Parşömen’in 2019 yılından beri sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. 2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Raşel Rakella Asal

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Bu sene okudğum kitaplar arasında Magda Szabo’nun YKY larından çıkan (Temmuz 2025, 20. baskı) İza’nın Şarkısı’nı okudum. Beni derinden sarsan bir romandı. Daha önce okumamış olduğum bir yazarla tanışmış oluyordum. Çok süssüz ve yalın bir anlatımla Magda Szabo beni sarstı. Bir anne-kız ilişkisi üzerinden ilerleyen anlatıda kimi kez anneye, kimi kez kızına hak verdim, kimi kez eleştirdim. Bir yazarın kurguladığı bu iki karakterle insana ve hayata dair sorgulaması aslında tüm anne-kız ilişkilerinin evrensel çıkmazıydı.

İşin Aslı Judit ve Sonrası, yine YKY yayınlarından çıkan ve benim 14. baskısını (Şubat 2025) okuduğum bu eserle Macar asıllı yazar Sandor Marai’yi tanımış oldum. Katman katman kurgulanmış bir anlatı ile sevgi, aşk, hayat üzerine bu eser müthiş bir edebiyat tadı bıraktı bende. Üç farklı anlatıcıdan Peter’dan, ilk karısından ve son olarak ikinci karısından dinliyoruz kendi öykülerini. Böylece 20 seneye yayılmış bir hikâye seriliyor önümüze. Herkesin bakış açısı farklı, çünkü herkes farklı bir kimlikle hayata bakıyor. Bu üç kişinin ekseni etrafında ilerleyen romanda küçük burjuva, bir soylu ve bir proleter üzerinden hayata, aşka, yalnızlığa ve savaşa farklı bakışlarını yansıtıyor yazar. Dolayısıyla bu üç farklı sosyal çevreden gelen karakterleri ele almasıyla yazar insan ilişkilerini çözmenin imkansızlığı da vurgulamış oluyor.

Benim Adım Lucy Barton, Elizabeth Strout’un Mayıs 2025’te (ikinci baskı) Domingo yayınlarından çıkan Pulitzer ödüllü romanı bir anne kız ilişkisi üzerine odaklanıyor. Çocukluk travmalarımızın hayatımızı nasıl şekillendirdiğine dair bu anlatı beş gün beş gece boyunca aralıksız iki kadın arasındaki konuşmalardan oluşuyor. Anne geçmişe tutunmak isterken, kız geçmişten uzaklaşmak istiyor. Anne kız ne kadar birbirlerine yakınlaşmaya çalışsalar da aralarındaki mesafe hiç eksilmiyor. Her ikisinin de konuştukları konuşamadıkları, paylaştıkları paylaşamadıklarının yükünü çok derinden hissediyor, anne kız arasındaki karmaşık ilişkinin çözümsüzlüğü içinizde derin bir burukluk hissi bırakıyor.

Tefekkür Yaşamı, Byung Chul Han’ın Ketebe yayınlarından Ocak 2025 de (ikinci baskı) çıkan kitabı tefekkür üzerine yoğunlaşıyor. Tefekkür etmenin evreni, doğayı, canlıları gözlemleyerek evrendeki düzenden ders çıkarmak olduğu üzerine yazarın düşüncelerine odaklanıyor. Kitabı insanın ve evrenin yaratılış safhaları, bedenimizdeki muhteşem sistemi, çevremizdeki bitkileri, hayvanları, yeryüzünü, gökyüzünü, atmosferi, gözle görülemeyen atomun çekirdeğindeki nötronu, protonları, galaksileri, trilyonlarca yıldızın idrak sınırlarımızı zorlayan bu olağanüstü devinimi üzerine düşünmeye bir çağrı olarak okudum. Tefekkür manevi bir uygulama, bir aile yetiştirmek, bir iş kurmak, bir bahçe yetiştirmek, spor yapmak, bir topluluğun parçası olmak, arkadaşlarla görüşmek, hayvanlara bakmak veya sadece saf farkındalıkla şimdiki anda yaşamak olabilir. Ruh halimizin iyileşmesi, yaratıcılığımızın artması için kendimize zaman ayırmak, hiçbir şey yapmamak üretkenliğin anahtarı olarak veriliyor. Arada sırada sessizce hiçbir şey yapmamanın ve bu düşünceler etrafında yoğunlaşmanın kendimize zaman ayırmak olduğunu anlıyorsunuz.

Böyle Küçük Şeyler, Claire Keegan’ın Şubat 2025 ‘te (10. Baskı) Jaguar yayınlarından çıkan 85 sayfalık eseri, ciltler dolusu toplumsal tarih kitaplarından çok daha kapsamlı oluşu ile beni çarptı. Uzun uzun cümlelere, sayfalar boyu olay zincirine gerek yokmuş meğer. 85 sayfalık bir eserde yazar sizi duygulandırabiliyor. Kısa, öz bir anlatımın harikalar yaratabildiğini gördüm. Claire Keegan bu yönüyle zoru başarıyor diyebilirim. Hep okumak isteyeceğim bir yazar olarak okuma listemde yerini aldı.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

17 Temmuz 2025 tarihinde hayatını kaybeden 1984 Sait Faik Hikâye Armağanı ödülünü kazanan Türk edebiyatının cesur ve özgün seslerinden Pınar Kür’ü anmak isterim. Yarın Yarın, Küçük Oyuncu, Asılacak Kadın, Bitmeyen Aşk ve Bir Cinayet Romanı gibi unutulmaz eserleriyle edebiyat dünyasında derin izler bıraktı. Kadın kimliği, cinsellik, baskı ve özgürlük gibi konuları cesurca işledi. Öyküleri, romanları, çevirileri ve akademik çalışmalarıyla yalnızca ülkesinde değil, uluslararası alanda da tanınan bir yazardı. Asılacak Kadın yazıldığı dönemde tartışmalara yol açsa da eser edebiyat dünyasında kalıcı bir yer edindi.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Benim gençliğimde dergiler etrafında gelişen bir edebi hayat vardı. O dergileri okumak, o iklimi yaşamak, kuşkusuz bir ayrıcalıktı. Edebiyatı, okumayı, yazmayı ve düşünmeyi bu dergilerden öğrendim. Bu dergilerden edebiyata, sanata bakışım gelişti. Günümüzde ekonomik sorunlar, değişen hayat anlayışı, iletişim araçlarının hayatımıza etkisi dergileri zorluyor. Birçok dergi ancak internet ortamında yayınlarını sürdürebiliyor. Bugünün dünyasında da aynı ekonomik kaygılardan dolayı edebiyat dünyası internet sitelerine yöneliyor. Bu olumsuz ekonomik darboğazda sevindirici olan dergilerin kendi paylarına düşen edebi sorumluluğu internet ortamında yüklenmiş olmaları.