
Bugün içimizden bir ahmak kavşağın ortasında kabak çekirdeği yakalamaya çalışırken arabanın altında kalmış. Daha sonra bir esnaf faraşla zavallının pestil olmuş bedenini ve her yana saçılan kanatlarını toplayıp dükkânın aşağısındaki geri dönüşüm çöpüne götürmüş. Elinde faraşla bir müddet cam bölümünü mü yoksa kâğıt bölümünü mü seçmesi gerektiğini düşünmüş. Sonra bizimkini “diğeri” bölümüne yollayıp dükkânın önünde faraşını yıkamış. Taşan su az ötedeki rögar kapağından içeri akmış. Dediklerine göre aslında altında bir dere varmış ama ben hiç görmedim, anlatanların yalancısıyım.
Bütün gün mahallede bu olay konuşuldu. Parkın oradakiler bizim çatıya gelip duyduklarının doğru olup olmadığını sordu. Bir süre sonra laflar öyle birbirine girdi, anlatılanlar öyle karıştı ki, bir kabak çekirdeği uğruna telef olan aptalın aslında gideceği yönü şaşırıp yolun ortasında panik içinde kalakalan bir yavru güvercini kurtarmaya çalıştığı, yavruyu yolun kenarına itebilmesine rağmen kendisinin kurtulamadığına dair hikâyeler dolaşmaya başladı etrafta. Hayret doğrusu! Türümün bu saflığı ve balık hafızalığı beni gerçekten çileden çıkarıyor bazen. Olaya bizzat tanıklık edenler bile bu kahramanca destanı konuşur oldu. İnanılır gibi değil!
Bu saçmalıkları daha fazla dinlemek istemediğim için parka uçtum. Sinirlendiğimde, bunaldığımda, genel olarak kendimi kötü hissettiğimde parkın orta havuzunun çevresindeki ağaçlara konar, saksağanlardan uzak bir yerde dinlenip sakinleşirim. Suyun sesinin, ağaç yapraklarının hışırtısının, güneşin tüylerimi ısıtmasının üzerimde rahatlatıcı bir etkisi olur. Şöyle keyifle ısınabileceğim, aynı zamanda yaprakların arasından esen rüzgârla da serinleyebileceğim kuytu bir köşe buldum. İçim kavrulmuş olacak, dayanamadım, havuz kenarına inip biraz su içtikten sonra gerisingeri yerime çıktım ve ıslanan tüylerimi temizleyip güneşte kuruttum. Biz güvercinlerin pis hayvanlar olduğu gerçeğini inkâr edecek değilim ama türdeşlerimin aksine bu klişenin üzerime yapışmaması için elimden geleni yaparım. Bunu insanlar ya da güvercinler için değil, kendim için yaparım. Bence kendine saygısı olan her güvercinin bedenine iyi bakması şart.
Lafı geçmişken, insanlarla pek anlaşamam. Arada attıkları buğday, mercimek ya da bulgurdan eşelensem de hayatım boyunca bir insanla hiç yüz yüze gelmedim. Bazılarının bunu yaptığını görüyorum. Aşağıdaki parkta insanların kollarına konup avuçlarından yemlenen, öz saygıdan bihaber güvercinler beni tiksindirir. Büyüklerimizin anlattığı hikâyelere göre atalarımız bir zamanlar insanoğlunu tek lokmada yutarmış. Günümüzde ise biz güvercinler insanların eline bakıyoruz. Bana sorarsanız tam bir rezalet. Bunları düşünürken tüylerimi ısıtan güneşin ve hafifçe esen rüzgârın eşliğinde biraz dinlendim. İyi geldi. Sabahtan beri maruz kaldığım gürültü patırtının izleri silindi. Fakat mahalleme dönmeden önce şöyle huzurla bir etrafıma bakayım derken gördüklerim karşısında nutkum tutuldu. Bir grup çocuk kimseye en ufak rahatsızlık vermeden havuz kenarında su içen güvercinleri kovalıyordu. Ne olduğunu anlayamayan zavallı güvercinler nereye kaçacaklarını şaşırdı. Kimisi kendini cumburlop havuzun içinde bulurken kimisi uçmayı unutup acımasız çocuklardan koşarak kaçmaya çalıştı. Sinirden olduğum yerde ağacın dalını gagaladım, ki hiç huyum değildir. Huzur bulabildiğim yegâne yer olan bu parkta bile rahat bırakmıyorlardı. Kendi kendime yakınıp öfkelenirken aniden dibimde bir güvercin bitti. Nefesi kesilmişti. Anlaşılan aşağıdaki saldırıdan canını zor kurtarmış, uçmayı akıl edip yanıma konmuştu. Biraz soluklanmasını bekleyip nasıl olduğunu sordum. “Sıçtığımın çocukları!” dedi. “En kötüsü de onlar. Sırf kötülük yapmış olmak için yapıyorlar. Görüyor musun? Bak, nasıl da gülüşüyorlar. Gerçi sorun bunları büyütenlerde. Şuna bak, anne babaları bile kahkahalarla eşlik ediyor bu eziyete. Ne zaman bitecek bu işkence? Daha ne kadar katlanacağız bu aşağılamaya?” Söylediklerine coşkuyla kafa salladım. Bu iş artık son bulmalıydı. Daha bu sabah bir arabanın, yavrusunu kurtarmaya çalışan kahraman bir güvercini nasıl da ezip geçtiğini anlattım. Öfke ve üzüntüden gözlerinden akan yaşlarla beni dinledi. “Artık buna bir son vermeliyiz!” diye bağırdı. Sesimizi duyan diğer güvercinler de etrafımıza toplandı. İçlerinden biri, “şu halime bak, tüylerim sırılsıklam oldu. Biraz su içecektim, o kadar. Şimdi sıcak bir köşe bul da şu tüyleri kurut başka işin yokmuş gibi,” diye yakındı. Bir diğeri, “daha bu sabah arabanın teki yavrularını kurtarmaya çalışan bir güvercini ezip geçmiş diye duyduk. Zavallı hâlâ nefes alırken çevre esnaf gelip kanatlarını koparmış, inleyen garibanı çöp konteynırından aşağı atıvermişler,” dedi titreyen bir sesle. Çevremizdeki güvercinler hep bir ağızdan bağırıp çağırmaya, ağlaşmaya başladı. Bunun üzerine söze atladım. “Bahsettiğiniz güvercin benim mahallemdendi. Olay sırasında ben de oradaydım. Yaşadığımız acıyı kelimelerle ifade etmek imkânsız,” dedim. Yanımdaki dostum öfkeyle öne atıldı, “artık bu eziyete bir dur demeliyiz dostlarım. Yıllardır insanların elinde ya bir şaklabana döndük ya da ezip geçtikleri bir çöpe. Hele de atalarımız bir zamanlar bu türe hükmetmişken! Biz ki, şanlı tarihimiz boyunca insanoğlunu bir lokmada yutup mideye indirmişken! Nasıl olur da bir çöp parçası kadar değerimiz olmaz, sorarım size!” Söylediklerine katılmamak elde değildi. Tüm güvercinler onaylarcasına kafa sallıyor, dostumun sözlerini birbirlerine tekrar ediyordu. “Türümüzün insan elinden çektiği eziyete bir dur demenin vakti geldi de geçiyor bile! Haber salın ailelerinize, tüm mahallelere, bütün şehir duysun. Artık devir güvercinlerin devridir! İnsanların çağı miadını doldurmuştur! Benden haber bekleyin sevgili dostlarım! Çok yakında bu zulüm son bulacak! Çok yakında biz güvercinler yeniden o görkemli zamanlarımıza döneceğiz!” Çevremizdeki güvercinler bu talimata uyup hep birlikte havalanarak şehre dağıldı. Dostuma planının ne olduğunu sordum. “Bu gece dinleneceğim. Yorgun düştüm. Sabaha planımı açıklayacağım. Yanımda kal ve sabah sana söyleyeceklerimi bütün şehre duyur,” deyip ağacın kuytu bir köşesine kıvrılarak uykuya daldı. Sabaha kadar başında nöbet tuttum. Kurtuluşumuz dostumun elindeydi. Ona bir zarar gelmesine izin veremezdim. Saksağanlar, kırlangıçlar, kargalar, evsizler, tinerciler ve eğlence peşinde serseri gençler. Olası tüm saldırılara karşı gözümü kırpmadan bekledim.
Günün ilk ışıklarıyla dostum uyanıp havuz başına inerek biraz su içti ve yeniden yanıma kondu. Fısıldayarak talimatları verdi. Vakit kaybetmeden uçup mahalleme geldim. Gördüğüm tüm güvercinlere mesajı iletip yaymalarını tembihledim. “Gün batımından hemen önce, parkta,” diye vurgulamayı unutmadım. Sonra dönüp dostumun tünediği ağaca kondum ama kendisi orada değildi. Olduğum yerde beklemeye başladım. Sabırsızdım. Heyecandan yerimde duramıyordum. Çok az kalmıştı. Dostumun dediğine göre güvercinlerin devri başlayacaktı. İnsanoğlundan intikamımızı alacaktık.
Bu düşüncelerle bir hayale daldım. Parkın, şehrin her tarafına yayıldığını, her köşe başında bir güvercinin durduğunu düşledim. Yemyeşil ağaçlarla kaplı şehrin bir bölümünü kendi buğday tarlamızı ekmek için bile ayırmıştık. Her gelen yağmurla sık ağaçların dallarına sokuluyor, yağmurlar bittiğinde tarlamızda büyüyen ekinleri hayranlıkla izliyorduk. Etrafta tek bir insan yoktu. Güvercinlerle kaplı bir gökyüzünde bütün öz saygımızla uçuyorduk. Hepimizin tüyleri ısıtan güneşin altında parlıyordu.
Derken dostumun sesiyle dünyaya döndüm. Nereden bulduğunu söylemediği leş gibi kokan bir yem torbasını tek başına uçurup parka getirmişti. Ne cesaret! Ne kuvvet! Gün batmak üzereydi. Tüm güvercinler birer birer toplanıp ağaçlara konunca dostum hepsini bu ziyafete davet etti. Hepimiz kendimize yetecek kadar eşelenip sırayı diğerlerine bırakarak bir torba yemi bitirdik. Yeniden ağaçlara konumlandık. Çok geçmeden dostumun verdiği talimatla tüm güvercinler ağaçlardan havalanıp gökyüzünde bir küme oluşturdu. “Kırlangıçların yaptığı gibi dostlarım!” diye bağırdı. Herkes bir anda büyük bir ahenk içinde gökyüzünde salınmaya başladı. Bir o yana bir bu yana hareket eden devasa güvercin kümesi parkın tam üzerinde uçuyordu. Meraklı halk hızla toplandı. İnsanlar kafalarını kaldırmış, bu inanılmaz doğa olayını hayranlıkla izliyordu. Park insan kaynıyordu. İğne atsan düşmeyecek bir kalabalık vardı altımızda. Bir süre bu ahenkli dansa devam ettik. Dostum aşağıdaki insan kalabalığının iyice hipnotize olmuş şekilde bizleri izlediğinden emin olduktan sonra seslendi: “Dostlarım! Üç dediğimde! Bir! İki! Üç!” Uçarken dışkılamayı daha önce pek azımız denemişti. Rağbet gören bir teknik değildi bu, ama hepimiz başarıyorduk. Bu hareketi kendi adıma pek tasvip etmesem de dostuma güveniyordum. Ayrıca gerçekten de çok sıkışmıştım. Bu yüzden aşağıdaki insanların yüzlerine dışkılarken kendimi suçlu hissetmedim. Aksine, aniden değişiveren yüz ifadelerini izlemekten bir hayli keyif almıştım doğrusu. Biraz önce bizlere hayranlıkla bakan insanlar birkaç saniye sonra yüzlerini ekşiterek etrafa kaçışmaya başladı. “Kaçmalarına izin vermeyin dostlarım! Kümeyi genişletin! Dışkılamadığınız insan suratı kalmasın!” diye haykırdı dostum. Tüm güvercinler coşkuyla etrafta uçuşup parka dışkılamaya devam etti.
Bir ara gözlerim dostumu aradı. O karmaşanın içinde bir şey seçmek çok zordu. Hemen bir ağacın dalına kondum. Az ileride bir bankın önüne düştüğünü gördüm. Öncülük etmek adına hepimizden fazla yediği yem yüzünden rahatsızlanmış, bir anlık bilinç kaybıyla kendini yerde bulmuştu anlaşılan. Yanına uçup ona yardım etmek istedim. Ama aşağıda telaşlı yüzlerce insan koşuşturuyordu. Hiçbiri nereye gittiğine, neye bastığına, neyi ezip geçtiğine dikkat etmiyordu. Biraz etrafın sakinleşmesini bekleyeyim dedim. Fakat bir de ne göreyim! Zavallı dostum panik içinde oradan oraya kendini atan bir grup yaşlı kadının ayakları altında canlı canlı ezilip parçalanıyordu. Ne yapacağımı bilemedim. Dostuma yardım etmek istiyordum. Fakat bir anda yavrusunu kurtarmak için arabanın altında kalan ve kanatları yolunan o kahraman güvercin geldi aklıma. Kahramanlığın sırası değildi. Hiç değildi. Gördüklerim karşısında başımı çevirdim ve gözyaşlarım tüylerimi ıslatırken parktan uzaklaştım. Dostum çoktan ölmüştü. Ölmediyse bile an meselesiydi. O karmaşanın içinde bir canın daha telef olmasının lüzumu yoktu. Hızla parktan uzaklaşan bendenizi ve cesedi ayaklar altında oradan oraya sürüklenen liderlerini gören diğer güvercinler de korkuyla kaçışıp şehrin içine dağıldı.
Birkaç dakika içinde her şey bitti. Görkemli galibiyetimizin bu şekilde sonlanacağını kim tahmin edebilirdi? Biri hariç şehrin tüm güvercinleri sağ salim kendilerine sığınacak bir yer buldu ve koca şehir sessizliğe büründü. İstirahate çekilen güvercinler ilerleyen günlerde bir bir ortaya çıkıp eski düzenlerine kavuştuktan bir müddet sonra herkes derin bir üzüntü ve nostalji hissiyle o görkemli günü andı. Türü için kendini feda eden bu kahraman güvercin günlerce dillerden düşmedi. Binlerce yıllık tarihimizin unutulmaz bir parçası olarak akıllara kazınan bu güvercinden, dostumdan ne zaman söz açılsa hepimizin gözleri yaşla doldu. O günden sonra bu acı ama önemli olay “Güvercinlerin Üç Beş Dakikalık Şanlı Zaferi” olarak anıldı.
Selvi Danacı

Kutluyorum,başlayınca bağlandım kaldım.