Parşömen’in 7 yıldır sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz.
Bu yıl da okurlara, yazarlara, yayın emekçilerine yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Okuduğum kitaplara dönüp baktığımda 2025 yılında basılmış kitapları henüz okumadığımı fark ettim. 2024 yılında basılmış ve benim okuyabildiğim kitaplardan Jean Baptiste Del Amo’nun Adamın Oğlu adlı kitabını çok beğendim. Okur olarak, beni sorgulamaya iten, rahatsız eden, insan bilincinin derinlerinde yatan alt benliği konuşturan edebi metinleri tercih ediyorum. Del Amo da kitaplarında aile içerisinde var olan çarpıklıkları, rahatsızlıkları ve kötülüğü; masumiyetin, şiddet ve acımasızlık karşısında yok oluşunu, çocukların bu sancılı büyüme sürecinde hayata ne kadar da eksik devam ettiğini sert bir dille ifade ediyor. Ayrıca yazarın kurgularında yarattığı huzursuz atmosferi, anti kahramanları, ayrıntılı betimlemeleri de diğer beğenme nedenlerim arasında diyebilirim. Türk edebiyatından yine 2024 basımı Barış Bıçakçı’nın Dünyaya Yeni Gelen Okurlar için adlı kitabını çok beğendim. Kendisi çok yalın bir yaşam kesiti sunuyor; şiir okur gibi okudum, film izler gibi takip ettim karakterleri. Süslemelerden uzak ama yoğun cümleleri, hayatın içinden karakterleri okuduktan sonra da zihnimde dolandı bir süre.
Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?
Öncelikle Selim İleri ve Pınar Kür’ün vefatı edebiyat dünyası açısından derin bir kayıptı. Ayrıca, günlerce içimi acıtan diğer bir kayıp ta Sırrı Süreyya Önder’di. Kendisini daha çok siyasetçi olarak bilsek de, yazdığı senaryolarda, 2009 yılında basılan kitabı Beynelminel’de insan olmaya dair, insanı sevmeye, barışa ve kardeşliğe değer vermeye dair fikirleri; hayata karşı bakış açısını herkesi kapsayacak naiflikte yansıtan mizahi dili edebiyat dünyası için de çok kıymetliydi. Sanat ve edebiyatın politik bir duruşu olması gerektiğini düşündüğümde aklıma hep kendisi gelir…

Son olarak, Macar yazar Laszlo Krasznahorkai’nin Nobel edebiyat ödülü alması çok önemliydi. Nobel ödülünün gerçek anlamda politik, sosyolojik ve edebi karşılığını veren bir yazar olduğunu düşünüyorum. Direnişin Melankolisi adlı kitabının okunması zor olduğu oranda insanı içine çeken ve okuma isteğini kabartan edebi dili, kurgu zenginliği ve insana tokat gibi gelen düşünceleri yazarın bu ödülü ne kadar da çok hak ettiğini gösteriyor.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Edebiyat ortamının sanal dünyanın sığ ve hızlı akışında eski üretkenliğini, gerçekliğini ve içtenliğini kaybettiğini düşünüyorum. Her şeyin hızlıca tüketildiği dünyada insanlar okuduklarını yazdıklarını içselleştirmeden bir yenisi için iştah kabartıyorlar. Bu da, edebiyat dünyasında var olan metinlerin ve onlarla ilgili tartışmaların kalitesini düşürüyor maalesef. Elbette ki teknoloji edebi metinlere ulaşmamızı, onları değerlendirmemizi kolaylaştırıyor ama ben kalemin kağıt üzerindeki hızını özlüyorum. Özgün olanı aramak, bulmak ve işlemek zaman ve emek gerektirir diye düşündüğümüzde edebi eserlere, onu üretene ve üretileni takip edene daha çok saygıyla yaklaştığımız bir ortam oluşabilir.
