Finlandiyalı yazar Selja Ahava, bu romanıyla sadece bireysel bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda yaşamın, ölümün ve yeniden doğuşun evrensel gerçeğini de okuyucusuna sunuyor. Maria’nın hayatında olduğu gibi, okurun da yaşam döngüsüne dair düşünceleri derinleşiyor. Böceklerin küçük dünyasında büyük anlamlar ararken, hepimizin bir şekilde bu döngünün bir parçası olduğumuzu fark etmemizi sağlıyor.

Uzun zaman önceydi ya da belki de kısa. Şimdi o geride bıraktığım zamanı düşündüğümde nasıl bir dağı aştığımı hatırlıyorum sadece. Bir süre Karadeniz’de yaşama şansım oldu. Yaylaları dolaştım. Kaçkar Dağları’nı ilk gördüğümde yeryüzünde ne kadar küçük bir şey olduğumu anlamıştım. O sıralar çekmekte çok zorlandığım bir acıyı çekiyordum ve bir taş olmayı diliyordum. Sonra her sabah ve her akşam dağları seyrede seyrede bir şekilde şifa buldum. Durmak. Bunun ardından doğduğum evi görmek istedim, kalktım memleketin öbür ucuna gittim. Doğduğum ev artık bir ahır olarak varlığını sürdürüyordu ve penceresinden Ağrı Dağı görünüyordu. Bu ev meselesi benim yıllardır derdim.
Bazen bir kitap bana ilk sayfalarında uzun zamandır hatırlamadığım şeyleri hatırlatıyor. Mesela şu cümle Böcekleri Seven Kadın’ın 8. sayfasında geçiyor: “Bu coğrafyada insan önemsizdir.” Bir anda o yaylarda dağları seyrederken kendinin yeryüzündeki herhangi bir şey olduğunu anlayan Adalet geldi aklıma.
Selja Ahava’nın kaleme aldığı ve Özge Bauer’in Türkçeye kazandırdığı Böcekleri Seven Kadın Timaş Yayınları tarafından yayımlandı. 1974 Finlandiya doğumlu olan Ahava, 2001 yılında Helsinki Tiyatro Akademisi’nde senaryo yazarlığı eğitimi almış. İlk romanı 2010’da yayımlanmış ve bu eserle Sanomat Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmiş, Laura Hirvisaari Ödülü’nü kazanmış. Yazarın ikinci romanı Gökten Düşen Şeyler, 2016 yılında Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü’nü kazanmış, ayrıca Finlandiya Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmiş. Ahava, ailesiyle birlikte Finlandiya’da yaşıyor. Çevirmen Özge Bauer ise Doğu Finlandiya Üniversitesi’nde Fin Dili ve Kültürü, Helsinki Üniversitesi’nde Fin Dili ve Tallinn Üniversitesi’nde Fin Dili ve Edebiyatı eğitimi almış. Ayrıca Fin Edebiyat Derneği’ne bağlı bir kurumda çeviri eğitimi almış ve Finlandiya’da Türkoloji alanında doktora çalışmalarına devam ediyor. Bauer, Finlandiya Büyükelçiliği ve çeşitli yayınevleri için çeviriler yapıyor.
Selja Ahava, Böcekleri Seven Kadın romanında hayatın döngüsünü doğanın kendisinden yola çıkarak anlatıyor. Kahramanımız Maria’nın çocukluğu talihsizliklerle dolu: Babasını erken yaşta kaybetmiş, annesi başka biriyle evlenmiş. Üvey kardeşleriyle dolu kalabalık ve gürültülü evde kendini yalnız hissediyor. Annesinin hastalığı onun daha da sessizleşmesine neden oluyor, üvey babasının sakin tavrı Maria’ya bir nebze olsun huzur veriyor. Bu dönemde Maria, bir köşede resim yapmaya başlıyor.
Maria, böcekler, kelebekler ve doğanın en küçük detaylarına büyük bir merak duyan bir kız çocuğudur. Böceklerin yaşam döngülerini, bedenlerinin evrimini, kozalarını ve hayatta kalma mücadelelerini büyük bir beceriyle gözlemler. Bu gözlemler, onun kendi bedeni ve hayatıyla ilgili derin anlamlar çıkarmasına yol açar. Böcekler dönüşüm geçirirken Maria da içsel bir yolculuğa çıkar. Gerçek hayatını doğanın ona gösterdiği bu büyüleyici küçük detaylarla örerken, metaforlar da onun yaşamının bir kozası haline gelir. Zamanla sadece gözlem yapmanın ve resmetmenin yetmediğini fark eder, bu yüzden defterler dolusu not tutmaya başlar.
Maria büyürken, onun “kozası” izin vermediği halde hayatı beklenmedik şekilde parçalanır. Bir anda kendini başka bir evde, başka biriyle bulur. Hayatının yeni bir evresine geçer. İlk çocuğu ölü doğar; Maria hayatta kalmayı tercih ettiği için eşiyle arasına duvarlar girer. Anne olmak istemezken yıllar sonra bir kızı olur: Dorothea. Bu sefer, insanın yaşam döngüsünü kızıyla arasında kurduğu bedensel bağ üzerinden izler. Ancak bu deneyim, bazen Maria için korkutucu bir hal alır.
Evlilik, çocuk, hayatın köklü değişimi, başka bir şehre taşınmak, yalnızlık… Sevdiği işi yapmaya çalışmak ve bu süreçte toplumun anlamsız bakışlarına maruz kalmak. Çocukluktan genç kızlığa, oradan da evlilik hayatına geçerken Maria’nın mücadele ettiği şeylerden biri de eril düzen olur. Resimlerine bir yayıncı bulduğunda bile bu başarıyı kocasına söylemek istemez çünkü her durumda yalnızdır. Yaptığı işlerde, aldığı kararlarda hep yalnızdır. Maria’nın “kozası” aslında yalnızlıktır.
Kitabın bir diğer önemli teması da güzellik anlayışı. Maria, yaşadığı yerde bir grup kadınla çiçek resimleri yapmaya başlar. Ancak kendi çizimlerine böcekleri, kozaları ve larvaları eklediğinde insanların tiksinti dolu bakışlarıyla karşılaşır. Çünkü insanlar sadece çiçeklerin o son anlık güzelliğini görmek isterler. Onları çevreleyen yaşam döngüsü, hayatın gerçekleri kimsenin umurunda değildir. Onlar sadece yüzeyde gördükleri anlık güzellikle ilgilenirler, tıpkı hayata bakışlarında olduğu gibi.
Ve bir gün Maria, ilk defa gerçekten kendi isteğiyle bir yolculuğa çıkar. Bu ani bir karardır. Klişe bir ifadeyle, bu kez kelebek kozasını gerçekten yırtar. Kızını ve annesini yanına alarak hayatının akışını değiştirmeye karar verir. Zaten ani bir yolculuk, koruyucu kalkanı yıkmak ve evi yeniden inşa etmek için doğaya karışmak, doğaya karşı doğayla mücadele etmek değil midir? Endişelenmeyin, Maria hayatında bir kez gerçekten aşık oluyor, ömrü boyunca da doğaya olan merakını asla yitirmiyor ve inanmazsınız yaşamaktan hiçbir zaman korkmuyor.
Böcekleri Seven Kadın sadece bir kadının içsel yolculuğunu anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda doğa ve insan yaşamının döngüselliği üzerine derin bir bakış sunuyor. Maria’nın böceklerle ve doğanın döngüleriyle kurduğu bağ, bir yandan kendi hayatındaki değişimlerin bir metaforu haline gelirken diğer yandan insanın doğa karşısındaki küçüklüğünü hatırlatıyor. Ahava, bu romanıyla sadece bireysel bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda yaşamın, ölümün ve yeniden doğuşun evrensel gerçeğini de okuyucusuna sunuyor. Maria’nın hayatında olduğu gibi, okurun da yaşam döngüsüne dair düşünceleri derinleşiyor. Böceklerin küçük dünyasında büyük anlamlar ararken, hepimizin bir şekilde bu döngünün bir parçası olduğumuzu fark etmemizi sağlıyor.
Adalet Çavdar
