2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Alef Yayınevi hem öykücülüğünü hem de romancılığını çok sevdiğim John Updike’in dört ciltlik Tavşan serisinin ikinci kitabı olan Tavşan Dibe Vurdu’yu bastı bu yıl. Butik bir yayınevi olarak şahane bir iş çıkardı. Roman, 1970 yılının Amerika’sında orta sınıf beyaz adamın ırkçı damarını iyi anlattığı ve keskin bir Amerika portresi çizdiği için de çok etkileyici. Updike’ın ne kadar iyi ve tutkulu bir anlatıcı olduğunu ise anlatmama gerek yok sanırım. Yayınevinin bastığı serinin diğer üç kitabını da hararetle tavsiye ediyorum.
Şirvan Erciyes’i bugüne kadar edebiyat metinlerini derinlemesine inceleme yeteneği ve denemeleriyle tanırdım. Bu yıl ölümden sonra anlamını taşıyan Post Mortem adlı bir şiir kitabıyla çıkageldiğinde belki kendisinden şiirden önce öykü ya da roman beklediğim için şaşırdığımı belirtmek isterim. Ama şiirleri de bir çeşit öykü dünyasını aralamıyor değil. Özellikle anneyle olan gerilimli ilişki beni çok etkiledi. Şiirleri Anadolu’nun kız çocuklarına anne üzerinden devredilmiş diline ya da dilsizliğine içsel itiraz olarak okudum. Ki bu benim de çok derinlerimde hissettiğim, tanıdığım bir dilsizlik hali. Belki de Şirvan’la aynı coğrafyada doğmuş olmamızla ilgili bu.

Geçen yıl Litvers Podcast Edebiyat Söyleşileri dizisi kapsamında Alman yazar Judith Hermann’la da söyleşmiştim. Bu söyleşide, yazarın o günlerde henüz Türkçeye kazandırılmamış olan Birbirimize Her Şeyi Söyleyebilirdik adlı kitabı hakkında da konuşmuştuk. Hermann bu kitabın aslında bir grup üniversite öğrencisi karşısındaki kendi yazı poetikasını ve kaynağını anlatan konuşmalarından meydana geldiğini ve aslında bu çok kişisel konuşmaların bir gün kitaplaşacağını hesaba katmamış olduğunu söylüyor. Konuşmalar iyi ki yayınlanmış, çünkü yazarın edebiyatının kaynaklarına inen, çok kişisel ama bir o kadar da edebi lezzetler barındıran bir metin çıkmış ortaya. Eminim Judith Hermann Almanya’da olduğu gibi Türkiye’de de okurların kitabı bu kadar çok sahiplenmesini şaşkınlık ve sevinçle izliyordur.
Taçlı Yazıcıoğlu’nun İncirlik Yazı adlı romanı 2024 Aralık ayında basılmış olmakla birlikte hem bu yıl okuduğum hem de iyi bir roman olduğu için anmak isterim. Belgi adlı 11 yaşındaki bir kız çocuğunun gözüyle anlatılan İncirlik Yazı’nı Adana’ya dair bir sürü yeni şey öğrenerek merakla okudum. Adanalıların Amerikan kültürüyle İncirlik üssü üzerinden tanışma biçimi bana II. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’daki Amerikan askerlerinin yerli halkla olan ilişkisini hatırlattı: Üs çalışanlarının şehre soktukları Amerikan malları, yaşam kültürleri, barları, şehirdeki ayrıcalıklı konumları, yerlinin İngilizce konuşma merakı, bazıları için bu askerlerin yokluk ve yoksulluk için bir şans gibi görülmesi… Bu haliyle de sanatta yerelin evrenselliğini bir kez daha hatırlatan bir roman oldu benim İncirlik Yazı.
Beni bu yıl heyecanlandıran diğer bir keşif ise Doğan Kitap etiketiyle basılan Doğa Yalan Söyler adlı kitap oldu. Doğadaki diğer canlıların yaşama dürtüsü ve nesillerinin devamlılığı için başvurdukları sıra dışı yöntemleri Arı Fısıltıları romanımı yazarken arılar öğretmişti bana. Washington Üniversitesi araştırmacılarından Dr. Lixing Sun ise bu kitabında daha başka bir sürü büyüleyici örnek sunuyor okuruna.
Henüz sadece her birinden birer tadımlık bölüm okuduğum ve okumaya da devam edeceğim üç Türkçe eseri ayrıca zikretmek isterim. Bunlar, Gaye Boralıoğu’nun Her Şey Normalmiş Gibi, Ayfer Tunç’un Annemin Uyurgezer Geceleri ve Müge İplikçi’nin Sahte Cennetten Kaçış romanları.
Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları ve sorunları nelerdi?
Mine Kırıkkanat’ın Elif Şafak’a açtığı intihal davasının hukuk önünde sonuca bağlanması, bağlanabilmiş olması, bana kalırsa edebiyatımızın geleceği için ciddi bir soruna işaret ediyor; çünkü böylesi bir karar herkesin herkese dava açmasının yolunu açıyor. Ben öteden beri, edebiyatta intihal suçlamalarının bir sonuca bağlanamayacağına inanırdım ama bizde mahkeme “yüzde 5 intihal var” diyerek davacıyı haklı bulabildi. Belli ki bu davada yazarın özgünlüğüyle, diliyle, roman aracılığıyla yarattığı dünyayla, kısaca edebiyatın kriterleriyle hiç ilgilenilmedi.
Yıllardır edebiyat eleştirisi yapılmıyor diye yakınıyoruz – ki ben de kısmen bu kanıdayım. Ama bu yıl özellikle K24 sitesi üzerinden çıkan eleştiri yazılarının epey gürültü kopardığını görüyorum. Eleştirinin popüler ve çoksatan yazarların kitaplarını kapsaması bu gürültünün temel sebebi olabilir. Bu konuda cesurca ve bana kalırsa dürüstçe kalem oynatanların da kadın yazarlar olduğunu görüyorum. Bana öyle geliyor ki romanlarıyla tanıdığımız Şükran Yiğit’in veya Aslı Güneş’in böylesi metinlerini ilerde daha sık okuyacağız.
Çoksatan yazarlardan konu açılmışken yıllardır dikkatimi çeken bir hususun burada altını çizeyim: Bizde çok satan kitaplar listesinde hâlâ klasiklerin yer alması, bunların zaman zaman başı çekmesi beni hep şaşırtmış, okurluğun ülkemizde emekleme aşamasında olduğu hissini uyandırmıştır. Bu yılın çoksatarlarına baktığımda bunun bir nebze kırıldığını, Türk romancılarının da uzun süre çoksatan listelerin başını çektiğini görüyorum. Buradaki umudum: Edebiyat metinleriyle kendilerini kanıtlamış, çok sayıda çağdaş Türk yazarın, tıpkı Almanya’da olduğu gibi uzun sürelere yayılarak daha fazla okura ulaşması. Çağdaş metinlerin kabul görmesi bence edebiyatta zamanın ruhunu diri tutar.
Türk edebiyatının dışarıdaki temsili ile yani çeviri sorunuyla bitireyim sözümü. Türkçe eserlerin diğer pek çok ülkeye oranla daha fazla ilgi gördüğü Almanya’da bile bu yıl o kadar az kitap çevrildi ki. Nitekim Kalem Ajans’ın kurucusu Nermin Mollaoğlu da sosyal medya hesabında 2026 yılı içinde yeni hiçbir yazarı temsil etmeyeceğini duyurarak bu sorunun altını çizdi. Neyse ki bu yıl Almanya’nın köklü yayınevlerinden biri olan Suhrkamp’ta Tezer Özlü’nün Çocukluğun Soğuk Geceleri yazar Deniz Utlu’nun özenli çevirisi ve sonsözüyle basıldı ama yazık ki kitabın kapağı bir Türk hamamı görselini taşıyor. Bu görselin Tezer Özlü’nün metni, derdi ve diliyle nasıl bir ilgisi olduğunu da ayrıca sosyal medya üzerinde uzun uzun tartıştık yılın son günlerinde.
