Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.

Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

Arzu Anlar Saraç

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

İlk önce, 6 yıldır devam eden ve birçok edebiyat severe fikrini beyan etme, sesini duyurma imkânı sağlayan Parşömen Edebiyat Soruşturması için, Parşömen’e teşekkür etmek isterim. Aralık ayımıza renk katıyorsunuz, daim olun.

Bu noktada kendimi tekrar ederek geçen yılki Soruşturmada bu soruya verdiğim cevaba yakın bir cevap verecek ve 2024 yılının benim için okuma anlamında çok verimli geçtiğini söyleyemeyeceğim. Bunun en büyük sebebi elbette ülkemden 4000 km uzakta yaşıyor olmam. Kitabı fiziken elinde tutup ona dokunarak okuyabilen, gelenekçi bir insan olduğumdan dijital okuyuculuk epey zor geliyor bana. Tabii ki çok merak ettiğim bazı kitapları ya bir şekilde buraya getirtiyor yahut mecburen e-kitap olarak okuyorum. Yeni çıkan kitapların bazılarını da bazı çok sevgili yayınevleri PDF olarak yolluyor ki buna minnettarım. Okuma imkânı bulup sevdiğim ve bende iz bırakan birkaç kitabı sırasıyla paylaşayım.

Arlin Çiçekçi’nin İthaki Yayınları’ndan çıkan Servi Nine ve Üç Güzeller’ini 2023 Aralık sonunda okudum. 2023 Duygu Asena Roman Ödülü’nün sahibi olan roman kendini bir gecede okutturacak kadar sürükleyici ve okuyucuyu tutup içine çekmeyi başaran bir eserdi. Arlin Çiçekçi’nin masalsı diliyle çeşnilenen romanın; ince bir şekilde işlenerek ustalıkla kotarılan kurgusu ve tek bir cümlede insanı derinlere çeken; yaşamı, insanı, başlangıçları ve sonları sorgulatan alt metni ile beni oldukça etkilediğini söyleyebilirim. Bu toprakların köklerine tutunmuş gerçeği olan geçmişten günümüze nitelik değiştirse de niceliği değişmeyen, kadına baskı ve şiddet olgusunu; dramatize etmeden ve dahası umut vaat ederek, protest ve güçlü durmayı teşvik eden anlatım tarzını seviyorum. Arlin Çiçekçi de tabiri caizse “Ağlak Edebiyatı” yapmadan kadına nice güçlü olduğunu, isterse kendinden başlayarak tüm dünyayı değiştirebileceğini fısıldamış Servi Nine ve Üç Güzeller’de.

Gabriel Garcia Marquez’in ölümünden sonra kitaplaştırılan ve aynı yıl Emrah İmre çevirisiyle Can Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan Ağustosta Görüşürüz de heyecanla beklediğim ve aynı heyecanla okuduğum bir kitaptı. Marquez’in 2004’te çalışmaya başladığı söylenen ve tam yirmi yıl sonra benim gibi müzmin Marquez hayranları için yayınlanması büyük bir hediye olan roman, tam anlamıyla büyülü gerçekçi bir eser bekleyenleri biraz şaşırtabilir. Romanda, Marquez’in insana ve insan ilişkilerine dair sade ve derin anlatımıyla karşılaşmak ve ölümünden sonra tekrar onun zihninin derinlikleriyle etkileşime geçtiğimi hissetmek benim için oldukça kıymetliydi.

Bülent Çallı’nın Everest Yayınları’ndan 2023 yılında çıkan romanı İstanbul Posta Treni de yine bende iz bırakan bir kitap oldu. Distopya sever biri olarak kurguyu oldukça başarılı buldum. Fakat bence en ayrıştırıcı yönü Çallı’nın dil becerisi. Çünkü yazar, sade ve okuyucuyu içerde tutan anlatımıyla; roman oldukça kaotik bir içeriğe sahip olmasına, derinlerinde felsefi ve sosyolojik öğelerin ağırlığını taşımasına rağmen, okuyucunun kolaylıkla ve keyifle anlatıda yolculuk yapmasına olanak sağlamış.

Samanta Schweblin’in Yedi Boş Ev’i, Hikmet Hükmenoğlu’nun Harika Bir Hayat’ı, henüz okumaya başladığım ve şimdiden beni oldukça etkileyen Rober Koptaş’ın Unufak romanı da 2024’te ismini anmadan geçemeyeceğim eserler oldu.

Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

Otuz yıldan fazla süredir tutuklu olan şair İlhan Sami Çomak’ın serbest bırakılması gecikmiş ama nefes aldıran bir gelişmeydi bence. Otuz yıllık bir direnişin sonuç vermesine elbette mutlu olduk fakat bir edebiyat ve fikir insanının ömrünün çoğunun siyasi suçlu adı altında tutsak olarak tükenmiş olması gerçeği de çok can yakıcı. Biliyoruz ki fikir dünyamızı esir almak isteyen orta çağ karanlığı hâlâ bu ülkenin kaderi. Bir şeyler değişmiş olsaydı sanırım bu yıl yine Yavuz Ekinci Rüyası Bölünenler romanı yüzünden yargılanmazdı. Dava olumlu sonuçlansa da bu birilerinin elinde sopa, köşe başında beklediği gerçeğini değiştirmiyor.

Bu yıl edebiyat dünyası hem Türkiye’den hem de dünyadan çok kıymetli yazarlarını sonsuzluğa uğurladı. Füruzan, Ferit Edgü ve Mario Levi’nin kaybı hepimizi çok üzdü. Fakat onlarla aynı zaman diliminde yaşamış olmanın gururunu da hep taşıyacağız.

Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?

Maalesef yine ülkemle aramdaki fiziki mesafeden dolayı basılı degileri takip edemiyorum. Ama bu dergilerin içeriğine tam ulaşamasam da sosyal medyadan kısmen içeriklere göz gezdirebiliyorum. En azından ne var ne yok haberim oluyor.

Türk edebiyatını takip etmek açısından benim için dijital yayınlar oldukça avantajlı. Bu yüzden sıklıkla e-dergileri, edebiyat sitelerini takip ediyor ve daha da çoğalmalarını diliyorum. Elbette ilk sırada Veveya.net ve geçen yıldan beri editörlüğünü üstlendiğim, içinde olmaktan büyük gurur duyduğum Öykü Gazetesi geliyor. Bununla birlikte Parşömen, İshak Edebiyat, Litera, Karnaval, Novelius Edebiyat, Yük Edebiyat’ı da takip ediyorum. Mutfağına girince yayıncılık işinin ne kadar emek ve titizlik gerektirdiğini gördüm.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Geçen yıl bu soruya yanıt verirken çok ağlayıp sızladım ama sanırım bu yıl biraz daha uzaktan bakabiliyorum edebiyat ortamına. Soruşturma süreci boyunca birçok arkadaşım bunlardan bahsetmiş zaten. Herkesin şikâyet ettiği şey aynı ve fakat bunun çözümünün de uzun vadeli dahası biraz da alengirli olduğunu düşünüyorum. Kitlesel bir değişimin olmadığı yerde kendimize dönüp, bireysel değişime yönelmek gerekiyor sanırım. Herkesin öz eleştiri yapması gerektiğini düşünüyorum. Yazarlık bireysel bir şeyse sanırım yazarın huzuru da yalnızlıkta. Elbette içinde bulunduğumuz edebiyat ortamının sağlıklı olmadığının, eleştirilecek çokça şey olduğunun farkındayım. Bunun tüm yazarları ve okuyucuları hatta belki ülkenin entelektüel tekamülünü bile etkilediğini biliyorum ama gördüğüm kadarıyla yapılabilecek tek şey kendimize dönüp daha çok çalışmak. İyi işler, iyi metinler, iyi yazarlar, iyi editörler, iyi eleştirmenler, iyi okurlar ne kadar çoğalır, en büyük payı almayı başarırlarsa kötü olanlara da pasta kalmaz. Ben başka bir çıkış yolu bulamadım, bulan varsa dinlemeye açığım.