İlk kitabın heyecanı ayrıdır. Kâğıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar tıpkı sonrakiler gibi kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın? Yazarlık bize özgü hatalarımızla, acemiliğimizle birlikte bir uzun yolda yürümek değil mi zaten?
İlk öykü kitapları yayımlanmış yazarlarla 2015 yılından beri “İlk Göz Ağrısı” söyleşileri yapıyor, ilk kitaplarının heyecanını paylaşıyoruz. Selma Tonay Elhan, 167. konuğumuz.

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?
Okumayı ve yazmayı seven biri oldum her zaman. Okul yıllarında yazdığım kompozisyonlar yarışmalarda ödül alınca heveslendim yazmaya. Sonra kendimi ifade edemediğim zamanlarda kağıtla kalemin dostum olduğunu fark ettim. Zamanla yazdığım metinler anlatıdan öykülere dönüşmeye başladı.
Ardından öykü yazma atölyeleri geldi. 2012 yılından itibaren birkaç atölye deneyimim oldu. Sonra Kopuklar kitabının yazarı B. Güney Ulutaş ile tanıştık ve iki yıl kadar birlikte çalıştık. Çok şey öğrendim ondan, bana emek verdi, ilk editörüm de o oldu. Seçtiğimiz öykülerle bir dosya hazırladık. Ne var ki ben o dosyayı hiçbir yere göndermedim. Öyküleri de paylaşmadım kimselerle, kendime sakladım. Yeterli cesaretim yoktu.
Yazmaya devam ettim yine de. Pandemiyi bahane edip emekli olduğumda artık tek uğraşım okumak ve yazmak oldu. Zaman zaman dergilere öykü gönderdim, yayınlandı. Bir öyküm geçen yıl üçüncüsü düzenlenen Konak Belediyesi Kadın Öyküleri Yarışması’nda ikincilik aldı. Mutlu oldum tabii. Cesaretimi de topladım. İlk dosyadaki öykülerimi tekrar tekrar gözden geçirdim, yeni öykülerle harmanladım ve başka bir dosya çıktı ortaya.
Eşim her zaman destekledi beni. Dosyayı bir yayınevine götürme konusunda da ikna etti. Sonrası malûm: Kelime Ağaçları raflarda yerini aldı.

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?
Yıllarca yazdım, binlerce satırda içimi döktüm rahatlamak için. Günlük tutmak korkutucu geliyordu. Sanırım kendi gerçeklerimden kaçıyordum. Ben de gördüğüm, duyduğum şeylerden, yaşanmışlıklardan, anı kırıntılarından ya da okuduğum bir haberden yola çıkarak hikayeler anlatmayı tercih ettim. İşim gereği daima şikayetler ve sorunlarla iç içe yaşadım. Ertesi güne tahammül edebilmek, gerçeklikten uzaklaşmak, kendimi sağaltabilmek için yazdım. Öykü bunları yazabilmek için en uygun türdü.
İşe gelip giderken yolda genellikle öykü kitapları ve dergilerini okurdum. Zamanla tüm okumalarım bu türde yoğunlaştı. Öykü tanıdık bir türdü benim için. Başka bir tür düşünemezdim.
Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler çektiniz?
Eşim, öykü dosyamı bir yayınevine göndermem konusunda ısrar ediyor ben de direniyordum. Direnmemin sebebi yoktu. Reddedilse bile yazmaya devam edeceğimi biliyordum. Eşim ilk önce Yakın Kitabevi’ne gitmeyi önerince kabul ettim. Çalıştığım yıllarda işin stresinden uzaklaşmak, kendime gelmek için öğle aralarında Yakın Kitabevi’ne giderdim. Gönül bağım vardı bu mekân ile. Sevgili Levent Salıcı ile resmen tanıştık. Sonra dosyayı ona emanet ettim. Birkaç ay sonra Levent Bey müjdeyi verdi ve süreç başladı. Yayımlanma ile ilgili bir sıkıntı çekmedim, her şey aktı gitti.
Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?
Kitabın editörlüğünü sevgili Nilüfer Yıldız Şendur yaptı. Onun önerileri ile bazı öyküleri çıkardık yerine bir iki yeni öykü koyduk. Güzel ve heyecanlı bir çalışma oldu.
İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz ne buldunuz?
Kitap geçen ayın sonuna doğru çıktı. Henüz yolculuğu yeni başladı. Üzerinde adım yazan, tam da hayal ettiğim gibi bir kitabı vitrinde görmek beni mutlu etti tabii. Umarım okuyanlar da keyif alır.
Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?
Benim gibi yazma heveslileri dergilerde okuyucunun karşısında görücüye çıkabiliyor. Kendimizi sınadığımız bir yer aynı zamanda. Yeni isimlerden dergiler aracılığıyla haberdar oluyor, günceli takip edebiliyoruz. Bunun için yazdıklarımızın dergilerde, dijital platformlarda yayınlanmasını önemsiyorum. Dergiler benim öykülerime 2020’den itibaren ev sahipliği yapıyor. Umarım daha uzun yıllar ben de mutfakta kalırım.
Kitabınız yayımlandıktan sonra yakın çevrenizin, okuma-yazma uğraşınıza ilişkin tavırlarında değişiklik oldu mu? Yazıyla ilişkinizde ciddi olduğunuza ikna oldular mı? Kitap size bu anlamda bir özgürlük alanı kazandırdı mı?
Kitabın basım sürecinde kimseye bilgi vermedim, sürpriz olsun istedim. Ailem, yakın arkadaşlarım çok sevindi. Ama kimse şaşırmadı. “Bekliyorduk zaten,” demeleri bana sürpriz oldu. Sanırım sürekli yazdığım, iş yoğunluğuma rağmen zamanımı atölyelerde geçirdiğim için bu konuda ciddi olduğumu zaten biliyorlardı.
Peki, bundan sonra?
Yazmaya devam. İnsan sevdiği şeyi yapmalı ki mutlu olsun. Ben de yazarken mutluyum.

çok samimi,heyecan verici ve de teşvik eden duygularını paylaşan yazarımızı kutlarım.
Sn. Mustafa Yılmaz çok teşekkür ederim.
Her gün gördüğümüz ama aslında göremediğimiz sıradan hayatların gerisindeki bir “3.göz hikayeleri”, Kelime Ağaçları. Sevgili Selma Tonay, insanların içini gören bir 3.göz, o yüzden hepsinde biraz kendimizden bir parçayı buluyoruz, parçalar birleşince biz oluyoruz, emeğine, kalemine sağlık🍀
Teşekkürler Özlemcim. Evet, hayatın içinden hikâyeler bunlar. Biraz da gözlem halinde olmakla da ilgili 🌼
Bütün içtenliği ile duygularını bize aktaran yazarımızın ta okul yıllarında edebiyata olan sevgisi, güzel konuşma ve kendini ifade etmekte muktedir olması bu günlerin habercisiydi. Resmi olarak başlayan yazarlık yolunda sevgili Selma Tonay Elhan’a başarılar dilerim. Bızleri cok guzel nice hikayelerle tanıstıracak kimbilir, merakla beklemekteyim..
Sevgili adaşım, çok teşekkürler. Bakalım hayat ne hikâyeler sunacak 😊🌼
Hayatimizin aci, buruk ve kederli taraflari bu kadar yalın anlatilabilirdi. Yeni hikayeleri heycanla bekliyorum.
Sevgili Arif Uçar, teşekkürler.🌼 Biraz hüzünlü olsa da yazdıklarım umuda tutunan kahramanlarım var. 😊