Parşömen’in 2019 yılından beri sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. 2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Necati Tosuner – Gönülde Kitap
Necati Tosuner, edebiyatımız için büyük bir değer. Onun kaleminden çıkan her metinde dilin ve dünyanın sınırları belirginleşir, anlamın ötesini okumak mümkün hale gelir. Gönülde Kitap adıyla yayımlanan denemelerini okurken o sınırlara yaklaştığımı, Türkçenin tadını yeniden aldığımı hissettim. Benim için zamanda yolculuğu mümkün kılan yazarlardan biridir Tosuner. Üstelik doludizgin bir hafızadır. Gönülde Kitap, bu anlamda yılın öne çıkan kitaplarından biri oldu benim için.

Roy Jacobsen – Sınırlar
Ne yazık ki Roy Jacobsen’i geçtiğimiz aylarda kaybettik. Sessiz sedasız göçüp gitti bu dünyadan. Her neredeyse umarım mutludur şimdi. Dilimize çevrilen son romanı Sınırlar, özellikle Oduncular’dan sonra merakla beklediğim kitaplarından biriydi. Coğrafyanın ve tarihin birbirine paralel gerçeklikler kurarak örüldüğü metinlere olan ilgim konu Norveç olunca daha da yoğunlaşıyor. Sınırlar’ın bende bıraktığı iz, bu yoğunluk etrafında şekillendi biraz da.
Erlend Loe – Gerçeklikle Müzakere (Tekerlek Üzerinde Bir Yıl)
Erlend Loe da bir başka Norveçli yazar. Bizim memlekette seveni kadar sevmeyeni de çok diye tahmin ediyorum. Ben seven taraftayım. O basitlik bana iyi hissettiriyor. Sıkı bir bisiklet tutkunu olduğunu gerek romanlarından gerekse sosyal medya hesabından anlayabiliyordum. Hatta bu kitap yıllar önce yayınlanmıştı. Tek tekerlekli bir bisiklet üzerinde geçen yolculuklar üzerine denemeler içeriyor. Dilimize çevrilmesi ve yayınlanması yaz tatiline denk geldi. Böylece ilk defa kış ayları dışında Erlend Loe okumuş oldum. Gerçeklikle Müzakere, kitaplarını ilgiyle takip ettiğim bir yazarın dünyasına kıyısından köşesinden dahil olmayı mümkün kılan bir eser. Çığır açan ya da sarsıcı meseleler yok. Düz, kendi halinde meseleleri okuyoruz sadece.

George Perec – Düşünmek Tasniflemek
Ayrıntılar arasında büyüyen meseleleri anlatmak Perec’in en iyi yaptığı işlerden biri. Pek çok şeyi başka ve öteki açılardan ele alıp ifade edebiliyor. Düşünmek Tasniflemek, bu anlamda zihnimi açan kitaplardan biri oldu. İçerisindeki denemeler yazarın baktığı yeri görmeyi, onun düşünce biçimini anlamaya çalışmayı mümkün kılıyor. Haliyle kişisel düşünme pratiğimi de yer yer didiklememe vesile oldu okurken.

Reşad Ekrem Koçu – Galata Canavarı Bıçakçı Petri
Son iki yıldır düzenli olarak Reşad Ekrem Koçu okuyorum. Sokağa çıkıp İstanbul’u gezmeden de İstanbul’u görmeyi ve hayal etmeyi mümkün kılan bir anlatımı var çünkü Koçu’nun. Özellikle tarih, zaman ve insan anlatıları beni her anlamda besliyor. Galata Canavarı Bıçakçı Petri romanı da bir zamanlar tefrika ettiği eserlerinden. İstanbul’un, kenar mahallelerin, gemilerin ve limanların bolca hissedildiği ilginç bir macera diyebilirim. Koçu’nun dil ve hayal ekseninde genişleyen anlatı dünyasına dahil olmak kıymetli.
Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?
Necati Tosuner, geçtiğimiz ay Alakarga Yayınları ofisinde kitap tanıtımı kokteyline katıldı. Kendi ifadesiyle ilk defa bir kitap tanıtımı kokteylini kabul etmiş. Buluşmada eski dostları ve arkadaşları onu yalnız bırakmadılar. Büyük usta Kadıköy’e geldi, kitaplarını imzaladı, fotoğraflara gülümsedi, gözlerimizin içine baktı uzun uzun. Yukarıda da ifade ettiğim gibi, Necati Tosuner edebiyatımız için büyük bir değerdir ve onun bu tükenmez enerjisi bana göre dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer meseleler arasındadır.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Geçtiğimiz yıllarda verdiğim yanıtlarıma yeniden baktım. Sonra bu yıl için kendimi kabaca sorguladım. Sonuç: Sorun olarak ifade ettiğim meseleleri düzeltmek ya da düzeltilmesine katkı sunmak için herhangi bir eylemde bulunmamışım. Yalnızca izlemekle yetindiğim ve dahil olmaktan kaçındığım bir evren çünkü burası. Manzara böyleyken yakınmaya hakkım var mı? Bilemiyorum. Her şeyin içeriğe dönüştüğü bir dünyada edebiyatın yakasını kolay kolay bırakırlar mı? Mümkün değil. Onu da listelere, kategorilere ayırıp dijital dünyanın sonsuzluğuna dahil ettiler işte. Kaldı ki bu durum uzun zamandır böyle. Kulüpler, atölyeler, platformlar… Tüm bunlar kötüdür demiyorum elbette ama üzerinde yeterince tepinmedik mi bazı şeylerin? Edebiyat sadece edebiyat olarak kalamıyor ne yazık ki. Çok fazla gürültü var. Kitabı raftan indirip fotoğraf nesnesine dönüştürmeye ve orasından burasından çekiştirmeye bayılıyoruz. İyi de ne için? Eleştiri meselesine, işlenen konulara, dildeki aksaklıklara girmeden söylüyorum bunu. Dış kapının mandalı olarak gördüklerim bunlar.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da söz hakkı verdiği için sevgili Onur Çalı’ya ve Parşömen’e teşekkür ederim. Herkese mutlu seneler.
