Halil Yörükoğlu

Traktörle bari yapalım dedim.

“Beşli pullukla bir saate sürerim ben, sonra kepçe girsin. Kürekle mezar mı kazılır Allah aşkına!”

Yavaşça doğruldu. “Senin ben laf sokmana tüküreyim bokun oğlu,” dedi. Güleceğim, gülemedim de. Alnındaki derin çatlaktan terler sızmış. Burnuna, oradan bakımsız sakalına gelmiş. Yani insan üzülemiyor ki. Bin kez söyledim, kefil olma bunlara diye. Dinlemiyor. Lan sen evinde oturan, senelerce çalışmış, zorla emekli olmuş adamsın. İki gün dünya yüzü göreceksin. Bunlar Günlükbaşı’ndan beri gelmeyen hovarda takımı. Sen kimle dans ediyorsun. Vaktinde dinlemedi beni hiç. Oğlunu dinleyeceksin aga, boynuz kulağı geçiyor, üzgünüm. Baktım analık hanım camdan bakıyor. Oralı bile olmadım. İki göz evin önünde bir dönüm tarla. Düştüğümüz hale bak dedim dedim, sinirlendim.

“Ara şu avukatı,” dedi. Çalıyor deyince yanıma yaklaştı. Nedir abi durum ne yapıyoruz diye sordum. Avukat, “Valla ederinde satılsın diye uğraşacağız, heyet gelecek, onlarla ilgileniyorum,” dedi. Yemin ediyorum ya yemek yiyordu ya rakı içiyordu. Bizimki çok seviyor bu avukatı. Hep yanlış insan seviyor hep. Zaten bu böyledir. Erkek kısmı sever yanlış insan sevmeyi. Daha da ses etmedim.

Böyle böyle dedim, kapattım. Dibime girdiğinden ne konuştuysam duydu zaten. Dur ya tarlayı mezar gibi kazıyor babam demeyi unuttum ben deyip telefonu kulağıma götürür gibi yapınca sinirlendi, ekleşme bana deyip uzaklaştı.

Ben o bankanın da müdürünün de aklına şaşıyorum zaten. Ulan koca devlet bir dönüm tarım arazisine kredi çıkarıyor. Yetmiyor, el kadar tarlası olan adamı kefil yazıyor. O da yetmiyor borcunu ödemeyenin yerine parayı kefilden almak için icra başlatıyor.

Ertesi gün oldu. Gene tarlanın etrafında dolaşıp duruyor. Kıyamadım. Olacak gibi değil. Hiç derdim yok değil mi benim. Hayatım da yok. Duruşamadım aradım avukatı. “Hakan bey, bu adam kafayı yedi. Hepsine mezar ederim tarlayı diyor. Valla benim babam ama sizin de bir hukukunuz var ne yapacaksınız yapın, bu işi halledelim” dedim.

“Valla derdimiz tarlayı güncel fiyatından sattırmak. Yapacak bir şey yok. Banka, aksi halde alacağı ne kadarsa yazıp geçer. Uğraşıyorum ben,” dedi.

“Ne ile uğraşıyorsun?” diye sordum.

“İşte tarla ederine gitsin diye,” deyince benim aklım, birden uçtu. “Sen günlerdir neyle uğraşıyorsun bu adam divane olmuş, elinde kürekle tarla kazıyor lan siz çete misiniz!” diye benim kafam bir attı.

Sen gevşek gevşek ne konuşuyorsun ne var senin ağzına ne yiyorsun sen dedim. Anlamadı beni bu. Nasıl yani dedi. Benimle konuşurken geviş getirme senin ağzına elimi sokarım ben dedim. Sen misin bunu diyen. Fethiye Balık Pazarı’nda Rıza’nın orada içiyorum, gel lan dedi. “Hah, bu benim aradığım, sen baya erkeksin. Geliyorum bekle” diye çıktım yola. Zaten sinirim tepeme ağmış, otobandan, yüz, yüz yirmi, yüz, yüz yirmi, vardım.

Lan dedim buraya kavgaya mı gelinir. Avukat yanında iki üç adam ile beraber rakı içiyor. Tezgahlar şıkır şıkır. Baba senin ben uçkuruna tüküreyim. Baba ben senin erkekliğine tüküreyim. Vardım masalarına. Sen bizi mi oyalıyorsun, sen kime çalışıyorsun lan dedim yumruğu sıktım tam indireceğim tıraşsız yüzüne, o an klarnetle darbukacı girdi masaların arasına. İnternette gördüydüm, gençten bir çocuk klarnetle Gamzedeyim Deva Bulmam çalıyor bayılırsın. O an bunlar da girmesinler mi şarkıya. Klarnet yükseliyor, ben yükseliyor. Ne varsa geldi aklıma. Anamın kırkı çıkmadan evlenen babama sövdüm, analığa sövdüm, kardeşine sövdüm, tarlaya sövdüm, hayata sövdüm, eski hanıma sövdüm, kendime sövdüm. Ama sürekli duydum o sesi. Hiç bitmedi o şarkı. “Garibim hiç yuva kurmam.” Dilimle klarneti taklit ettim. Uyudum.

Baktım ofisteyim. İkindi başlamışım içmeye. İdare etmiş beni avukat. Saatleri devirmişim. Kendim devrilmişim. Uyandım.

“Ben alacağım tarlayı. Git söyle, ya o kadını boşasın ya anamın tarlasından çıksın babam” dedim. Anlamadı avukat. Al şu parayı. Senin oğlan gönderdi diye tembihledim. Bana ne vereceksin dedi. Bu avukatların haraç keserken sakin bir halleri oluyor. Ondan bak bu. Zorlasa sırıtacak. Ama mesafe iyi, ciddi duruyor, hiç bozmuyorlar kendilerini. Ben boşanırken de böylesi denk geldiydi bana. Müvekkilim dediydi. Onun adı müvekkil değil Berna diye bağırdım. Onun ismi var lan dediydim. Duymuyorlardı beni. Neyse. Keşke onunla da içseydim. Sana da şu kadar para dedim. Yeter mi dedim. Başını salladı.

Tamam boşanırım kadından demiş babam. Daha da bir laf etmemiş. Çakma kayınçosunun borcunu ödedik. Analıktan ayırdık. Tarlayı hazır belledi, bari üç beş tane ağaç dikelim deyip diktik. Bir odada babam bir odada ben bir süre daha yaşadık. Ağaçlara konan kuşları izledik.

Halil Yörükoğlu