Parşömen’in 7 yıldır sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz.
Bu yıl da okurlara, yazarlara, yayın emekçilerine ve çevirmenlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Bu yıl bir sağlık sorunu yüzünden birkaç ayı kitap okuyamadan, hatta çalışamadan geçirdim ama yine de başta ve sonda okuduklarımdan beş kitap seçebildim.
Yılın ilk aylarına Cabir Özyıldız’ın Vacilando Kitap’tan çıkan Dünyanın Bütün Karıncaları kitabı ile başlamıştım. Özyıldız’ı henüz ilk kitabı Eski Zaman Türküsü yayımlanmadan önce dergilerdeki öykülerinden biliyor, kalemini çok beğeniyordum. Eski Zaman Türküsü ve Dünyanın Bütün Karıncaları da yazarla ilgili fikrimi sağlamlaştırdı. Özyıldız’ın ikinci kitabında da öyküleri toprağıyla, kültürüyle, coğrafyasıyla, imkânlarıyla bir köşeye sıkışmış olanların hayatlarıyla meşgul, iç ve dış dünyalarıyla meşgul. Yöresel dilin zenginliğini kaleminin inceliğiyle birleştiren ve okuduktan sonra da zihinde yaşamını sürdüren şiir gibi öyküler yazıyor Özyıldız.

Bir çevirmen olarak Alberto Manguel’in kaleme aldığı ve Yapı Kredi Yayınları’ndan Orhan Düz çevirisi ile çıkan Dokumanın Arka Yüzü’nü okumadan geçmem düşünülecek şey değildi. Manguel bu kitapta özgün metin, çeviri metin, yazar ve çevirmen hakkında kısacık bölümler halinde kristalleşmiş fikirlerini, düşüncelerini, yorumlarını, hatta anılarını bir ziyafet gibi sunuyor. “Çevirmen yazarın güvenilmez bir kavrayışın bulanıklığı içinde inşa ettiği şeyi bilinçli olarak parçalara ayırmalıdır,” derken, çeviri sürecinin çok sayıdaki zorlu aşamasından birini tüm yalınlığıyla dile getiriyor. “Peki kitabın yazarı kimdir?” diye sorarak çevirmenin misyonuna açılımlar getiriyor. Ancak sadece çevirmenleri ya da yazarları ilgilendiren bir kitap değil bu, edebiyatın yaratımı ve başka dillere aktarımına ilgi duyan veya sadece Manguel’in dünyasından doğma fikirlere meraklı herkes okumalı. Ayşegül Tanrıverdi’nin Manguel ile yaptığı söyleşi de kitabın ardından çok yararlı ve keyifli oldu.
Deniz Eldam da takip ettiğim, öykülerini yakaladıkça okuduğum yazarlardan biri. Notos Kitap’tan çıkan yeni öykü kitabı Gözlerin Karanlığa Alışınca belki de karanlık öyküleri sevdiğim, gözlerim alışınca o öyküler içinde kendimi yuvamda hissettiğim için hoşuma gitti. Eldam’ın yazınındaki mizahı, karanlığı ve kara mizahı öykülerine çok yakıştırıyorum. Kısacık öykülerde karakterlerin dünyasına derinlemesine inebilmek bence bir yazarlık maharetidir, bu kitapta da aynı mahareti gördüm. Sıradan insanın gündelik yaşamından çok ya da bunun yanı sıra zihnine giremeyeceğimizi düşündüğümüz karakterleri inceliyor Eldam. Olası bir sapkını, eşle kayınvalide arasına sıkışıp kalmış bir kocayı, kardeşi intihar etmiş bir ağabeyi kısa anlarda yakalayıp zamanı genleştiriyor, sorular sorduruyor ve yanıtları kısmen okura bırakıyor.
Ayhan Koç’un Muhtelif Kitap’tan çıkan Tarihin Molozları Üstünde romanı bir süredir yaşamadığım bir deneyimi yaşattı bana: Tek solukta okumak. Bir çevirmenin ana karakterlerden birini oluşturduğu, üstkurmacanın maharetle kullanıldığı, mizahıyla bana kahkahalar attıran, iyi bir incelemenin zahmetinden kaçınılmadan yazıldığı belli olan ve çağları gezerken insanı, kadınlığı ve erkekliği, evrenselliği oluşturan şeyleri çok hoşuma giden zengin bir dille inceleyip sorgulatan bu kitap benim için yılın son sürprizi oldu.

John Steinbeck’in İletişim Yayınları’ndan Alev Alev’ini (Burning Bright) bu yıl Alev Bulut çevirisinden Türkçe okumak benim için güzel bir deneyimdi. Steinbeck okumayalı itiraf etmeliyim ki yıllar olmuştu, Türkçede okumayalı ise daha da uzun yıllar. Yazarın kendi deyişiyle bu “oyun-kısa roman”, kısırlık üzerinden biyolojik babalığı, erkekliği nelerin oluşturduğunu, sevgiyi, aileyi ve toplumsal rolleri nelerin belirleyip dönüştürdüğünü sorgulayan etkileyici bir eser. Steinbeck’i bir solukta hatırlamak için de iyi bir tercih.
Buraya sığdıramadığım kitaplar da var. Banu Yıldıran Genç’in Yan Yana Olduğumuz Zamanlar’ı ve Özlem Dikeçligil’in Karanlığın İcadı’ndan da söz etmek isterdim, başka zamana diyelim.
Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?
Yapay Zekâ elbette ki gündem olmayı sürdürdü. Fırsattan istifade söylemek isterim ki, edebi çeviride yapay zekâ keşke kimi yayıncıların, kimi okurların, (bir teknoloji sevdalısı olarak söylüyorum) kimi teknoloji sevdalılarının sandığı kadar hakkını veren bir iş yapsaydı. Bir süre önce çevirisini yaptığım bir paragrafı makine çevirisiyle karşılaştırıp sosyal medyada paylaştım. Beni en çok şaşırtan “E, makine gayet güzel yapmış” yorumları oldu. İşte makinenin neden gayet güzel yapmadığını detaylarıyla ayırt eden ve bilen kişiler olarak biz çevirmenler yazın dünyası için bu yüzden hâlâ elzemiz. Gelecekte neler olur bilemem ama yardım alma konusunda bile hâlâ yetersiz kalabiliyor yapay zekâ. Yeterince bilgili değilseniz sizi kolayca yanlış yönlendiriyor. Bir yardımcıyı kullanabilmeniz için konunuza hâkim olmanız gerekir, yoksa yardımcı sizi kullanır. Fırsatçı yayıncılar metinlerin inceliklerine, dolayısıyla çevirinin gereklerine hâkim olmadıklarından, bu çağda makine çevirisiyle kolayca edebi çeviri yapılabileceğini düşünüp bu yola başvurabilirler ama bu bizi şu aşamada olsa olsa felakete ya da kurak bir edebi ortama sürükler. Bu konuda acil yasal düzenleme gerektiğini düşünüyorum.
Bir diğer konu da özellikle kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik tacizlerdi. Tacizin sektör tercihi yok, dolayısıyla insanın var olduğu her sektörde taciz de var. Edebiyatın, kitapların söz konusu olduğu bir sektörde insan saçma bir şekilde tacize yer olmayacağını, daha insancıl ve adil ortamların söz konusu olacağını düşünüyor ama elbette ki durum böyle değil. Aksine entelektüel iktidar sahiplerinin baskısı çok daha ürkütücü olabiliyor, kişileri susmaya zorlayabiliyor. Neyse ki şimdi Kadın+ dayanışması başladı ve yayınevleri üzerinde bu konuda baskı kuruluyor, haksızlıkların, tacizin önü alınmaya çalışıyor.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Edebiyat ortamımızın çok içinde değilim, biraz köşesine çekilmiş, kendi işine bakan biriyim, o yüzden sıkı bir takipçi sayılmam ama bana en büyük sorun, çokluk içinde yokluk gibi geliyor. Bana edebi zevk veren (Türkçe ya da çeviri) eserlerle her geçen yıl daha az karşılaşıyorum. Belki satış odaklı mantık bunun sorumlusu, belki de yaratıcılığın altını zengin bir birikimle doldurma fikrinin artık yazarlara eskisi kadar cazip gelmemesi.
