Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine sorduk.
Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin…

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Sözünü edeceğim ilk kitap benim de yayımlanmasına katkıda bulunduğum, Volkan Algan’ın ilk romanı “Birbirimizden Yansır Suretimiz” güncel bir işçi hikâyesi anlatıyor. Gerçeklikle bağı kuvvetli bu ilk romanda Algan, geçmişin görkemli mücadele günlerini nostaljiden, kütlesi büyürken yalnızlaşmış, özneliğini ve özgüvenini kaybetmiş işçi sınıfının üyelerini umutsuzluktan kurtaran bir dille yazıyor. “Sıradan insan”ı değil işçi sınıfının gündelik yaşamını hikayeleştiren “Birbirimizden Yansır Suretimiz” keyifli ve enteresan bir ilk roman.
Bu yıl okuduklarım arasında aklımda iz bırakan diğer iki kitap İrlandalı yazar Claire Keegan’ın “Böyle Küçük Şeyler” ve “Emanet Çocuk” adlı romanları.
Keegan her iki romanda da kadın ve çocukları hedef alan yoksulluk ve gericiliği toplumsal bağları ile birlikte anlatıyor. Avrupa’nın göbeği sayılabilecek bir ülkede, uzak sayılmayacak bir zaman diliminde geçen hikâyeler Keegan’ın sade dilinin de kuvvetiyle oldukça sarsıcı hale geliyor. Keegan’ı sadece okurlarımızın değil yazarlarımızın da dikkatle okuması gerektiğini düşünüyorum.
Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Fürüzan’ın 24 yıl aradan sonra, üstelik 91 yaşına girmişken yeni bir öykü kitabının yayımlanması bir edebiyat olayı halini almalıydı. İçinde üç öykünün yer aldığı Akim Sevgilim enteresan bir şekilde büyük bir sessizlikle geçiştirildi. Kitap edebiyat olayı olamadı ama bu sessizliğin kendisi bence edebiyat ortamımıza uygun bir olaydır. Füruzan, ömrü uzun olsun, yarın göçse gitse arkasından onun yazarlığının büyüklüğüne, öykücülüğümüze yaptığı katkıya dikkat çekecek pek çok kalemin yazarın son kitabına karşı bu büyük kayıtsızlığı acayip değil mi?
Bu yıl, Yunus Nadi Ödülleri öykü dalında, Seval Şahin, Sadık Aslankara, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Sezer Ateş Ayvaz’dan oluşan dört kişilik jürinin ödülü 4 farklı yazara paylaştırması da bana kalırsa yine acayip bir edebiyat olayıdır. Herhalde jüri heyeti “nicelik niteliktir” gibi bir önermeden hareketle böyle bir sonuca ulaşmış olmalı. İnsan “bir jüri daha olmadığı için ödülü alamayan beşinci yazar kimdi acaba?” diye düşünmeden edemiyor.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Yaşadığımız ekonomik krizden bağımsız olarak edebiyat ortamımızın süreklileşmiş bir geçim krizi var. Böylesi ekonomik krizleri bahane eden güçlü sermaye gruplarının kârlarını nasıl katladıkları sır değil. Ürünlere maliyet artışı bahanesiyle sürekli zam yapıp, yine kriz bahanesiyle çalışanlara en alt düzeyde maaş ödemek sermaye sınıfına has bir gelenek. Yayıncılık dünyasının işleyişi de bundan farklı değil. Kriz sırasında büyük yayınevleri bünyelerine, sıkıntı yaşayan daha küçük yayınevlerinin yazarlarını da katarak, diğerleri daha az kitap basarken hız kesmeden kitap basmaya devam edip diğerlerinin alanını da kapatarak, kağıt stokları sayesinde kârlarını katlayarak krizi fırsata çevirdiler. Hal böyleyken yine kriz gerekçesiyle yayınevi emekçilerinin geneli asgari ücret düzeyinde çalıştırılmaya, çevirmenler onun da altında ücretlerle çeviri yapmaya zorlanıyor. Bu sistem içinde şöhretli yazarların dışındaki yazarların ise aldıkları telifle asgari ücrete ulaşmaları bile hayal.
Bir diğer sorun okur diyebilirim. Kitap alan kişi sayısının azlığı bir yana, okuyan, okuduğunu tartışan, anlayan kişi sayısında da ciddi bir azlık var. Okuduğu her edebi metne başyapıt muamelesi yapan bir kitleyle karşı karşıyayız. Bu sadece yazar networkleriyle ilgili değil piyasanın yarattığı okur tipiyle de ilgili. Bu tipin yediği yemek, içtiği kahve, giydiği ayakkabı nasıl kusursuzsa okuduğu kitap da öyle oluyor. Bir başyapıttan diğerine elinde kahvesiyle koşan bir kitle… Burada edebiyat piyasası ile bu kitlenin karşılıklı birbirlerini beslediğini, etkileşim halinde olduğunu not etmekte fayda var. Meselesi okur olmayan bir edebiyat ortamımız var.
Edebiyat ortamımızda bir aynılaşma, nitelik kaybı olduğu sıkça dile getiriliyor. Bu nitelik kaybının odağına, Enis Batur’un Semih Gümüş’le söyleşisinde dediği gibi “şöhret ve akçe” peşinde koşan ve “ticari başarı” arayan yazarı koymak çok eksikli ve haksız bir değerlendirme olur. Hem “ticari başarı” ve “şöhreti” yakalamış “büyük” yazarları pas geçtiği için hem de geçim derdini ensesinde hisseden, özellikle genç yazarı sorunun kaynağı yapıp bu durumun asıl nedeni edebiyat piyasasının üzerini örttüğü için haksız bir değerlendirme bu.
Oysa bu nitelik kaybında eser ve yazar seçicilerin payı var. Bu nitelik kaybında edebiyat ortamına banka sermayeleriyle müdahale edenlerin, bir tür tekel haline gelen büyük yayınevlerinin payı var. Tüccar varsa da buralarda var. Yazarı eserin yaratıcısı değil de pazarlanacak ürünün reklam yıldızı haline getirenlerin payı var. Reklam yıldızına dönüşmeye hevesli ünlü yazarı edebiyat dehası ilan eden eleştiri dünyasının da hakkını ihmal etmeyelim. Bu nitelik kaybında yürüttükleri atölyelerde kitabı çıkan atölye katılımcısını, şöhretli misafirleriyle çektirdikleri fotoğrafları dükkanlarına koyan köfteciler gibi ilan edenlerin payı var.
Bu nitelik kaybında elbette yazarın da payı var. Ama Enis Batur’un dediği gibi “şöhret ve akçe” derdinden değil de böylesi bir dünyada meselesiz kalmayı becermelerinden dolayı… Nasıl oluyor da bunca kötülüğün, acının ortasında bunu becerebiliyorlar? Durumu idare eden, uzlaşan, orta sınıfa ait duygulanımlara giydirilmiş yoksulluk elbisesiyle sahicilik sosuna bulanmış, ergen gücenikliğiyle malûl karakterler üzerine inşa edilen bu edebiyatın ortamı sorunsuz, kendisi nitelikli olabilir mi? Bugün ya da yarın değişmesi zorunlu ve kaçınılmaz olan budur zannımca.
