Ruhşen Doğan Nar, 1988 İzmir doğumlu, genç kuşak mizah ve bilimkurgu yazarlarından. Dokuz Eylül Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü mezunu olan Ruhşen Doğan Nar, 2016’da Şerzan Kurt Öykü Yarışması’nda bir öyküsüyle ödüle değer görüldü. Öyküleri pek çok dile çevrildi. İtalya’da yayımlanan Futurchia bilimkurgu öyküleri derlemesinde yer aldı. Şu an Türkiye’nin ilk bilimkurgu dergisi Roket’in editörlüğünü de yürüten Ruhşen Doğan Nar’ın İçimdeki Robot, Bir Gün Mutlaka Delireceğim, Cesur Şubat, Kıyamet Geliyorum Der adlarıyla daha önce yayımlanmış kitapları var.

Ruhşen Doğan Nar son olarak Hıyar Hapı Meselesi adıyla yayımlanan kısa ve özlü bir romana imzasını attı. Kitabın arka kapak yazısında şu ifadeler yer alıyor: “Reklamların yanıltıcı büyüsü̈ ile evliliğin narin dengesi arasında mekik dokuyan Hıyar Hapı Meselesi, çağdaş insanın ikilemlerini absürdün kıyılarında gezinerek sorgulatıyor. Ruhşen Doğan Nar, modern dünyanın çatlaklarını incelikle işleyerek okuru sürprizlerle bezeli bir yolculuğa çıkarıyor.”

İlgiyle, merakla okunan, akıcı, özgün bir roman olan Hıyar Hapı Meselesi’nde güncel sorunlara, toplumsal gerçeklere göndermeler hemen dikkatimizi çekiyor. İronik, eleştirel bir dil ve anlatım, bu göndermelere ve satır arasındaki eleştirilere eşlik ediyor. Arada, kara mizahı doruğa ulaştıran olaylar ve söylemler var. Yazar, metin içi dünyada, gerçek hayatta tanık olduğumuz bazı durumları incelikle işleyerek, kapitalizm eleştirisini mizahî bir tarzda gerçekleştirmiş. Tüketim toplumunu, reklamları, sahtecilikleri, şarlatanlıkları, paranın her türlü insanî değerin üstünde olmasını renkli ve canlı tablolar halinde dile getirmiş.

Reklamlar yoluyla insanlara yaşatılan o büyülenme ve yanılsamayı ayrıntılarıyla işleyen yazarın, roman karakterlerini birkaç çizgiyle ve net olarak canlandırdığına tanık oluyoruz. Sıra dışı, tuhaf kişiliklerin yanı sıra çok yakınımızdaymış gibi hissettiğimiz “sıradan” kişilikleri de romanında canlandırıyor yazar. Küçük bir memur karı kocanın hayatlarının birdenbire değişmesi ve bambaşka bir yöne evrilmesi, bir reklam nedeniyle yepyeni bir gerçekliğe yönelmesi ilgiyle izleniyor. “Sıradan” denen kişilerin iç dünyalarında yaşattığı dramlara da nedensellik bağıyla ayna tutuyor Ruhşen Doğan Nar.

Genç, evli bir çiftin yaşantıları odağında gelişiyor romanın olayları. Karı kocanın uyumlu görünen evliliğini, henüz doğmadan ölen bebeklerinin üzüntüsü gölgeliyor. Her şeye karşın, ekonomik sıkıntılara, modern hayatın zorluklarına dayanıp sevgiyle birbirlerine tutunan genç karı koca, birdenbire tuhaf, neredeyse saçmalığa dönüşen olayların içinde buluyorlar kendilerini.

Bir devlet okulunda öğretmen olarak çalışan Serkan, hayatın normal akışı içinde, bir pazar sabahı, evinden çıkar, oturduğu yerden biraz uzaktaki fırına ekmek almaya gider; ekmeği aldıktan sonra gazoz almayı düşünür, yolda karşılaştığı bir reklam panosunu gördüğü anda, birden, yanılsamalı, büyülü, farklı bir gerçeklik boyutu içine girdiğini ve bunu bir türlü önleyemediğini fark eder. Serkan, izlediklerine kendini iyice kaptırmıştır. İzlediği reklam, bir zayıflama hapının reklamıdır; Hıyar Hapı adıyla tanıtılan ürünün yarattığı mucizeler, reklamda yer alan genç bir kadın aracılığıyla dile getirilmektedir.

Sistemin insan bedenleri üzerindeki tahakkümü, sadece zayıf ve incelmiş bedenlerin “güzel” olduğu şeklindeki algı, romandaki reklamda da bütün gücüyle, bütün etkileyiciliğiyle yer alır. Zayıflamak, zayıf bir bedene sahip olmak için pek çok yol vardır, onlardan biri de Hıyar Hapı adlı bu ürünü satın almak ve kullanmaktır.

Romandaki reklamda yer alan anlatıcı ses, bir çığırtkan gibi konuşur:

İster, hepsi ister, mutlaka ister. Dış güzellik istiyorlar çünkü dış güzelliği her şeyden üstün tutuyorlar, dış güzelliğe karşı takıntı derecesinde hassaslar. İçi leş olsa da dışı güzel olsun, bu bize yeter, diyorlar. Eğer siz de biraz önce sorduğum sorularda bahsi geçen şeylere sahip olmak istiyorsanız, en iyisinden dış güzelliğe, tabiri caizse sağlam bir kaportaya ihtiyacınız var demektir. O zaman ne duruyorsunuz? Hemen bugün Hıyar Hapı sipariş edin, mucizeye kendi gözlerinizle tanık olun.

İsmail Mert Başat’ın İtiraz Yazıları’nda vurguladığı gibi, “Tüketim toplumu kültüründe gerçek, nesneden, nesnel tabanından kopmuştur. Gerçek, ‘gibi’ye dönüşür. Bu ‘gibi’ gerçek, o âna özgüdür; yani an’dan an’a değişir, belirip kaybolur, genellikle cemaatsel, kabileseldir.” Dolayısıyla, bütüncül ve gerçekçi bir edebiyat, bu hakikat anlayışına karşı kendi tavrını geliştirmek durumundadır. Hıyar Hapı Meselesi de sisteme yönelik toplumsal bir itirazı ve yazınsal tavrı içermektedir bir bakıma.

Ruhşen Doğan Nar

İçinde yaşadığımız kapitalist sistemde para kazanmak, kâr elde etmek her şeyden önce gelir; insanlar “müşteri” olarak görülür. İnsanlara önce bir algıyı, İsmail Mert Başat’ın “gibi gerçek” diye nitelediği çarpıtılmış gerçeği, gerçeğin ta kendisiymiş gibi sunacaksınız; sonra bir “ihtiyaç duygusu” oluşturacaksınız, böylece, onları, ürününüzü satın almaya “ikna” edeceksiniz. Reklamlarla oluşturulup dille getirilen algı, zihinlerde asıl gerçeğin yerine geçecek; insanlar satın alma davranışı içine girecektir böylece. Hıyar Hapı Meselesi’nde reklam ve medya yoluyla insan zihinlerinde yaratılan algı oyunları ustalıklı bir mizah çerçevesi içinde gösteriliyor.

Reklamdaki kadın, Serkan’ı inanılmaz derecede etkilemiştir. Eşi Havva’ya da sevgiyle ve sadakatle bağlı olan Serkan, bu durumundan dolayı büyük bir rahatsızlık hissetmektedir. Günlerce o reklamın etkisinde kalan ve internette araştırıp reklamın izini süren Serkan, sonuçta reklamın hangi firmaya ait olduğunu bulur. Oradaki yetkili kişilere telefon ederek, reklamda oynayan kadınla tanışmak istediğini, onu çok beğendiğini, bir ajans sahibi olduğunu ve o kadını da ajansının hazırlayacağı bir reklam filminde oynatmak istediğini söyler. Adını da Erkan olarak değiştirmiştir. Serkan, bütün bu yalanları nasıl kolayca ve art arda sıraladığına şaşar. Kendisi de bir yalan ve algı oyunu kurgulamıştır bu yolla.

Roman olaylarının akışı içinde, firma yöneticisinin çıkarcı ve ikiyüzlü tutumuna, reklamda oynadığı söylenen kadının reklamda görünen kadın olmayıp daha başka bir kadın oluşu gerçeğine tanık oluyoruz. Algıların, yalanların dünyasında, çarpıtılmış, değiştirilmiş, bozulmuş gerçeklere dikkatimizi çeken yazar, insanların nasıl ve ne yolla kandırıldığını da gösteriyor böylece. Maddi çıkarlar ve para kazanma hırsı nedeniyle, insanların aldatılması, onların zayıf yanlarına yüklenilmesi, insanî değerlerin arka plana itilmesi, sistemsel bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Sistemi sorgularken sadece durum tespiti ve eleştiri yapmakla yetinmemek gerektiğini vurgulayan satırlar önem taşıyor: “Kuru kuru empati kurmakla dünyada hiçbir şey değişmiyordu. Sakallının dediği gibi dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek gerekirdi.”Bu cümleler, sosyalist ve Marksist bir bakış açısı kazandırıyor roman metnine.

Romanda anlatıcıların arada bir yer değiştirmesi, 3. tekil kişi anlatıcının sık sık okurla konuşuyormuşçasına olayları anlatması, iyi bir seçim olmuş. Arada, roman kahramanı Serkan’ın sesini de bir anlatıcı olarak duyuyoruz. Anlatıcı çeşitliliği ve farklı bakış açıları, metnin tekdüzeliğe düşmesine izin vermiyor. Özellikle 3. tekil kişi anlatıcının okura hitaben konuşup olaylara ve durumlara dair açıklama ve yorumlarda bulunması, sorular sorması, romana katmanlı bir yapı kazandırıyor. Sürprizlerle ilerleyen roman anlatısında merak unsuru iyi kullanılıyor, okura soru sorar tarzdaki anlatımlar merak unsurunu güçlendiriyor. Romanda yer alan Rüya başlıklı bölümde, Serkan’ın gördüğü bir rüya, onun kendi ağzından, kendi bakış açısına göre anlatılıyor. Serkan’ın iç dünyasında yaşadığı karmaşa, gördüğü rüyaya da yansımış durumdadır. Giderek bir kâbusa dönüşen bu rüyanın akışında hem Freud hem de Lacan psikolojisinden bazı izlerin ve izlenimlerin de yer aldığı seziliyor.

Mizah, bilindiği gibi, absürtlükten ve abartıdan doğan bir başkaldırı biçimidir. Egemenler, mizahla baş etmekte zorlanırlar; mizah, özellikle kara mizah, her türden bireysel ve toplumsal iktidarı derinden sarsar. Kara mizahla yüklü olan Hıyar Hapı Meselesi, mizahın eleştirel gücünü bir kez daha kanıtlıyor bizlere.

Hayat absürtlüklerle dolu; özellikle günümüzde, nereye baksak ne okusak ne dinlesek absürt bir durumla karşılaşıyoruz. Bu anlamda Hıyar Hapı Meselesi, hayata yakın duran, hayattan beslenen ve absürdün içindeki gerçekleri görmemizi sağlayan bir roman. Sadece gülümseten yönüyle değil, okuyanları düşündüren, toplumsal ve sistemsel sorgulamalara, eleştirilere yönelten özelliğiyle de dikkatimizi çekiyor.

Hem bilimkurgu hem de mizah yazarlığını baştan beri ilgiyle izlediğim Ruhşen Doğan Nar’ın yeni yapıtlarını da ilgiyle okuyacağıma inanıyorum.

Hülya Soyşekerci