Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine sorduk.
Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin…

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Sin – Türker Ayyıldız
Öykülerinden tanıdığımız sinematografik dili bu kez bir romanda aksamayan bir paralel kurguyla işleten yazar, okura çözülecek bir bulmaca sunarken hem merakı son ana kadar diri tutuyor, hem de yola serptiği ekmek kırıntılarıyla okura yeterli alanı açıyor. Neyin ne kadar açık edilmesi gerektiğinin bilinciyle, gevezelik yapmak yerine olası fazlalıkları törpüleme yoluna gitmesine karşın, eski sözcüklere ve betimlemelere kucak açarak yarattığı atmosferle dengeli bir anlatım ortaya koyuyor. Kayıpların kol gezdiği roman, kayıpların yükünü sırtlananların dokunaklı hikâyesini anlatıyor.
Sakar – Alexandre Seurat (Çev. Nesrin Demiryontan)
Gerçek bir olaydan yola çıkan bu kısa romanda, çocuğun başına tam olarak nelerin neden geldiğinin yanıtının verilmemesi; zaten şiddetin, hele hele masuma uygulanan şiddetin makul bir nedeni olamayacağını hatırlatıyor. Mahkeme tanıklığına benzer türden mesafeli anlatım tekniği de bu açıdan içeriği destekliyor. Anlatımı böyle yalın bir metnin bu kadar sarsabilmesi dikkat çekici.
Nefeshane – B. Nihan Eren
Nefes vurgusuyla tematik açıdan birbirini tamamlayan öyküler, yaşamı kutsayan türden. İlk öyküde ölüme, son öyküde doğuma yer veren sırasıyla bile “hayat devam ediyor” diyor. Bazen insanı nefessiz bırakan, bazen de insana nefes olan İstanbul da şiirsel bir dokunuşla, öykülerde gezinen bir karakter olup çıkıyor.
Örme Biçimleri – Nurdan Gürbilek
Nurdan Gürbilek edebiyat ve toplum arasındaki ilişki üzerine düşünmeyi sevenlerin kucağına birtakım sorular bırakıyor yine. Sapla samanın iyice karıştığı çağımızın kavramlar dünyasında özellikle her kadının Gürbilek’in Virginia Woolf’a getirdiği bakış açısını kaçırmamasını dilerim: “‘Kadın olduğunu unutmuş gibi yazmak’ ya da ‘cinsiyetini düşünmek yazı yazan herkes için öldürücü olacak’ derken neyi kastediyor? ‘Kişi erkekse aklının kadın olan bölümü de etken olmalıdır ve bir kadın da aynı ölçüde içindeki erkekle ilişkide bulunmalıdır’ derken tam olarak ne söylüyor?”
Bu sene çıkanlardan, alıp henüz okuyamadığım veya başlayıp henüz bitiremediğim kitapların da olduğunu eklemeliyim.
Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Bu sene edebiyat, hayatın akışının gerisinde kaldı sanki.Bir deprem yaşadık. Ve depremi, hayati bir seçim izledi. Bunlardan daha büyük bir olay benim için edebiyatta veya başka bir alanda olmadı.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Deveye boynun neden eğri demişler, nerem doğru ki demiş. Ülke neyse, edebiyat ortamı da aynısı. Sanki edebiyatseverler olarak bizim büyük bir farkımız varmış gibi, sanki liyakat/nitelik önceliğimizmiş gibi. Biz şu küçücük ortamda bile hakkaniyetli olamıyoruz. Çoğunluk kendi küçük iktidarının peşinde.
Eskiden olsa, nitelikli okur yok derdim ama artık okur bile yok. Bunun tek nedeni ekonomik değil. Çağ değişti; bir süredir zaten edebiyat, toplumun genelinin pek umurunda değil. Artık TikTok çağındayız. Kitaplar ve okumak değil imaj ve görsellik ilgi çekiyor.
Hele çağdaş yerli edebiyat söz konusu olunca, kendimiz yazıp kendimiz okuyoruz. Hatta kimi zaman kendimiz yazıyoruz ama başkalarını okumuyoruz. Öyküsünün veya yazısının çıktığı dergiyi alıp öbür öyküleri veya yazıları okumayanların azımsanmayacak derecede çok olduğunu inkâr edebilir miyiz? Her yazar da bir okur olduğunda göre, okur yok diyen kimi yazarlar çağdaş (yerli) edebiyattan kimleri okuyor mesela?
Edebiyatın günbegün gözden düştüğü bir ülkede, yapay zekâ uygulamaları çeviri yapacakmış, roman-öykü yazacakmış, sahiden o kadar da fark edecek mi? İleride edebiyatın halen anlam taşıdığı bir dünya kalacak mı? Hatta yaşanabilecek bir dünya kalacak mı? Bugüne odaklı yaşamakla ve kendimizle, küçük kişisel tatminlerimizle öyle meşgulüz ki, dünyanın geleceğini yeterince mesele edinmiyoruz. Oysa edebiyatın geleceği de buna bağlı değil mi?
Çoğumuz eleştiri eksikliğinden dem vuruyoruz ama asıl özeleştiri eksik. Görünen o ki, herkes harika, herkes haklı, herkes etik. Kendimizi, eleştirdiğimiz şeylerden azade mi tutuyoruz? Ödül mekanizmasını eleştiren ile kendi dostunu her durumda kayıran aynı kişi. Eleştiri yok diyen ile en ufak olumsuz yorumda bile saldırganlaşan aynı kişi. Çetecilikten şikâyet eden ile buna çözüm olarak kendi çetesini kuran aynı kişi. Herhangi bir dergiyi ya da yayınevini linç ve/ya boykot eden ile aynı dergide kendi kitabıyla ilgili yazı çıkınca veya aynı yayınevinden kendi arkadaşının kitabı çıkınca onu boy boy paylaşan aynı kişi. Üstelik bunların hiçbiri edebiyatı bir yere taşıyan ve nitelik, özgünlük gibi edebiyata dair asıl meseleleri tartışan şeyler değil. Nâzım Hikmet’in dediği gibi “kabahatin çoğu senin canım kardeşim.”
Son olarak, soruşturma için Parşömen’e ve yanıt veren herkese teşekkür ederim. Dilerim ki 2024, iyi eserlerle ve anlamlı tartışmalarla dolu bir sene olsun.
