Bir filmin afişi bazen sadece o filmin tanıtımı değildir. Filmden bağımsız başka hikâyelere de kapı aralar. Yönetmen Ömer Faruk Sorak’ın “8 Saniye” adlı filminin afişi benim böyle bir hikâyenin peşine düşmeme yol açtı. Afişte filmin kadrosundan bir oyuncunun ismi dikkatimi çekti; Almanya’da tiyatro ve sinema oyunculuğu yapan Şiir Eloğlu’nun. Ve peşinden gittiğim hikâye böyle başladı.
Oyuncunun Almanya serüveni dört yaşındayken başlar. Anne Güzin Hanım 1963 yılında eşinden boşanır, hayatını iki çocuğuyla birlikte Almanya’da sürdürmeye karar verir. 1965 yılında Almanya’ya gelirler. Güzin Ergur, şair-ressam Metin Eloğlu’nun ilk eşidir. Altı yıl sürmüştür evlilikleri.

Şiir Eloğlu, “Canım Oğuzcuğum – Oğuz Tansel’e Mektuplar” adlı kitaba[1] bir sonsöz yazar. Oğuz Tansel’in çocuklarının yayına hazırladığı bu kitap girişte de belirttikleri gibi eksiktir. Çünkü Eloğlu’nun Tansel’e yazdıkları eldeyken, Tansel’in Eloğlu’na yazdıkları kayıptır. Şiir Eloğlu, bu sonsözde babasıyla ilişkisini ve bu mektupların kendisi için önemini anlatır. Mektuplar kızı Şiir ve okurları için ayrı anlamlar ifade eder. Okurlar için söz konusu mektuplar iki şairin yaşamlarının belli bir bölümünü, yaşadıkları dönemi de içine alacak şekilde anlatır. Kızı içinse babasını tanımanın bir aracına dönüşür.
Sonsözde, babasıyla hatırladığı ilk karşılaşmalarında on bir yaşında olduğunu anlatır Şiir Eloğlu. Aralarındaki yabancılık, konservatuara gittiği dönemde babasıyla kendi kendine bir bağlantı kurunca kaybolmaya başlar. Babasını, onun yazdığı şiirlerde arar. Ama bazı şiirler, o şiirlerde babasının yalnızlığını gördüğü için onu çok sarsar. İşte bu mektuplar da, onda sanki kendisini anlatır gibi bir iz bırakır. Babasının Oğuz Tansel’e yıllar boyunca yazdığı mektuplarla kendisini kızına anlattığını hisseder.
Şiir Eloğlu, mektupların bazı bölümlerine kırıldığını söyler. Metin Eloğlu, çocuklarıyla ilgili haberleri eski eşinin mektuplarından alır. Boşanıp eşi Almanya’ya gittiğinde de çocukların fotoğraflarının eşlik ettiği mektuplar gelmeye devam eder. İlişkiyi ara ara gelen bu mektuplarla sürdürmeye çalışır. Kızı bu kopuk ilişkide yine de babasını anlamaya çalışır, kendince mazeretler bulur. Almanya’ya ziyaretlerine gelememiş olmasının maddi sebeplerden olabileceğini düşünür. “Annem, babamı bizden habersiz bırakmış olabilir,” der.
Metin Eloğlu ise –tek geçim kaynağı yaptığı resimler ve yazdığı şiirler olduğu için– nefes nefese sergilere resim yetiştirmeye, kitaplarını çıkarmaya uğraşmaktadır. Kendi işlerine gömülmüştür ama o da farkındadır ailesiyle yeterince ilgilenemediğinin. Oğuz Tansel’e yazdığı 1966 tarihli mektupta bunu görebiliyoruz:
“Bu dönemde onlara yetememenin acısı güc üzüntüsü. Özlem ötesi duygular da başladı? Sık sık dergi kitap yolluyorum ya, bu ‘doğucul’luğumuz’ nasıl yatışsın? Dokunaklı bir konu, eşelemeyelim.”
1984 Şubatında yazdığı mektupta Tansel’e kızının Mart’ta geleceğini söyler, arkadaşlarıyla güneye uzanmadan önce uğrayacaktır. Şiir, gelir. O günü, Mart ayında yazdığı mektupta anlatır:
“Bizim Şiir kız, bir Alman kızıyla çıkageldi ya, ertesi gün savuştular Kuşadası’na, oradan da Antalya’ya falan uzanacaklardı, bugünlerde döngeri ederler, nisan başında okulları açılıyor…”
Babayla kızın son buluşmasıdır bu. Ekim 1985’te şair Metin Eloğlu’nun ölüm haberi gelir.
Yeterince birlikte olmadığı, birlikte zaman geçiremediği babasını şiirlerinde, mektuplarında arayan bir çocuğun kitaba yazdığı sonsöz, babaya yazılması gecikmiş bir mektuptur aslında. Acı bir mektup. Şiir Eloğlu, sonsözü, babasını biraz daha iyi tanıyabilmek için başka arkadaşlarıyla yazıştıkları mektupların da ortaya çıkarılması arzusuyla bitirir.
Bu sonsöz ve kitabın arkasındaki kısa yaşam öyküsü dışında Şiir Eloğlu hakkında bir bilgiye ulaşamadım. Bir de şair Gültekin Emre’nin 2003 yılında Radikal gazetesi için Berlin’de Şiir Eloğlu ile yaptığı kısa bir söyleşi var.[2] Ama gazetenin arşivlerine ulaşılamadığı için kayıp bir söyleşi bu.
Sadece ben değil çoğu okur da yazarları eşleri ve çocuklarının anlatımından okumak isteği duyuyordur. “Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız”[3] bu açıdan önemli ve ilgi çekici bir kitaptı benim için. Şiir Eloğlu, sonsözde kendilerine de birçok mektup geldiğini söylüyor. Kendisi her ne kadar okuyucuyu asıl ilgilendirenin sanatçıların kendi aralarındaki mektuplaşmalar olduğunu söylese de babadan gelen mektuplardan yola çıkarak, biz Metin Eloğlu okurları “Metin Eloğlu’nun Çocuklarıyız” adlı bir kitabın yayınlanma umudunu koruyoruz.
Melih Elhan
[1] Metin Eloğlu, Canım Oğuzcuğum – Oğuz Tansel’e Mektuplar, Hazırlayanlar: Ülkün Tansel, Çiğdem Tansel, Aysıt Tansel, YKY.
[2] Gültekin Emre, Şiir Eloğlu ile söyleşi. (10.06.2003 tarihli Radikal gazetesi)
[3] Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız, Hazırlayan: Derviş Aydın Akkoç, İletişim Yayınları.

İsmet Özel “Metin Eloğlu modern Türk şiirinin zirvesidir” demiş. Birçok kişi için bu değerlendirme şaşırtıcı gelebilir. Benim için şaşırtıcı değil. “Şair olan anlar” denilebilir. Tıpkı benim “Keşke Ataol gitseydi de, İsmet bize kalsaydı…” demem gibi.
Metin Eloğlu benim için “Sultan Palamut” ve “Düdüklü Tencere”dir. O kadarı bile yeter. Gerisi biraz zor geliyor.
Muhteşem “Aşklama” hariç…
Yorum için teşekkürler. Benim için de Eloğlunun yeri ayrı.
Melih bey bir şair yalnızlığını ve bir kız çocuğunun baba özlemi anlatmanız güzel bir edebiyat işçiliği. Cemal SÜREYA’nın 8.10 vapuru şiirinde ki mısra gibi oldu bu yazı.
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar
Yorum için teşrkkürler. Eloğlu üzerine yazmak çok keyifli. Yazılacak daha çok şey var.
Teşekkürler sevgili Melih, unutmadığın, unutturmadığın için…
Teşekkür ederim Ertan hocam.
Metin Eloğlu’ndan dobra dobra bir şiir:
AYlPTIR SÖYLEMESİ
Akşamın kursağında mavinin kıymığı ha
Vah vah
Ne düş kurarsan onu mu yaşarsın bu alemde
Bak hele
Anılar anılar ah anılar
Allah Allah
Ne demiş Eisenhower
Sizi kurtaracak bir önderin peşinden asla gitmeyin dememiş mi
Vakit akşammış da bilmem neymiş de
Ulan ben hırt mıyım
Şuramda bir bozukluk mu var
Benim annem kötü kadın mı
Ne yani
Hıyar