“Savaşın ne kadar boktan bir şey olduğunu” en iyi anlatan şiirlerden biri de herhalde Jacques Prévert’in “Barbara” başlıklı şiiridir.
Tarihler genellikle savaşlarda ölen insanları, yıkılan binaları ve mahvolan ekonomileri baş döndürücü rakamlarla verir. Peki ya kalanlar? Yaralılar? Hem de sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da yaralananlar ne olacak? Ayrılıklar, yarım kalan aşklar? Pisi pisine sönüp giden hayatlar…
Jacques Prévert’in şiiri işte bu “kalanlar”ın içler acısı halinden bahsediyor. Hem de sadece insanlar değil. Brest bile artık aynı Brest değildir, yağmur bile artık aynı şekilde yağmaz Brest’e.
Bu yüzden Prévert, bıkıp usanmadan, bir nakarat halinde tekrarlayıp durur şiir boyunca: “Hatırla Barbara, hatırla! Unutma, n’olur!”
Birçok çevirisi var “Barbara”nın Türkçede. Bulabildiğim kadarıyla Abdullah Rıza Ergüven, Teoman Aktürel ve Orhan Suda çevirmiş daha önce. Ama bana göre şiirin duygusal havasını tam olarak yansıtamıyor bu şiirler. Orhan Suda’nın çevirisi (Sözler, YKY 2003, s.195) belki içlerinde en iyisi, ama bence o da yeterli değil.
Bu yüzden bir de ben deneyeyim diye niyetlendim. Ama bir de baktım ki her zaman çevirilerinin hayranı olduğum Sabahattin Eyüboğlu da Jacques Prévert’den çevirdiği seçmeleri Şiirler adıyla kitaplaştırmış ve 1963 yılında Çan Yayınları arasında yayımlamış. Birden cesaretim kırıldı. Tıpkı Rimbaud’nun “Sarhoş Gemi”si gibi, eğer Sabahattin Eyüboğlu üstad bu şiiri de çevirmiş olsaydı sanırım böyle nafile bir işe asla girişemezdim. Ama eski kitapçılardan güç belâ bulabildiğim kitabı bir solukta baştan sona inceleyince gördüm ki Sabahattin Eyüboğlu kitabına bu şiiri almamış nedense. O zaman yine heveslendim ve kolları sıvadım “Barbara” için. Epey önce de tamamladım çeviriyi, biraz daha demlensin diye bekletiyordum.
Ama Onur Çalı’nın 7 Şubat 2025 tarihli Dünlük’ünde anlattığı Talihsiz Anjel Hala’yı okuyunca artık zamanı geldi diye düşündüm. Barbara ile Zavallı Anjel Hala’nın yolları bir yerde çakıştı, sanki birbirlerini buluverdiler hiç umulmadık bir şekilde.
Üstelik, hani böyle durumlarda “savaştan çıkmış gibi” derler ya, öyle bile değil, daha da kötüsü, sanki tam da “savaşın içindeymiş gibi” yaşadığımız şu günlerde bu şiirin tam zamanıdır denilebilir.

BARBARA
Hatırla Barbara
Bütün gün yağmur yağdı Brest’e o gün
Ve sen yürüyordun gülümseyerek
Dinmeyen yağmurlar altında
Şaşkın hayran sırılsıklam
Hatırla Barbara
Bütün gün yağmur yağdı Brest’e o gün
Ve sana rastladım Siam sokağında
Gülümsüyordun hâlâ
Ben de gülümsedim
Hatırla Barbara
Ne ben seni tanıyordum
Ne de sen beni
Hatırla
Hatırla o günü n’olur
Unutma
Saçak altına sığınmış bir adam
Senin adını seslendi
Barbara!
Ve sen ona koştun yağmur altında
Sırılsıklam hayran şaşkın
Atıldın kollarına
Hatırla bunu Barbara
Kızma senli benli konuşuyorum diye
Ben hep öyle konuşurum sevdiklerimle
Sadece bir defa görmüş olsam bile
Ve bütün âşıklarla öyle konuşurum
Hiç tanımasam bile
Hatırla Barbara
Unutma sakın
O sakin ve mutlu yağmuru
Senin mutlu yüzüne yağan
O mutlu şehre yağan
Denizin üstüne
Tersanenin üstüne
Quessant gemisinin üstüne yağan
Ah Barbara
Ne boktan şey şu savaş, ne kadar aptalca
Ne oldu sana şimdi
Bu demir yağmurunun altında
Ateş, çelik ve kan yağmuru altında
Ve seni aşk ile kucaklayan
O adama ne oldu
Öldü mü yaşıyor mu hâlâ
Ah Barbara
Şimdi de bütün gün yağmur yağıyor Brest’e
Eskiden olduğu gibi
Ama artık aynı yağmur değil bu
Her şey yok olup gitti çünkü
Yas içinde bir yağmur bu korkunç ve ıssız
Demir, çelik ve kan fırtınası bile değil
Sıradan bulutlar sadece
Köpekler gibi kuyruğu titreten bulutlar
Yitip giden köpekler gibi
Brest’i yutan sağanaklar içinde
Sürüklenen çürüyüp giden uzaklara
Artık hiçbir şeyi kalmayan Brest’ten
Uzaklara
Çok uzaklara
Jacques Prévert
Çeviren: Mehmet Aslan
Şiirin çevirisinde Lawrence Ferlinghetti’nin İngilizce çevirisi esas alınmıştır.
