Mehmet Bahçeci, “Ölü Makyajı” adlı kitabı hakkında Mahmut Aksoy ile söyleşti.

Mahmut Aksoy

Eserinizde, “İlan Kurumu” adıyla zikredilen bir yapı var. Epeyce bahsi geçiyor bu yapının. Bir tür metafor olarak yorumlamak mümkün mü bu yapıyı? 

Mümkün. Ölü Makyajı’nın kahramanı Omustav Kulova’nın olmadık ilanlarını göndereceği yer, daha doğrusu kurum, ilanları için uygun olsaydı bir çatışmadan söz edilemezdi. Kulova’nın toplum normlarına ters düşen uçuk karakterini bağlayıcı kılacak şeylerden birisi de bir dinozora ağlamayı öğretmeyi dilediği, kendisi yerine uyuyabilecek birini istemesi gibi absürtlükle dolu ilanlarının resmi bir kurum tarafından yayımlanmasını istemesi olabilirdi ancak. Zaten sözünü ettiğiniz yapı, bugünkü hâliyle bildiğimiz Resmî İlan Kurumu. Onca şirket açılışı, kararlar ve benzerleri gibi ciddi konulara yer veren Resmî gazete yöneticilerinin birinin absürt, kendi bireysel tutku ve düşünceleri doğrultusundaki isteklerinin ilanına yer vermesi imkânsız gözüküyor. Romanda bu imkansızlığı kurgu yoluyla mümkün kılmak istedim. Gerçek hayatta başka yoldan bakmanın imkanına sahip olmadığımız anda edebiyat bize şunu hatırlatır: Metafor kurulu düzende çıkıntı yaratabilir zihinde. Bu çıkıntı sayesinde düzenin, her türden düzenin baskın ve boğucu havasından az da olsa kurtulabiliriz.

Eseriniz otobiyografik eserler arasında gösterilse, doğru bir değerlendirme olur muydu bu?

Evet, doğru bir değerlendirme olurdu. Çünkü çocukluğumdan, son dönemlerimden epeyce izler taşıyor Ölü Makyajı. Sadece kurgusu nedeniyle gerçeklere eklentiler yaptım.

Tüm zaafları ve korkularına rağmen Omustav Kulova güçlü ve özel bir karakter olarak zihinlerde yer edecektir. Bu ilginç karakterin sizdeki izdüşümlerini anlatır mısınız?

Omustav Kulova karakteri benim yaşam deneyimlerimin toplamında oluşturduğum, ona hayat vermek istediğim biri. Kulova, tümüyle olmasa da benim bir kopyam sayılabilir. Yaşama karşı uzun yıllardır korku ve zaaflarıma karşın insanlık için güçlü, verimli biri olmaya çalıştım. Basit bir denklemden söz edeyim. Diyelim ki korkuları ve zaafları yaşamı kendisine çekilmez hâle getirdi birini. Bu biri ne yapabilir? İki seçeneği vardır: Biri yaşamına son vermesi; biri yaşamına devam etmesi. Eğer direnirse kendine has, özel bir yaşamın koşulları için direnir, direnmezse yenik düşer. Ben Kulova’ya Ölü Makyajı’ında sürdürmek istediği yazarlık macerasında direnmesinin daha anlamlı olacağında ısrarcı oldum, tıpkı kendi hayatımda edebiyat insanı olarak kalmaya özen gösterdiğim gibi. Şunu da eklemek isterim: Herkesin gördüğünün dışında bir şey görmüyor olabilirim ama birçoğumuzun görmeye tenezzül etmediği şeyi görmeye cesaret ettiğime inanıyorum. İnsanın aynada kendi adına konuşabilmesi pek zor değildir ama başkası adına konuşması gerçekten de neyi görmek istediğine bağlıdır. Kulova karakterini aynada kendi adımıza değil, başkası adına kendimizle konuşabilme cesareti doğrultusunda düşünebiliriz.

İlksöz, Ortasöz ve Sonsöz başlıklarıyla doğrudan okuyucuya seslendiğiniz bölümlerle karşılaştık. Bu teknikle tam olarak neyi murat etmiştiniz? Dünya edebiyatında örnekleri var mı?

Hem okuyucuyla aramızdaki perde aralansın hem de –kitapta da yazmıştım– içtenliği korumak istedim. Dünya edebiyatındaki örneklerine rastlamadım, belki de başka formlarda vardır. Ama bu başlıklar kanıksandığının aksine, kitapta yerlerini farklı sayfalarda görüyoruz. Örneğin İlksöz’ü kitabın başında değil de hikâye biraz ilerledikten sonra okuyoruz; Sonsöz’ü de kitabın sonunda değil, hikâye bitmeden önce okuyoruz. Öylesine rastlamadım; yani bu eslerin, daha doğrusu başlıkların yerlerini benim gibi kullanana.

Omustav Kulova’nın erkek olduğunu biliyoruz ve bu isim düpedüz Rus isimlerini çağırıştırmakta. Fakat Ruslar “ova” ekini kadınlar için kullanırken, siz “Kulov” demek yerine “Kulova” soyadını kullanmışsınız. Bu tercihinizi nasıl açıklarsınız?

Dediğinize katılıyorum, doğrudur. Ama Ölü Makyajı’ndaki Omustav Kulova’nın bunlarla pek ilgisi yok, hatta hiç yok, desem yeridir. Ben karakterlerimi klasik isimlerle bağdaştıramıyorum. Ali, Veli gibi isimleri hayattaki yerini yadırgayan bir karaktere yakıştıramıyorum. Bana ham gelir. Kulova’ya gelince: Askerlik yaptığım yerde Omurtak adında bir komutanın heykeli vardı. Ben o ismi bir gün bir romanımda ya da bir öykümde kullanacağımı biliyordum, bağ kurmuştum bir kere bu isimle. Ölü Makyajı’nı yazdığım dönemde tak hecesinin fonetik olarak sert olduğunu, karakterime daha yumuşak heceli bir isim gerektiği kanaatine varmıştım. Dolayısıyla tak hecesini tav’a dönüştürdüm. Kulova soyisimini de isime kafiye olması için yarattım.