Türk edebiyatının geleneğinde yıllıklar önemli bir yer tutar. Yıllıklarda bir yılın edebi dökümü yapılır, o yıl yayımlanan eserlerden seçmeler yayımlanır, yıl içinde yaşanan edebiyat tartışmaları özetlenirdi. Yıllıklarda bir de soruşturma bölümleri olurdu. Parşömen Edebiyat olarak, yıllıkların soruşturma kısmını yaşatmak niyetiyle başladığımız ve bu yıl dördüncüsünü yayımladığımız yılsonu edebiyat soruşturmalarının, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için verimli bir kaynak olacağına inanıyoruz.

Soruşturmanın son sorusunu bilhassa çok önemsiyoruz. Sorunları dile getirmenin eleştiri kültürümüzün gelişmesine, birlikte düşünmeye ve giderek çözümler üretmeye varacağını umuyoruz.

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, yayın emekçilerine, kitapçılara edebiyatımızın halini sorduk. 2023’ün edebiyat açısından daha verimli bir yıl olması temennisiyle…

Gökhan Yavuz Demir

Yıl içinde yayımlanan ve hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğünüz, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Yıl içinde yayımlanan kitapları, her ne kadar bolca kritik ve tanıtım yazısı yazsam da, aslında çok takip etmiyorum. Türk edebiyatının kendi küçük heyecanları benim çok ilgimi çekmiyor. Ben fırsat ve vakit buldukça kendi gündemime yoğunlaşıyorum. Kendi gündemimde de çoğu zaman ülkenin gündeminde olmayan yazarlar oluyor. Meselâ Jorge Semprun. Bu yaz da Semprun’un beş kitabını okudum. Üstelik biri de bu yılın Şubat ayında yayınlanan Hayatta Kalma Alıştırmaları idi. Bilemiyorum, Semprun ve bu kitabı hak ettiği ilgiyi gördü mü? Umarım görmüştür. Keza bu sene Jaguar Yayınları Dovlatov yayınlamaya iki kitapla devam etti. Dovlatov hak ettiği ilgiyi görüyor mu? Keşke görse.

Belki de sorduğunuz soru bizi yanlış yönlendirdiği için ortaya sadece karamsar bir cevap çıkıyor olabilir. Bu ülke ilgisini kendisince hak edenlere yönlendiriyordur muhakkak. Türkiyedeki ortalama okurun ilgisini Semprun’dan, Dovlatov’dan daha çok çeken yazarlar varsa, onlara ne mutlu!

Bu sene yayınlananlar içinde okuyup da etkilendiğim bazı yazar ve kitapları şöyle sıralayabilirim:

Maaza Mengiste, Gölge Kral; Sergey Dovlatov, Bavul; Jorge Semprun, Hayatta Kalma Alıştırmaları; Mate Lunde & Lisa Aisato, Kardan Kız Kardeşim; Damon Galgut, Vaat; Javier Marias, Vahşiler ve Duygusallar; André Gide, Dostoyevski. Zaten bu kitapların çoğu hakkında ya yazdığım yahut da yazacağım için beğenme sebeplerimi tekrar etmeyeceğim.

Ayrıca teori açısından da şu kitaplar mutlaka zikredilmeli:

Antoine Compagnon, Teorinin Cini; Robert Darnton, Eski Rejim’de Yeraltı Edebiyatı; ve çok sevdiğim Pierre Bayard’ın iki harikulade kitabı: Peki, Ya Eserler Yazar Değiştirseydi? ile Tolstoyevski Muamması.

Size göre 2022 yılının önemli edebiyat ya da yayıncılık olayları nelerdi?

Benim açımdan 2022 yılının başında ve sonunda iki yeni kitabımın yayınlanmasıydı. Fakat sorunuzun cevabı elbette bu değil. 2022’de Mark Twain’in nihayet bütün hikâyelerinin Toplu Kısa Öyküler başlığı altında tek ciltte yayınlanması yine benim açımdan önemliydi. Fakat hepimiz için en önemlisi herhalde yıllardır basılamayan Abdülhak Şinasi Hisar’ın kitaplarının yeniden basılmasıydı. Keşke bu kadar sene bekledikten sonra Hisar’ın kitapları daha okunabilecek bir formatta basılsaydı. Buna hayıflansam da bence bu senenin en mühim yayıncılık olayı buydu. Keza Cemil Süleyman Alyanakoğlu’nun gezi yazılarının ve hatıralarının yayınlanması da önemliydi. Bir Steinbeck sevdalısı olarak, Steinbeck’in Rusya Günlüğü’nün yayınlanmasından ötürü de mutluyum.

Mutlaka daha pek çok önemli edebiyat veya yayıncılık olayı olmuştur ama ya ben onlardan bihaberim yahut da beni çok heyecanlandırmamış olsalar gerek.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar ve eksiklikler görüyorsunuz?

Deveye boynun neden eğri, diye sormuşlar, nerem doğru ki, demiş. Kritiğin olmadığı bir edebiyat ortamında başka her şey de eğri olmaya mahkûmdur. Kritiğin olmadığı bir edebiyat ortamında sadece ezberler ve birbirini taklit eden beğeniler vardır. Bu da bizi her ne kadar heyecanlandırsa da ortada çok da anlamlı işler, tartışmalar vb olmadığı anlamına gelir.

Bence çok kolay beğeniyor ve çok çabuk etkileniyoruz. Bu büyük ölçüde de kendi gündemimizi oluşturamamamızdan kaynaklanıyor. Başkasının beğenileri – ki bu başkaları bir eleştirmen, yazar vb olabileceği gibi yabancı bir edebiyat ödülü de olabiliyor – üzerine inşa edilmiş bir gündem de değişen ilk beğeni rüzgârında yerle bir oluyor. Sabah alkışlayıp, akşam unutup, ertesi sabah yeni birine hayran kalarak yaşayıp gidiyoruz. Elbette her öğünden sonra tok karnına son kullanma tarihi çoktan geçmiş ezberlerimizi tekrar etmeyi unutmuyoruz.

Aslında sayılabilecek daha başka pek çok sorun olabilir. Ama bütün bunlar yukarıda anlattıklarımın yanında tâlî meselelerdir. Kritiksizliğimizi acilen kritik etmeliyiz.