şiddet potansiyeli taşımayan bitkiye dönüşmekte bulan Yonğhe’nin hikâyesi sade ve akıcı bir dille yazılmış. Çok anlatıcılı biçimiyle, felsefi ve psikolojik malzemesiyle kitap bir çözüm önerisinde bulunmamakla birlikte, şiddet kültürüne ilişkin farkındalık yaratmasıyla önemli bir eser.
Ebru Ojen – Belgrad Kanon:
Kaçak göçmenliği, siyasi mülteciliği, göçmenler arasındaki çatışmayı; politik argümanlara başvurmadan, mesaj kaygısı duymadan, karakterleri iyiliğe ya da kötülüğe indirgemeden yazdığı için çok sevdim. Özellikle çocuk anlatıcı Lubomir’in diliyle, onun bakış açısıyla okuyucuyu hikâyenin evrenine sokmasını çok başarılı buldum.
Abddulah Ataşçı – Meryem’in Çiçekleri:
Bu yıl Kürt-Ermeni ilişkileri üzerine okumalar da yapınca, bu roman özellikle ilgimi çekti. Romanın bence en önemli özelliği devletin günahlarını yazma cesareti gösterirken, savaş yıllarında yerinden edilen insanları, savaşın yoksul insanlar üzerindeki yıkımını başarılı bir kurguyla ve akıcı bir dille aktarırken tarihsel bilginin kurgunun önüne geçmesine izin vermemesiydi.
Kurgu dışı yayımlanan kitaplar arasında, Hülya Soyşekerci’nin Edebiyatımızdaki Kadın Yaratıcılığı kitabını, erkek egemen dünyada kadın yaratıcılığını incelemesi yönüyle anmak istedim. Fuat Dündar’ın Bir Kürt Feminist: Halide Dündar kitabını ve Fatma Nevin Vargün’ün Heval Sen Daha Özgürleşmedin mi? kitabını kadın hareketinin bugünlere nasıl geldiğinin izlerini takip etmek açısından önemli buldum. Ayrıca Banu Yıldıran Genç’in, okuduğu kitapları kişisel deneyimleriyle harmanlayan denemelerinden oluşan Yan Yana Durduğumuz Zamanlar kitabını anmasam olmazdı.
Yine kurgu dışı yayımlanan kitaplardan Utku Özmakas çevirisiyle Filistinli yazar Rashid Khalidi’nin Filistin: Yüz Yıllık Savaş adlı kitabını ve Cabir Özyıldız’ın Dünyanın Bütün Karıncaları kitabı ile birlikte bu kitaptaki Özgür Filistin’e ve Mahmut Derviş’e adadığı “Başlangıçların Annesi” öyküsünü anmak istiyorum. Filistin soykırımı devam ederken yayımlanan bu kitap ve öykünün çok değerli olduğunu düşünüyorum.
Beş kitapla sınırladığınız listeyi aştığımın farkındayım ama izninizle son olarak bu yıl yayımlanan Asuman Susam’ın Kalbi Hızlandıran Şeyler ve Şirvan Erciyes’in Post Mortem isimli şiir kitaplarını –şiirsiz olmaz diyerek– anmak istiyorum.
Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?
“Yazmak benim için bir direnişe dönüştü artık. Yazmasam hayatta olduğuma kendimi ikna edemeyeceğim sanki. Yazabildiğim sürece varım, varsam yazmalıyım,” diyen, dokuz yıldır düşüncelerinden ve konuşmalarından dolayı haksız ve hukuka aykırı olarak cezaevinde tutuklu olan Selahattin Demirtaş’ın bu yıl Jamal isimli yeni bir kitabı yayımlandı. Cezaevinde yazdığı metinler dışarda kitaba dönüştüğünde, o kitabın imzalatılmak için bile olsa cezaevine alınmadığı, mantık dışı, baskıcı bir ortamda ve zor koşullarda yazmaya devam etmesini ve bundan vazgeçmeyip kendini bu şekilde var etmesini önemli buluyorum.

Yavuz Ekinci’nin, Rüyası Bölünenler kitabında roman kahramanının terör propagandası yapması iddiasıyla yargılanması, düşüncenin ve sanatın yargılanmasının en absürt hallerinden birisi olsa gerek. Dava zamanaşımı nedeniyle düşse de, böyle bir ihbarın iddianameye dönüşmesi bile hukuki garabetken, davanın esaslı bir gerekçeyle, emsal olacak şekilde karara dönüşmesini beklerdim ki, bir daha böyle davalar açılamasın. Ama bunu derken de, “bu yargıyla mı” demek zorunda kalıyorum ne yazık ki!
Okuduğum bir haberde, Türkiye’de üç hafta içerisinde Kürtçe ya da Kürtlerle ilgili olan 120 kitap, dergi ve gazeteye yasak getirildiği yazıyordu. Rekor düzeyde! Ana dili Kürtçe olanlar için bile Kürtçe eğitim imkânı olmayınca, Kürtçe kitaplarla büyümeyince Kürtçe sözlü bir dil olmakla sınırlı kaldı. Tüm bu nedenlerle günlük dilin bir edebiyat diline evrilmesi hiç kolay değil. Maalesef atalarımın dili olan Kürtçe-Zazaca benim anadilim bile olamadı ve bu, benim içimde kabuk bağlamayan bir yaradır. Yasaklanan ve hâlâ dışlanıp görmezden gelinen Kürtçe, her dil gibi sahiplenilmeyi ve özgür olmayı hak ediyor. Murathan Mungan’ın “Kürtçe yazarını, söyleyenini, yayınlayanını susturan bir gelenekten geliyorum,” sözleriyle yaptığı özeleştiriyi ve vicdani sorgulamayı önemli buluyorum. Tüm baskı ve yasaklara rağmen bu yönlü çaba içinde olan Kürtçe yazanları, yayınlayanları yürekten kutluyorum.
Düşünce özgürlüğünün kısıtlanması sadece Türkiye’nin değil dünyanın da gündemindeydi. Filistin nedeniyle İsrail’e karşı tavır alan yazarlara yönelik baskılar bu senenin önemli olaylarındandı.
Kannada diliyle yazan Hintli yazar Banu Mushtaq’ın Uluslararası Booker Kurgu Ödülü’nü kazanması ve Booker Kurgu Ödülü’nün ilk defa öyküye verilmiş olması da yine önemli olaylardandı.
Kadın+ edebiyatçıların yayın sektöründe cinsel taciz ve şiddeti önlemek için ortak tavır almaları bence çok önemliydi.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Adaletin olmadığı bir dünyada ve ülkede yaşıyoruz. Adaletin olmaması her alanda eşitsizliği ve baskıyı da beraberinde getiriyor. Bu durumun sirayet etmediği hiçbir alan yok. Ekonomide, hukukta, sağlıkta, siyasette, eğitimde, sanatta, edebiyatta, her yerde bunun izdüşümü var. Bu doğal alarak alım gücü azalan okuru, yayınevini, çevirmeni, yazarı, fuarlara katılımı ve sektördeki tüm emekçileri etkiliyor.
Buna rağmen bütçesini zorlayarak kitap alanların, telif ücreti alamayacağını bilmesine rağmen yazanların, çevirenlerin, hâlâ direnen bağımsız kitapçıların, sahafların, edebiyat dergilerini, fanzinleri çıkarmak için inatla emek verenlerin mücadelesini çok kıymetli buluyorum. Bu baskı ortamında nefes alabildiğimiz vahaları yarattıkları için minnet duyuyorum.
Onur Çalı’ya, Parşömen’e verdiği emek ve soruları için teşekkür ediyorum. 2026 iyi kitaplar okuduğumuz, daha az umut biriktirip, daha çok güzellikler yaşayıp, paylaştığımız bir yıl olsun.
