Parşömen’in 2019 yılından beri sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. 2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beş tanesini, beğenme nedenlerinizle birlikte paylaşır mısınız?
2025’te yeni çıkanlardan çok feminist distopyalara yöneldim. Türkçede bu tür az olduğu ve az sayıda çevrildiği için ister istemez daha önce yayımlanmış kitaplardan söz edeceğim.
Ursula K. Le Guin – Mülksüzler
Le Guin’in toplumsal örgütlenme ve özgürlük kavramlarına yaklaşımı, üzerinde düşündüğüm meseleler için yeni fikirler veriyor.
Margaret Atwood – Damızlık Kızın Öyküsü
Atwood’un üreme politikaları, iktidar ve denetim üzerine kurduğu dünya, kadın bedenine yönelik yargıları ele alışımda yol gösterici oluyor.
Lidia Yuknavitch – Ateşten Çıkan Kız
Yuknavitch’in beden, arzu, direniş ve doğa ilişkilerini merkeze alan bu romanı, kişisel olanın politik boyutunun ne kadar belirleyici olduğunu bir kez daha gösterdi.
Sophie Mackintosh – Mavi Bilet
Kadınların yaşamlarının bir kura ile belirlendiği bu romanda özgürlük, seçim ve kadınlık deneyimine dair önemli sorular vardı. Mackintosh’un sade ve etkili dili, kapak ve tasarımdaki özenle birleşince metnin atmosferi güçlendi. Bu okuma, kitapların sunum biçiminin edebi algıyı nasıl etkilediğini daha net görmemi sağladı. Kendi metinlerim için de bu konuda daha dikkatli olmam gerektiğini hatırlattı aynı zamanda.
Mary Shelley – Frankenstein
Frankenstein doğrudan bir feminist distopya değil. Ancak bugün yapay zekâ, beden ve yaratımın etiği üzerine düşünürken yeniden dönmek istediğim bir metin oldu. Romanla kurduğum çatışmalı ilişkinin feminist distopya yazma isteğimi beslediğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Size göre 2025 yılının önemli ve üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları nelerdi?
1. Dijital okurluk ve yapay zekâ tartışmaları
Yapay zekâ ve edebi üretim üzerine pek çok tartışma var. Yapay zekâyı teknik bir araç olarak görmek mümkün, ancak benim için asıl mesele yazıda öznenin nasıl kurulduğudur. Zihnimiz kapalıysa ya da baskı altındaysa bunu önce yazı ele veriyor. Böyle anlarda teknolojinin katkısı sınırlı kalıyor. Çünkü teknoloji ancak içimizde zaten var olanı düzenleyebilir.
Ben yazıda daha çok deneysel ve özgürleştirici yönelimleri takip ediyorum; okuduklarımı da buna göre seçiyorum. Dijitalin sağladığı esneklik ve kalıplara mesafesi, dili ve özneyi daraltan ataerkil, ahlakçı ve milliyetçi edebiyat anlayışlarının etkisini zayıflatıyor. Bu dönüşümü ötekilerin sesini güçlendiren bir kırılma olarak görüyorum ve kaygı verici bulmuyorum.
2. Edebiyatta kişisel olanın politik olanla yeniden anlam bulması
2025’te birçok kadın, queer ve göçmen yazarın metinlerinde kişisel deneyimin politik bir anlatıya dönüştüğünü gösteren güçlü örnekler okudum. Bunun benim ilgi alanımla da örtüştüğünü düşünüyorum.
Yakın zamanda 05.45 İstanbul için yapılan bir değerlendirmede, metnin kişisel yönleri nedeniyle roman sayılamayacağı ya da üzerine nesnel değerlendirmeler yapılamayacağı yönünde bir yorum iletildi. (Bu bir yakınma değil.)
Burada vurgulamak istediğim durum şu: kişisel olanı edebiyatta değersiz sayan yaklaşım hâlâ etkisini sürdürüyor. Bu görüşü savunanların çoğunun kadın yazını ve çağdaş feminist kuram üzerine sınırlı bilgiye sahip olduğunu gözlemliyorum. Dünya edebiyatında kişisel olanın politik bir çerçevede ele alınmasına yönelik güçlü bir hat varken, bu hattı görmezden gelmek edebiyatın sınırlarını daraltıyor ve Türkçe’deki yeni anlatı biçimlerinin gelişimini zorlaştırıyor. Tek ölçüt “iyi yazılmış olması” olamaz. Bugünün edebiyatı daha esnek ve çoğulcu bir düşünme biçimini istiyor. Çünkü bu uğurda ciddi bir mücadele var. Bu mücadeleye ve kazanımlara rağmen diğerini öne çıkarmamak gerekiyor.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Bir önceki yanıtımda belirttiğim meseleler bu sorunun cevabını büyük ölçüde kapsıyor. Kısaca özetlemek gerekirse: Kişisel olanı küçümseyen yaklaşımlar, feminist yazını sınırlı bir alana sıkıştıran eleştiriler, dünya edebiyatındaki gelişmeleri takip etmeyen kapalı bir tutum var.
Yer verdiğiniz için teşekkür ederim. Herkesin yeni yılını kutluyorum.
