Gökhan Arslan

91.

tokandan dışarı taşmış bir tutam saçına, o saçların arasında parıldayan aklara yazıyorum bu satırları. boynunda bir kalp gibi atıp duran damara. siyah parmaklıkların arasından ayva ağacının sallanan yapraklarını görüyorum.

92.

saçlarına küçücük çiçekler, rüzgâra direnemeyen yapraklar ve kurumuş dal uçları düşüyor. az ötede, beline kadar girdiği suyun içinde, teknenin boyalarını kazıyor bir balıkçı. gözlerimizi ayıramıyoruz ondan. ne dünyanın dönüşünden haberi var şu an ne de akıntının yavaş yavaş onları kıyıya yaklaştırdığından. dalgalar tekneyi sessizce karaya sürüklerken balıkçının beline gelen su önce baldırlarına sonra da dizlerine doğru alçalıyor. ikimizden başka kimse bilmiyor, biraz sonra üçünün de yürüyerek kıyıya çıkacağını: balıkçının, teknenin ve sana duyduğum sonsuz aşkın.

93.

ikişer dize bağışlamıştık birbirimize, masanın altında ayakların yanlışlıkla bacağıma değsin diye beklerken. ertesi gün, taşa sarıp denize attım o dizeleri. gördün mü bilmiyorum, denize karıştı o kâğıtlardaki mürekkep. yayıldı, yayıldı ve bütün suları laciverde boyadı. biliyorum, dünyanın uzak bir ülkesinde, yıldızsız bir gece vakti, suskunluk içinde kıyıya vuracak o harfler. o harflerden benim yapamadığım bir aşkı yapacak kendine, ceplerinde taşlar taşıyan bir çocuk.

94.

yanlışlıkla elime değdi elin. iki dağın birbirine çarpıp sonra hiçbir şey olmamış gibi ayrılması demekti bu. ikimiz de bilemeyiz dağın içinde kırılanları.

95.

bir adam tahta parçasını attı denize. krem rengi bir köpek sulara atladı arkasından. birkaç defa tekrar ettiler bunu. bir an kendimi gördüm. bana attığın her sözcükte ne kadar ıslandığımı.

96.

defterimde senin yazın var. ilk defa birisi bir şey yazdı bana ait bir deftere. güzel yazı defteri dedikleri bu mu yoksa?

97.

elimde bir sürü ilk baskı kitap. hepsi sana kavuşmayı bekliyor sabırsızlıkla. ilk baskılar ilk aşklar gibidir. onları sana gönderiyorsam, seni ilk aşkımsın gibi seviyorum demektir bu.

98.

ara sıra dönüp yeniden okuyorum 10. bölümü. her seferinde, dağlarca’yı daha çok sevmeye devam et, diyorum.

99.

hangi masaya geçtiysek oraya vurdu güneş. o an anladım sana sadece benim âşık olmadığımı.

100.

o kadar çok kitap yolladım ki sana, biliyorum, odanda bana yer kalmadı artık.

101.

sular gri bu sabah. tekir bir kedi uyuyor ahşap sandalyenin üstünde. teknesini kazıyan balıkçı yok bugün. onun yerine yanan bir tekne var karşı kıyıda. birkaç kişi toplanmış, kıyıya yanaşan itfaiye aracını izliyorlar. çaycı kadın yanıma yaklaşıp bugün yalnızsınız, diyor. hep yalnız kalacağım diyorum içimden. iki şeker atıyorum çayıma, benim hatırıma şekerli içtiğin kahveyi anımsayarak. gözüm hemen solumdaki çiçekleri kurumuş zakkuma takılıyor. iki gün önce de böyle miydi? yoksa sen burada değilsin diye mi soldu dünyanın renkleri?

102.

yazdıklarım burada, bu karabiber ağacının altında bitsin istiyorum. her şeyden iki tane var masada, biri senin için. iki defter, iki kalem, iki kitap, iki bardak. bir karga konuyor ağaca. kötü sesiyle bir şeyler anlatıyor durmadan. deniz hiç biter mi, gökyüzü sonlanır mı? iki kişilik seviyorum seni. kendimi de senin yerine.