2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Ayşen Işık

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Bu yıl, Antalya Edebiyat Günleri Öykü Ödülü seçici kurulundaki görevim nedeniyle bol bol öykü okuduğum, yeni çıkan kitapları takip ettiğim bir yıl oldu. Neredeyse okuduğum her kitapta seçtiği konuyla, konuya yaklaşımıyla, üslubuyla beni heyecanlandıran, gerçekten çok iyi yazılmış öyküler vardı. Fakat bunun yanında keşke kitaba girmeseymiş dediğim, kitabın başarısını baltalayan öyküyle de çok karşılaştım. Dosya hazırlarken bu konuda biraz daha titizlenmek, öykü seçme, eleme sorumluluğunu yalnızca editörün üstüne bırakmamak gerekiyor galiba. Bu notu düştükten sonra, beni en çok etkileyen beş öykü kitabından bahsedeyim.

Özlem Dikeçligil, Karanlığın İcadı. Özlem Dikeçligil, Hayalet Bakıcısı’nda olduğu gibi bu kitabında da başlangıçlarıyla, finalleriyle, ustaca yapılandırılmış kurgularıyla göz dolduran, tekrar tekrar okuma isteği uyandıran öyküler yazmış. Onun öykülerini yavaş ve ölçülü bir tempoda okumanız gerekiyor. Her cümlenin hakkını vermenizi, dikkatlice ilerlemenizi talep eden bir yazar. Bütünü görme yeteneği, okuru anlatıdan koparmadan parçaları bir araya getirmesi, geçişlerdeki başarısı, karakterlerinin ruh haliyle örtüşen üslubu çok etkileyici. Öyküler sadece aklınıza kazınmıyor, duygusu derinizin altına işliyor. Özlem Dikeçligil’in yazacağı yeni öyküleri sabırsızlıkla bekliyorum.

Cabir Özyıldız, Dünyanın Bütün Karıncaları. Bu kitapta beni en fazla etkileyen şey öykülerdeki canlı, güçlü ses oldu. O sesin peşinde dosdoğru öykünün kalbine ulaştırıyor Cabir Özyıldız. Başınızı çevirip kaçamayacağınız, bir tablodan uzaklaşır gibi uzaklaşamayacağınız öyküler var kitapta.

Ceyhan Usanmaz, Kâğıttan Kaplan. Bu kitabı, her şeyden önce alışılmışın dışında, farklı bir okuma deneyimi yaşattığı için sevdim. Öyküleri birbirine bağlayan anlatı yapısını sevdim. Komik, ironik, ince ince iğneleyen üslubu yüzünden sevdim. Yazma-yazamama meselesini, yazar olma hevesini, günümüz edebiyat dünyasındaki absürtlükleri, kişisel gözlemlerini, eleştirilerini konu edinip layıkıyla öyküleştirmesini sevdim. Kurmacanın imkânlarını, nasıl yaratıcı bir oyun alanına dönüştürüleceğini, edebiyatın sınırları reddeden bir sanat olduğunu gösterdiği için sevdim.

Cihan Çakan, Manzaradan Geçmek. Bana göre bu kitap, içindeki tek bir öykü için bile okunmayı, takdir edilmeyi hak ediyor. Diğer öyküleri zayıf bulduğumu söylemiyorum ama kitapta yer alan “Yılkı” adlı öykü bambaşka bir seviyede. Arka planı sağlam, görsel yönü kuvvetli, kolay kolay aklınızdan çıkmayan bir öykü bu. Cihan Çakan’ın anlatım tarzını çok beğendim. Okuru etkileme çabası yok. Dil oyunları yok. Laf kalabalığı yok. Kusursuz bir yapı kurma uğruna öykünün, karakterlerinin ruhunu feda etmek yok. Akışı planlanmış gibi hissettirmiyor. Tıpkı hayattaki gibi belirsizliklerle ilerliyor öyküleri. Daha önceki kitaplarını da ilk fırsatta okumak istediğim bir yazar oldu Cihan Çakan.

Buket Arbatlı, Korkunun Kıyıları. Doğrusunu söylemek gerekirse Buket Arbatlı’nın kitabını elime korka çekine aldım. İlk kitabındaki öyküleri o kadar sevmiştim ki tarihi bir dönemden seçtiği bu öyküler bende hayal kırıklığı yaratacakmış gibi geldi. Fakat daha ilk öyküde boşuna endişelendiğimi anladım. Buket Arbatlı şunu yapmayı çok iyi başarıyor. Sanki olaylar gözümüzün önünde gerçekleşiyor. Karakterlere, jestlerine, tavırlarına, konuşmalarına ikna oluyorsunuz. Yaşadıkları evlere, yürüdükleri sokaklara, savaş meydanından saray içine, o atmosferde, o zamanda buluyorsunuz kendinizi. Her öykü kendini okutuyor, dilini, anlatımını çok başarılı buldum.

Nazmi Ağıl, Bana Hiç Yazmayan Dünyaya. Beş kitap hakkımı doldurdum ama bu kitaptan bahsetmezsem olmaz. Bir aydır elimden düşüremiyorum. Her elime aldığımda heyecanlanıyorum. Nazmi Ağıl, Emily Dickinson şiirlerini çevirmekle kalmamış, okuru çeviri sürecine dahil ederek bambaşka bir okumaya imkân tanımış. Şiirleri yorumladığı paragraflarla, şairin hayatından, başka şairlerin notlarından, şiirlerinden verdiği örneklerle, benim gibi şiiri kavramakta zorluk çeken ruhlara nazikçe rehberlik ediyor.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

Yaşadığım şehirdeki edebiyat etkinliklerinin her yerde, her mecrada konuşulmayı, övülmeyi fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. O yüzden ilk sırada bundan bahsedeceğim. Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğünün, Osmangazi Belediyesi’nin, Nilüfer Belediyesi Kütüphanelerinin titizlikle organize ettiği, büyük emekle yürüttüğü projelerin, ilkokul öğrencilerinden liselilere, üniversiteli gençlerden fabrika çalışanlarına, köylerden mahallelere her yaştan insanı edebiyatla, yazarlarla, kitaplarla buluşturması okumaya olan ilginin giderek azaldığı şu zamanda çok ama çok kıymetli.

Bir diğer önemli olay da kültür sanat alanındaki ifşaların ardından Kadın+ Edebiyatçıların bir araya gelmesiydi. Grup kurulur kurulmaz kararlı, kolektif bir mücadele yürütmeye başladı. Yayıncılık dünyası şiddete ve tacize karşı üzerine düşen sorumluluğu alana, somut adımları atana dek takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Bu soruya verilen cevapları okuyunca ortam sözcüğünü kasıtlı olarak kullandığınızı düşündüm. Edebiyat değil, edebiyat dünyası veya edebiyat sektörü değil, edebiyat ortamı. Bu sözcük ve temsil ettiği şeylerin belli ki öfkeyi tetikleyen bir etkisi var: Birden duygular açığa çıkıyor, tepkisel cevaplar vermeye, görünmez bir kum torbasını yumruklarcasına sağa sola laf geçirmeye, parmak sallamaya, söylenmeye, yargı dağıtmaya başlıyoruz.

Ah gruplaşma, ah çevre, ah sosyal medya, ah çok takipçili hesaplar, ah haksız yere parlatılanlar, ah çöp yazanlar, ah en iyi kendiler, ah değeri bilinmemişler, ah çok satanlar, ah hiç satmayanlar, ah ne okuyacağını bilmeyen niteliksiz okurlar, ah kitap kuleleri dizenler, ah pıtrak gibi çoğalan atölyeler, ah eleştirinin yokluğu…

Evet, sorun çok. Giderek de çoğalıyor ve çeşitleniyor. Bana göre işin başını çeken iletişim kurmakta yaşadığımız güçlük. Tartışma kanallarını tıkayan agresif tutum. Sorun üreten söylemlerimiz.

Bizi istediği şeye dönüştürmeye çalışan bir dünyada yaşadığımızı çabucak unutuveriyoruz. Hayatın her alanındaki çatışmacı tutum, ne yazık ki edebiyat ortamını da ele geçirdi.

İnsanların bu kadar kolay kutuplaştığı bir çağda, okuyan yazan bireyler olarak aynı tuzağa düşmekten kurtulamıyoruz. Bir düşüncemizi açıklarken, bir görüşe itiraz ederken saygı ve nezaket sınırlarını kolayca ihlal edebiliyoruz.

Yaşamanın bu denli zorlaştığı, her günün hayatta kalma mücadelesine dönüştüğü, yoksullukla, ekonomik sıkıntılarla, hastalıklarla, çocuklarımızın sorunlarıyla boğuşmak zorunda kaldığımız, başımızdaki iktidarın ülkeyi koca bir hapishaneye çevirdiği şu bunaltıcı zamanlarda, yaratıcı bir uğraşla meşgul olmak bile başlı başına mesele haline gelmişken niye ortaya konuşup duruyoruz? Büyüklenerek, küçümseyerek, etiketleyerek, kanaat önderliğine soyunarak, had bildirerek bir yere varılır mı?

Bence hepimizin dönüp kendine bir bakması gerekiyor.

Ortam dediğimiz dünya dışı varlıklardan oluşmuyor neticede.

Ne söylüyorum? Ne yapıyorum? Söylediklerimle yaptıklarım tutarlı mı?

Birini eleştirirken, bir konuda uyarırken, bir görüş bildirirken özenli miyim?

Sözcüklerimi dikkatle seçiyor muyum? Düşünmemiz lazım.

Elbette edebiyat ortamındaki her sorunu çözecek bir reçete değil bu.

Ama biliyoruz, üslup her şeydir. Ve –en azından– bunun kontrolü bizde.

Payımıza düşeni yerine getirmekten, kendi etki alanımızda yapabileceklerimizi yapmaktan başka yol var mı?

Parşömen’e daveti için teşekkür ediyor, herkesin yeni yılını kutluyorum.

Sessiz bir köşe ve zaman bulabileceğiniz, gönlünüzce okuyup yazabileceğiniz, mücadele gücünüzü, hevesinizi yitirmeyeceğiniz, daha sağlıklı, daha huzurlu, daha neşeli, daha üretken, sevdiklerinizle, dostlarınızla güzelleştirdiğiniz bir yıl diliyorum.