Metinlerarasılığı kısaca, bir metnin bir başka metin ya da metinlerle kurduğu ilişki üstünden ifade edebiliriz. Burada kurulan bağ için en bilindik ve uygulanan yöntemse epigraflardır. Günümüz edebiyatındaysa metinlerarasılık çok daha çeşitli şekillerde kullanılmaktadır. Özellikle postmodernistlerin kurmacayı adeta oyun alanı olarak görmesiyle birlikte eserlerle kurulan ilişki de yazarlar için önemli bir mertebeye yükselmiştir. Hatta bu anlatım şekli öyle bir noktaya gelmiştir ki kimi zaman kurmacanın kendisi tamamen bu bağlantı üstünden yükselmiştir. Postmodernistleri bir kenara bıraktığımızda örneği daha öncesinden, modern edebiyat döneminden de verebiliriz. James Joyce’un 1922 yılında yayımlanan Ulysses romanı metinlerarasılığın en iyi örneklerinden biridir. Joyce kitabında, Homeros’un Odysseia destanını yapısı itibarıyla kullanmış ve romanını inşa etmiştir. Ulysses’in her bir bölümü bu destanla paralel olarak ilerlemektedir. Keza kimi bölümlerinde William Shakespeare’in oyunlarıyla yoğun metinlerarasılık da bulunmaktadır. Bunun bir başka örneğini edebiyatımızdan verebiliriz. Oğuz Atay’ın 1972 yılında yayımlanan romanı Tutunamayanlar da Ulysses’le benzer bir bağlantıya sahiptir. Bu eserde hem anlatıcı seçiminde hem de bilinç akışının kullanımında Ulysses’le kurulan ilişkiyi görebiliyoruz. Ayrıca kitapta yer alan “Dün, Bugün, Yarın” bölümünün, Vladimir Nabokov’un Solgun Ateş’le biçimsel olarak bağ kurduğunu söyleyebiliriz. Keza eserdeki hayali karakter Olric de Shakespeare’in Hamlet oyununda bulunan saray soytarısı Yorick’le ilişkilidir. Kısacası Oğuz Atay yapıtını metinlerarasılıkla bina etmiştir. Bu romanın diğer kitaplarla olan ilişkilerini, Meltem Gürle’nin Ölülerle Konuşmak: Shakespeare’den Joyce’a Tutunamayanlar’da Edebi Miras Meselesi adlı yapıtından detaylıca okuyabiliyoruz.

Turhan Yıldırım

Metinlerarasılığı bir eserin başka metinlerle konuşması olarak da ifade edebiliriz. En çok görülen yöntem epigraf olmakla birlikte yukarıda verdiğim örneklerdeki gibi çeşitli uygulamaları da mevcuttur. Kurulması istenen bağlantı, metnin, karakterin, yazarın adı geçirilerek gönderme yoluyla yapılabileceği gibi pastiş veya parodi kullanılarak da gerçekleştirilebilir. Ayrıca bunu yalnızca kitaplarla da sınırlamamak gerek. Yazar isterse metnini, filmler, tablolar, şarkılar gibi görsel ve işitsel sanat eserleriyle de ilişkilendirebilir. Hatta saydığım metinlerarası ve göstergelerarası yöntemleri beraber kullanarak da kurmacayı inşa edebilir.

Şöyle bir öykü düşünelim. Yıllık iznine çıkıp motosikletiyle tek başına tatile giden bir beyaz yakalı karakteri hayal edelim. Yolculuk boyunca kendisine eşlik eden ve onun Konsolos diye hitap ettiği bir de hayali karakterimiz olsun. Metin, isimsiz karakterimizin Konsolos’a seslendiği monologlarla ilerlesin. Öykünün başında da Güney Amerika’yı turlamaktan ve Peru’daki cüzzamlılar hastanesinden bahsetsin. Daha sonraki paragraflardaysa aşağıdaki gibi hem metinlerarasılığın hem de göstergelerarasılığın olduğu cümleleri ardı ardına getirsin.

“Meditasyondayız Konsolos, sesimizi ve öfkemizi atmosfere yolluyoruz. Gel haydi kendi dövüş kulübümüzü kuralım, hem de bir güzel stres atarız. Merak etme Tyler olmasa da her türlü ayarlarız ortamı. Zaten burada az kişi değiliz ki; sen, ben, Geoff, Geoffrey, Firmin, Hugh, Malcolm, Lowry, Atos, Portos, Aramis. Ne demişler, hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için.” (Yıldırım, 2023, s.41)

Böylesi bir öyküyü incelediğimizde aslında yazarın daha metnin başında metinlerasılığa başvurduğunu görebiliyoruz. “Konsolos” kimdir bilmesek de buradaki kullanımın Tutunamayanlar romanındaki Olric’le benzer olduğunu anlayabiliyoruz. Motosikletle seyahat eden ve Güney Amerika’yı turlamaktan, Peru’daki cüzzamlılar hastanesinden bahseden bir karakter aşikâr olmasa da Ernesto “Che” Guevara’yı ve onun Motosiklet Günlüğü kitabıyla Walter Salles’in yönetmenliğini yaptığı aynı ada sahip filmi bize hatırlatabilir. Yukarıdaki paragrafın ilk cümlesine baktığımızda William Faulkner’ın Ses ve Öfke romanına yapılan göndermeyi görebiliyoruz. Devamındaysa Tyler ismi ve dövüş kulübü ifadesiyle Chuck Palahniuk’un Dövüş Kulübü romanını, onun unutulmaz kurmaca karakteri Tyler Durden’ı, David Fincher’ın yönetmenliğini yaptığı aynı isimli filmi aklımıza getirebiliriz. Son iki cümledeyse hem Yanardağın Altında romanının yazarı Malcolm Lowry’e hem de Alexandre Dumas’nın Üç Silahşörler adlı eserine gönderme bulunmaktadır. Keza öyküdeki ana unsurlardan biri olan “Konsolos”un da Yanardağın Altında romanındaki başkarakterle olan bağlantısını da kurabiliriz.

Yukarıda birkaç cümlesini okuduğumuz öykünün metinlerarası ilişkiyle bina edildiğini görebiliyoruz. Metinlerarasılığın böylesine yoğun kullanıldığı kurmacalar için çeşitli olumsuz eleştiriler yapılmaktadır. Bunların en önde geleni, okurun bu edebi hareketi fark etmesinin mümkün olmayacağına dairdir. Eleştirinin temelinde, bu yapılanı okur ya anlamazsa, fikri yatar. Böylesi bir düşünce şekli okuru belirli sınırlar içerisine hapsetmeyi istemektedir. Yazarın gizli ya da açıkça bahsettiklerini, okur elbette kendi entelektüel birikimine göre anlayabilecek, yorumlayabilecektir. Metinlerarasılık ya da göstergelerarasılıkla inşa edilen kurmacalar, okuyana geniş bir yelpaze sunmaktadır. Bundan sonrasıysa artık okurun kendi deneyimidir. İster ona sunulanın tamamına vakıf olur, isterse de kendine göre yeniden yorumlar, başka bir şekle dönüştürür. Okur yukarıda “Esarete On Dört Kala” öyküsünden alıntılanan kısım için yazarın düşündüğünün dışında bir eserle bağlantı kurabilir veya hiçbir edebi ilişkilendirme yapmadan da metni değerlendirebilir.

İkinci negatif eleştiri de yazarın tüm entelektüel birikimini adeta okurun zihnine boca etmesi üzerinedir. Okuru bu kadar zorlamaya ne gerek var, sorusu gündeme gelir. Bu eleştirinin en önemli dayanağı da günümüz insanının yaşamındaki sürat ve odağının kısa sürede dağılmasıdır. Örneğin metroda yolculuk ederken kitap okumak durumunda olan biri için böylesi ekstra dikkat isteyen eserlerin uygun olmadığı düşüncesi, yapılan eleştirinin temel tezidir. Yazar eserinde pek çok kitaba, şarkıya, filme, tabloya gönderme yapabilir. Böylelikle kurmaca kendi gerçekliğini yaratırken başka sanat eserleriyle de bağ kurar ve zenginleşir. Ama bir de metnin hikâyesi, yazarın anlatmak istedikleri vardır. Tutunamayanlar romanında Turgut Özben adlı aydının bulunduğu toplumun dışında kalma hikâyesine tanık olurken bir yandan da o dönemdeki siyasi çalkantıları ve yaşanılan kargaşayı Oğuz Atay’ın ironik diliyle okuruz. Yani okur, metinlerarasılığı fark etmediğinde dahi elinde birden çok güçlü hikâye bulunmaktadır.

Üçüncü olumsuz eleştiriyse böylesi metinler için artık zamanın geçtiğine dairdir. Avangart işlerin demode olduğunu, metinlerarasılıkla inşa edilmiş başarılı eserlerin zaten bugüne kadar yazıldığını, okurun çok isterse onları okuyabileceği söylenmektedir. Eleştiriye göre aklı sosyal medyayla çelinen, okumak yerine dinlemeye yönelen okur için bunlar gibi kurmacalara ihtiyaç kalmadığı ifade edilir. Okurun vakti kısıtlı olduğuna göre daha genel geçer metinlerin öne çıkacağı varsayılır. Kısacası okuyana belirli duyguları yaşatan, okuması rahat, peşinden sürükleyen metinlere gerek olduğu düşünülür. Bu yaklaşıma baktığımızda okurun tek tip olarak görüldüğünü ve dar bir alana hapsedildiğini anlayabiliyoruz. Belki de bundandır ki edebiyat camiasında en çok konuşulan konulardan biri, günümüzde kaleme alınan edebi eserlerin birbirine benzemesidir. Metnin alıcısına tek pencereden bakan zihniyet nedeniyle farklı sese sahip kurmacaların günümüzde giderek azaldığına maalesef şahit oluyoruz.

Oysaki yapısı metinlerarasılık üstünden inşa edilmiş kurmacalar bizlere geniş bir alan sağlar. Geçmişin eserleriyle kurulan köprü, okuru kendi hayal gücünde pek çok farklı noktaya götürür. Aslında böylesi metinlerde okur alabildiğine özgürdür. Metin bizlere diğerlerinden farklı olarak üç ayrı yol sunar. İlk yol derinlemesine okuma yapmak isteyenler içindir. Bu şekilde bir okuma yapanlar metinlerarasılığın tamamına vakıf olmak isterler. Bundandır ki okuma yolculukları uzun sürer. Esere nüfuz edip yazarın zihniyle olabildiğince köprü kurarak okurlar. Böyle okurlar genellikle metinlerarası ilişkinin olduğu diğer kitapları da okuma eğilimindedirler. İkinci yolun neler getirdiğiniyse bize alımlama estetiği kuramı açıklıyor. Yazar, kurduğu metinlerarası bağlantılarla kitabını okuyacak kişilere büyükçe bir keşif alanı sunar. Okursa kendi entelektüel birikimine ve yaşamındaki deneyimlere göre alımlar. Yani ona sunulanın ötesinde bir anlamlandırma yapabilir. Yazarın yönlendirdiği yoldan değil de kendi keşfettiği başka yollardan yürüyebilir. Yukarıdaki örneğimizde olan “Konsolos” karakterini Yanardağın Altında romanıyla ilişkilendirmek yerine kendi hayatında yeri olan bir başkasına, farklı bir kitaba ya da diğer bir sanat eserine bağlayabilir. Böylelikle eser, kaleme alanın dahi düşünmediği bir yorumlamayla yeni baştan meydana gelir. Kimi zaman aşırı yorumlama da yapılabilir belki ama yine de metnin kendisini de zenginleştiren, eser-okur ilişkisini güçlendiren bir noktaya evrilir. Sonuncu yolsa okurun metinlerarası bağlantıları hiç kurmadığı, eseri yalnızca hikâyesi üstünden okuduğu durumdur. Evet, okur burada yazarın yaptığı göndermeleri fark etmez, edebi hareketleri görmez belki ama bu sefer de ona anlatılan hikâyeye tutunarak metnin içine girer. Kısacası bu durumda yazarın edebi açıdan yaptıkları boşa çıksa bile kurmacanın anlattıkları sayesinde eser ile okur arasında sıkı bir bağ kurulur. Ayrıca böyle okurlar için de olası bir ikinci okumada metinlerarasılığı görme ihtimali mevcuttur. Anlatıya tutunan okur eğer isterse ikincisinde daha zengin bir okuma şansına sahiptir.

Sonuç olarak bu şekilde inşa edilmiş kurmacalar diğerlerine göre hem yazarına hem de okura edebi varsıllık sağlar. İki taraf da uçsuz bucaksız bir oyun sahasına sahiptir. Böylelikle aynılaşan metinlerden de kaçınılmış olunur. Metnin anlattığı hikâye bilindik olsa bile yazınsal zenginliği sayesinde klişenin tuzağından ve standarttan uzaklaşılır. Kurmacasını metinlerarasılık ya da göstergelerarasılıkla bina eden yazarların amacı geçmişin büyük sanatçılarına saygı duruşu yapmak değildir. Gaye, onların eserleri veya sanatlarıyla çeşitli yöntemler kullanarak köprü kurmaktır. Bu sayede yazar, edebi açıdan zengin ve farklı okuma imkânı veren kurmaca eserleri kaleme alabilir.

Turhan Yıldırım

KAYNAKÇA

James Joyce, Ulysses, Kafka Kitap, Çev. Fuat Sevimay, 2019.

Oğuz Atay, Tutunamayanlar, İletişim Yayınları, 2019.

Meltem Gürle, Ölülerle Konuşmak: Shakespeare’den Joyce’a Tutunamayanlar’da Edebi Miras Meselesi, İletişim Yayınları, Çev. Ümran Küçükislamoğlu, 2018.

Turhan Yıldırım, Modern Soslu Postmodern Makarna, İthaki Yayınları, 2023.

Yılmaz Özbek, Postmodernizm ve Alımlama Estetiği, Çizgi Kitabevi, 2013.