Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.

Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

Tayfun Topraktepe

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Kendi adıma bu yıl biraz verimsiz geçti, öncekilere kıyasla daha az yeni yazar ve kitapla tanıştım. Tanınan, bilinen yazarların birkaçının da novella boyutlarında “okurları boş bırakmayalım” diye yorumlayabileceğimiz kitapları da pek tat vermedi açıkçası. Çok sevdiğim ve tüm kitaplarını okuduğum Burhan Sönmez ve Barış Bıçakçı’yı bu duruma örnek verebilirim.

Unufak: Yayın yönetmenliği, editörlük gibi sektörün farklı kademelerinde çalışmış Rober Koptaş’ın ilk romanı Unufak. Memleketin yakın tarihine ilişkin ve üzerinde konuşulması, yazılması, çizilmesi genelde hoş karşılanmayan konuları romanında titizlikle işlediğini düşünüyorum. Nitekim, geçmişteki faciaların yakıcılığı malum, ama romanı bununla boğmayıp (ama elbette nelerden söz ettiğini anlıyoruz) daha toplumsal ve sınıfsal açıdan bakması bence çok değerli. Böylece çoğunluk içinde ötekileştirilen, azınlık içinde de berikileştirilenlerin dünyasına sızabiliyor, duygudaşlık kuruyor, birbirimizi daha iyi tanımaya ve anlamaya başlıyoruz. Belki biraz büyük bir laf olacak ama tüm bunlar için de en çok iyi edebiyata ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Valeria Bunu Anlayamaz: İlk öykü kitabı Dilek Yılmaz’ın. Söyleşilerinden öğrendiğimize göre de on yılı aşkın bir sürede ortaya çıkmış öyküler toplamı. Zaten ilk sayfadan itibaren biz okurlar da bu demlenmiş, tadını bulmuş metne tanık oluyoruz. Dilek Yılmaz’ın öykülerine konu ettiği olaylara, kişilere olan “anlatıcı mesafesini” çok değerli buluyorum. Bunu söylerken de adeta mükemmelliğe ulaşmış ve biz okurları bir türlü metne dahil etmeyen, çatlağından sızdırmayan bir dilden söz etmiyorum. Aksine, okurun duygularına oynayıp öykülerin edebi lezzetinden uzak tutmayan ama soğuk da bir mesafe bırakmayan bir dil.

Dönüyor Zaman: Kapadokya Dörtlemesi’nin son kitabı olan Dönüyor Zaman, bizi 100 yıl kadar önceki Kapadokya’da gezdiren, yöreyle ilgili duymadıklarımıza, bilmediklerimize kulaklarımızı açan ve adeta bir Rus deyişindeki gibi, “geçmiş, gelecekten çok daha tahmin edilemezdir” dedirten bir roman. Bir kurmaca metin okuduğumuzu bilmemize karşın, Gürsel Korat’ın anlatıcılığının sahiciliği, tamamını kendisinin yazdığı deyişler, dualar, şiirler bizi gerçekliğe iyice yakınlaştırıyor ve belki de edebiyatın en önemli verimlerinden olan empati duygusunu bir kez daha hatırlatıyor.

Turuncunun Kıvamı: Kendi adıma okuması zor bir roman olmasına rağmen, biz okurlar için farklı ve kolaycılığa kaçmadan, olayları merkeze almadan, daha çok kavramsal olarak bakmamızı isteyen bir roman. Arzu karakteri bu bakımdan özdeşleşilmesi pek kolay olmayan, kolaylıkla şekle sokup rahata eremeyeceğimiz bir karakter. Nitekim Arzu hem topluma dahil hem karşısında, hem içinde hem de dışında. Bireyselliğin ve özerkliğin oluşmasına hem izin veren hem de kısıtlayan toplumun, birey için olduğuna da bireyin toplum için olduğuna da yakın bir karakter. Behçet Çelik’in son iki romanındaki karakterlerin bu bağlamda toplumsal karşılıklarının önemli olduğunu düşünüyorum.

Son Öyküler: William Trevor’un, Yüz Kitap’tan çıkmış öyküler toplamı Son Öyküler. 2023 yılında çıkmıştı bu kitap ama ben yakın zamanda okuyabildim, gözden kaçsın istemedim. Bir önceki kitabı Yağmurdan Sonra’yı da çok severek okuduğumu hatırlıyorum. Trevor’un, herhangi bir nesnenin kesitini alırcasına, hayatın bir dönemine, ya da bu dönemin hayatlarına ilişkin bakış açısı ve mesafesi, normal yaşamda da genellikle hiçbir şey olmadığı gibi, öykülerde de çok az şeyin olması, özellikle mutsuz hikayelere odaklanmamakla birlikte, yeterince beklenirse hemen her hikâyenin mutsuz bitebileceğini düşündüren üslubuna dikkat çekmek isterim.

Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

Sanırım edebiyatımızın iki önemli yazarı, Füruzan ve Ferit Edgü’yü kaybetmemizdir.

Ömürlerinin son yıllarında bu çok değerli iki yazarın, yayıncılık dünyamızda en nihayetinde bir “fondöten” muamelesi görmüş olması da bize dert olsun.

Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?

Parşömen dışında yok.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Geçmiş yıllarda bu soru için edebiyat ödüllerinden söz etmiştim. Yaklaşık benzer fikirde olmakla birlikte, bu ödüllerin çoğalması ve yaygınlaşması, öncesinde mevcut olan hiyerarşik yapının bir miktar dışına çıkmış olması olumlu bir gelişmedir diye düşünüyorum. Nicelik artışının, nitelikle ilgili yan etkileri olacağını da unutmamamız gerekir elbette. İlk soruda ismini andığım William Trevor’un, çevirisi gene Parşömen’de yayımlanmış söyleşisindeki bir tespitini buraya alıntılamak isterim:

“Edebiyatta moda, bütün sanatlarda da öyle, yıkıcıdır. İngiliz edebiyat sahnesine dönüşen bazı ödüller bir edebiyat sirki yarattılar. Bu ödülleri kazanmak hoş, sanata feda edilen para iyi bir şey. Ancak ödüller ve çoksatan listeleri ve modalar insanlara ne okumaları gerektiğini söylüyor ve okuma hazzının yarısı ne okuyacağınızı kendinizin keşfetmesinde yatar.”

Bir diğer sorun da yayınevi çalışanlarının hak gasplarının devam etmesi, örgütlenememeleri, destek bekledikleri yazar, çevirmen ve okurlardan yeterli desteği görememeleri. Okurlar gibi yazarların da tepkisi kısa oldu ve “dostlar alışverişte görsün”den öteye gitmedi. Elbette yayınevleri de kendileri dışındaki her hak arama mücadelesinin PR’ını yaptılar.