2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Eduardo Galeano – Sevmenin Kitabı: Sevmenin Kitabı’nı Süleyman Doğru’nun Türkçesinden okudum. Galeano’nun kitapları beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı bugüne kadar, bu defa da öyle oldu. Şiirle kısa öykü arasında gidip gelen metinler uzun okumalar arasında nefes alma imkânı gibi. Ayrıca yazarken tıkandığım vakitlerde de Galeano’nun yaratıcı metinleri ilaç gibi geliyor.

Ertuğ Uçar – İstanbulin: Hem bir gezginin hem mimarın hem de iyi bir yazarın kalemiyle hemhal olmak az şey değil. Gezgin derken gördüğü yerleri skor peşinde koşarak anlatan bir yazar değil Ertuğ Uçar. Anlattığıyla sakin ve özenli ilişkisi kitabı sevmemde etken oldu sanırım. Metinlerin arasındaki çizimler de anlattıklarını tamamlamış.
Buket Arbatlı – Korkunun Kıyılarında: Tarihten ilham alan metinleri okumayı sevdiğim için kitabı elime aldığımda Buket Arbatlı’nın öykülerini eleştirel bir gözle okumaya hazırdım. Yazar tarihin arka sokaklarında dolaşmış, resmi ya da bilindik tarih anlatısında yer almayacak karakterlerin öykülerini dönemin içine ustalıkla yerleştirmiş. Yaptığı işin kolay olmadığını düşünüyorum ve kutluyorum.
Oylum Yılmaz – Doğa Yürüyüşleri: Denemelerini okuyunca Yılmaz’ın edebiyatı yaşam biçimi olarak benimsemiş bir yazar olduğunu düşündüm. Şart değil elbette ama bu bana kalırsa yazarın yazıyla ilişkisindeki samimiyetin göstergesi gibi geliyor. Gündelik hayatın ayrıntılarını, düşüncelerinin izlediği patikaları okurla paylaşmasını sevdim. Çoğu zaman unuttuğumuz bir şeyi, doğanın ayrılmaz bir parçası olduğumuzu anımsatması açısından da keyifle okudum kitabı.
Walter Kempowski – Her Şey Nafile, Çeviren: Dilman Muradoğlu: Bu yılın başında etkilenerek okudum romanı. Yüz Kitap bastığı her kitabı ilgiyle okuduğum bir yayınevi, bundan da ayrıca söz etmek isterim. İkinci Dünya Savaşı’nın karanlık atmosferinde zengin ve soylu bir ailenin konağındaki yaşantıyı anlatarak başlayan roman aslında zenginlikle yoksulluğu karşı karşıya getirmeksizin iki durumu da ustalıkla anlatıyor. Varsıl ve görece korunaklı insanların bakış açısını anlayabilmek için de iyi bir hikâye bana kalırsa. Yazar dünya yanıp yıkılırken bu yıkımdan zarar görmeyecek kimsenin olamayacağını hissettirmeyi başarmış.
Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?
Pınar Kür ve Selim İleri’yi yitirdik. Edebiyatımızın parlak yıldızlarıydı ikisi de. Bu vesileyle yazdıklarına dikkat çekmek gerek belki de.
Bir yayınevinin yayımladığı kitaba sansür uygulaması, sebebinden bağımsız, yazıyla haşır neşir olan herkesin kendisini ne denli sıkışmış hissettiğini göstermesi bakımından üzücü.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Gök kubbenin altında değişen bir şey olmadığı gibi edebiyat dünyasında da bir değişiklik yok. Aynı sorunlar, aynı atışmalar, altı doldurulamayan övgüler, havanda su dövmeler. Diyeceğim şu ki, en kötü günümüz böyle olsun. Yeni yılda gelecek güzel günlere, diyebilecek umudumuz olsun.
