Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine sorduk.
Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin…

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
2023 okuma anlamında benim için verimsiz bir yıl oldu sanırım. Denis Johnson’ın Tren Düşleri bu yıl yayınlanan ve bende iz bırakan bir kitap. Değişimin, taşranın, tanıklığın, büyülü ve aynı zamanda ziyadesiyle gerçek bir atmosferde verildiği sıra dışı bir hikâye. John Fosse’nin Sabahtan Akşama, Marian Engel’in Ayı, Ian MacEwan’ın Dersler adlı romanları da okumak için sabırsızlandığım kitaplardan, onlar da sepetimde beklemedeler. Okan Yılmaz’ın Dudağım Politik isimli şiir kitabını ise büyük bir keyifle okudum. Dil işçiliği muazzam, duygusu yoğun, derinlikli şiirler. Yeni çıkan öykü kitaplarından birkaçını okuyabildim, çoğu sepetimde bekliyor. Dosya süreçlerine şahit olduğum ve okurla bu yıl buluşan Vildan Külahlı Tanış’ın Çizgide Bir Kukla ve Ayla Burçin Kahraman’ın Onuncu Ay kitaplarını karakter oluşturmaları, kurguları, dildeki yetkinlikleri ve aktarımları açısından başarılı bulduğumu, her ne kadar kendileri yakın arkadaşlarım olsalar da söylemekte bir beis bulmuyorum.
Orhan Pamuk’un 2021’de çıkan kitabı Veba Geceleri’ni ancak bu yıl okuyabildim. Yazarın beş yılda yazdığı kitabın dünyayı sarsan bir pandeminin ortasına denk gelmesi benim için hâlâ çok ilginç bir tesadüf. Orhan Pamuk’un karakterleri işleyişi, ressam titizliğiyle yaptığı tasvirler ve detaycılığı yine dikkat çekici. Pandemi döneminde aşina olduğumuz kavramların sık sık tekrar etmesi ve insanların zihinlerinde yer eden olumsuzlukları çağrıştırması açısından bu tesadüfün kitabın okunurluğunu olumsuz etkilediğini düşünüyorum nedense.
Georgi Gospodinov’un 2022’de Türkçe’ye çevrilen kitabı Zaman Sığınağı da bu yıl okuduğum ve bitmesini istemediğim bir kitaptı. Bellek, zaman, unutmak, hatırlamak, hafıza mekanları, Thomas Mann’ın Büyülü Dağ’ı… Geçmiş kliniklerinin şehir ve ülke sınırlarını aşması, insanlara hangi on yılda yaşamak istediklerinin sorulduğu referandumlar… Bizler geçmiş fabrikalarıyız. Zaman yiyoruz ve geçmiş üretiyoruz. Ne denir ki, şahaneydi.
Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Ülkemizde edebiyat yarışmaları ve ödüller hep tartışmalıdır ancak 78. Yunus Nadi öykü ödülleri bence olay niteliğinde. Dört kişilik jürinin 65 öykü kitabı içinden bir değil, iki değil, üç değil dört kitabı ödüle layık bulması çok enteresan. Ve bunun sıradanlaşması ihtimali.
Öykü ortamındaki intihal tartışmalarının da düşündürücü yanları olması açısından olay niteliğinde olduğunu düşünüyorum. Prime time vakti sosyal medyadan ajitasyonu bol bir metinle kamuoyu duyurusu yapabilir, herhangi bir yazar hakkında ciddi bir kanıt göstermeden çeşitli ithamlarda bulunabilir sonra da işin aslı nedir diye sormayan bir güruhun desteğini almak üzere koltuğunuza yerleşip bekleyebilirsiniz. Daha önce online platformda yayınlanan bir öykünüz tek kanıtınız olabilir ve bu da herkesin her platformdaki bütün öyküleri okuduğuna olan inancınızın saflığıyla sizi ancak daha komik bir duruma sokabilir. Reklamın iyisi kötüsü olmaz, klişesine aşinalığımız acı verici maalesef.
Durumun etik yönden konuşulması gerekirken konuyu bütün öyküler birbirine benziyor noktasına çekmeye çalışanların aslında “bütün” öykü kitaplarını okumadıklarından emin olmamız da işin ayrı bir boyutu. Sosyal medyanın hafızasızlığı sağ olsun. Ne yaparsanız yapın dergilerde, seçkilerde belki ödül listelerinde adınız görünmeye devam edecek ve zamanla daha neleri normalleştirdiğimizi fark etmeyeceğiz bile. Mevzunun asıl olay kısmı da bu değil mi?
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Ekonomik sıkıntılar, fuarlar, yapay zekâ çevirileri, olumsuz çalışma şartlarına rağmen var olmaya, üretmeye çalışan çevirmen, editör ve diğer yayınevi emekçileri, rezerve edilen yayınevleri, ilk dosyasının okunabilir hatta yayınlanabilirliğine dair umudunu hepten yitiren heyecanlı yazar adayları… Standart problemlerimiz dönemin şartlarıyla daha da büyüyor. Ama bence asıl sorun, ki sadece edebiyat ortamında değil bu, etik sorunu. Reklamı iyi yapılan kitaba kötüyse kötü diyemeyen tatlı su okurlarımızın, okura sen ne anlarsın, buyur sen daha iyisini yap diye üstten bakan yazar ve çevirmenlerimizin vasata hizmeti, dikenine razı geldiğimiz gül bahçesini iyice tarumar ediyor kanımca.
Her alandaki yozlaşmamızın duraklaması hatta gerilemesi dileklerimle…
