Gökhan Arslan

31.

denizi görmem lâzım, diyorsun gittikçe hızlanan bir salıncakta, ayakların çoktan ıslanmış. sana, tanıştığımız gün boğulduğumu söylemiş miydim?

32.

bir gün bana yazmaktan vazgeçersen eğer, kendime yeni bir alfabe yapmam gerekecek taşlardan.

33.

kimse aşktan ölmez, diyorsun kabuğunu kırda bırakmış iki salyangoz, iç içe geçerken bir yağmur sonrası. biz kimse değiliz ki!

34.

her şeyin bir adı, bir de yaşı vardır. adlarıyla çağırırız nesneleri. eşyalar bizimle beraber yaşlanırlar, biz onlara dokunmasak da. sonra uyku gelir mor kanatlarıyla. siler dünyadan adımızı ve yaşımızı. uyurken isimsiz ve ölümsüz olur herkes. ben hâlâ seni gördüğüm yaştayım ve babam kulağıma üfledi adını üç defa, uyurken bir ağacın koynunda.

35.

dağılmış binlerce kitabın arasında yatıyorsun çırılçıplak. harflerin izi çıkmış gövdene. karnında birbirine karışan mürekkep damlaları. kaç yılımı alır okumak, ömrüm yeter mi ezberlemeye? bir virgül olsam yeter bana ya da zamanı o anda donduran bir nokta.

36.

bir defa daha dokunsan bana, ne kalır ki benden geriye?

37.

dört yaşındayken tanrının benimle konuştuğuna inandım günlerce. kırk dört yaşındayım ve her gece seninle konuşuyorum içimden.

38.

çıkar, dedim üstündekini, çıkardın. şimdi parmaklarını sok ağzına, soktun. bir guguk kuşu ötüyordu arka bahçede. boynumdan süzülen terler ayak ucumda göl oldu. daldır, dedim elini, dibinde bir kırık testi. bir daha bulamadım kendimi, okuduğum hiçbir cümlede.

39.

her gün ellerinle onarıyorsun kitapların yarasını. içimdeki yara genişliyor durmadan.

40.

ara sıra, ayaküstü sohbet ediyoruz iş çıkışı, ataları yüzyıl önce selanik’ten gelmiş aktarla. kimyon, diyor en faydalı baharattır, ben dudaklarını hatırlıyorum. sağ elinin işaret parmağı kırmızı biberlerle dolaşıyor en karanlık kuytularımı.

41.

kıymetli kitaplar satan yaşlı bir sahafa anlatmıştım seni, örümcek ağlarının işgal ettiği raflarda çırpınıp dururken bir karasinek. saçmalama evlat, demişti. öyle bir kitap yazılmadı daha.

42.

birbirine karıştı rüyalarımız. her sabah senin odanın penceresini açıyorum gökyüzüne bakmak için.

43.

dünyanın en erken kahvaltısını yapacağız seninle. akşamdan tembihledim kuşları. zeytin ağaçları da yola çıktı. baksana fidelerin üstünde oynaşan domateslerin sevincine. güneş daha doğmadan, ocakta kaynayan çaydanlığın sesiyle uyanacaksın.

44.

sen ders anlatırken en arka sırada parmak kaldıran çocuğum ben; ayağa kalktığında ne söyleyeceğini unutan.

45.

bizi bekliyor narod kadın, mezarına gömelim diye ona yazdığımız şiirleri.