Parşömen’in 7 yıldır sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz.

Bu yıl da okurlara, yazarlara, yayın emekçilerine ve çevirmenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Murat Tanakol

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Bu yıl yayımlanan ama henüz okumadığım Julia Kristeva’nın Dostoyevski’si çok merak ettiğim kitaplardan biri. Feminist bir psikanalist olan yazarın Dostoyevski hakkında çok çok enteresan görüşleri olduğunu biliyorum. Bu bakışın algısıyla 21. yüzyıldan 19.yüzyıl edebiyatını izlemek benim için de değişik bir deneyim olacak.

Samanta Schweblin’in henüz Türkçede yayınlanmamış öykü kitabı “El buen mal” en beğendiklerimden biriydi. Schweblin dünyanın en iyileri arasında. Eserlerinin inandırıcılığı ve etkileyiciliği onu okumamda öncelikli kriter.

Benjamin Labatut’un Maniac başlıklı romanı, bence 21. yüzyılda modernite ekseninde bir bakış olarak çok etkileyici.

William Faulkner’ı ise 2025’de çıkan çevirileriyle Necla Aytür ve Ünal Aytür’den okumak büyük keyif.

Sanırım 2024’ün son çeyreğinde yayınlanan Şebnem İşigüzel’in Memoria’sı da benim için anılmaya değer. Yazınında feminist kimliğini ustaca ortaya koyan yazar bu romanda modernitenin 20. yüzyıl insanına yaşattığı metamorfozu özellikle Muazzez gibi inandırıcılığı muazzam karakterleriyle gözler önüne serişi bakımından çok büyük bir övgüye layık.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

Edebiyatta ilgi odağımı uzun süredir romanların ödüllü olup olmadıkları belirlemiyor. Onun için de gündemim bugünün yükselen trendleriyle çakışmıyor. Edebiyat entelektüel faaliyet ile ticari faaliyetin iç içe geçtiği bir alan olduğundan, bugün terazinin ticari olmayan kefesinde ağırlık yaratmanın önemine inanıyorum. Bana göre orada da çok su kaldıracak alan modernite. Türkiye’de bu kapsama dönük faaliyetler (tartışma, eleştiri, yayın) ise pek fazla ve yaygın değil. Ayrıca sanırım bu aktiviteler entelektüel faaliyet olmaktan çok reklam fırsatı olarak görülüyor. 2025’de üzerinde durmaya değer gördüğüm edebiyat olayı bu. Dolayısıyla bu kapsamın dışında örneğin, yapay zekâ mesleğimi elimden alır mı almaz mı konusuyla pek ilgilenmiyorum.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Her şeyden önce ciddiye alınabilir bir edebiyat eleştirisi geleneği oluşmadığını görüyorum. Yöntemini, kriterlerini net olarak ortaya koyan edebiyat eleştirilerinden yoksunuz. Herkesin fikrini enikonu ortaya koyabileceği ve yazarları, edebiyat alanında iş tutan akademisyenleri, çalışanları, gönül verenleri örgütlü biçimde bir araya getiren, bir arada tutabilen imkânlar, ortamlar yok. O zaman da edebiyat eleştirisi bireysel girişimlerin ötesine geçmiyor. Nadiren bir kitap büyüklüğüne ulaşan, ama çoğu kez birkaç yüz kişinin görüp duyduğu, çoğunun hayatı kelebeklerinkiyle ölçülebilir internet sitelerinde birkaç tweet boyutuna sığdırılan edebiyat eleştirilerinden ötesini görmek mümkün olmuyor. Duran saat bile günde iki kez doğruyu gösterdiği için de edebiyata gönül vermiş pek çok kişinin bu eleştirilerin hepsinin doğruluğunu kabul etmekten başka şansı yok. Olsa olsa yazanın şeceresine bakıp “eşref saati”ne denk geldiyse, doğru saattir diyoruz. Bari ben de bu vesile ile şunu sorayım hiç olmazsa: Türk edebiyatında bir eşik, Yaşar Kemal romanlarında kenti yazmadı, hep kıyısında dolandı. Bir başka eşik Orhan Pamuk ise hep kenti yazdı, kırı yazmadı. Bu niye böyledir ve bugün on milyonlarla sayılan dalga dalga iç ve dışarıdan içe göçlerle büyük kentler dolup taşarken bu modernite edebiyatı nereye doğru götürür, bir göçmen edebiyatı yaratmış mı ya da yaratmakta mıdır, bilen var mı?