İlk kitabın heyecanı ayrıdır. Kâğıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar tıpkı sonrakiler gibi kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın? Yazarlık bize özgü hatalarımızla, acemiliğimizle birlikte bir uzun yolda yürümek değil mi zaten?

İlk öykü kitapları yayımlanmış yazarlarla 2015 yılından beri “İlk Göz Ağrısı” söyleşileri yapıyor, ilk kitaplarının heyecanını paylaşıyoruz. Rıdvan Hatun, 166. konuğumuz.

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Bu soruda hevese odaklanıp ilk kıvılcımı atan olaydan bahsedeyim istiyorum. İlkokul üçüncü sınıftaydım. Okullarda hâlâ var mı emin değilim, güzel yazı dersi diye bir ders vardı. Bize bu dersi veren asıl öğretmen gidince, okula yeni gelen genç öğretmen öncekinin görevini devraldı. Güzel yazı dersi aslında sadece el yazılarımızı düzeltmeye, süslemeye yönelik bir dersti, ama yeni öğretmenimiz, “hadi ben size güzel yazı okuyayım” dedi ve derste çok iyi öyküler, şiirler, romanlardan pasajlar okumaya başladı. Hatta Türkçe derslerine girdiği üst sınıflardan öğrencilerine yazdırdığı öyküleri bile, bakın üst sınıftan ablanız/abiniz ne yazmış, diye bizlere sesli okudu. O kadar severek, canlandırmayla yapıyordu ki bunu çok etkilendim. Hemen ilk öykü denememi güzel yazı defterime yazdım. O zamana kadar adlarını şu an hatırlamadığım birkaç masal kitabıyla, Gelişim Hachette ansiklopedilerini merakla karıştırmak dışında bir şey okumamıştım. Ertesi hafta güzel yazı defterimin renkli sayfalarına berbat bir el yazısıyla yazdığım öyküyü/şeyi sınıfta sesli okumaya kalktım. Hem kendi yazımı okuyamadığımdan hem düşük, anlamsız cümleler yüzünden ilk paragrafın sonuna nasıl geldim bilmiyorum. Öğretmenimiz daha fazla can çekişmeyeyim diye bir noktadan sonra müdahale etmek zorunda kaldı. O utancı, teri, çatlayan sesi, çok net hatırlıyorum. Yani okumadan, çok çalışmadan yazdım, oldu dememeyi erken öğrendim. Yine de el yazımın okunur olmaması öğretmenimin suçu, gerisi benim.

Sonraki yıllarda da yazıya duyduğum hayranlık geçmedi, o ilk heves tutkuya dönüştü.

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?

Özellikle bir türe yoğunlaşmadım. Şiir, roman, çocuk kitabı denemelerim oldu. Türleri birbirinden ayıran sınırlar kafamda o kadar net değil.

Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler çektiniz?

Hemen hepimizin bildiği, kitaplığımı dolduran yayınevlerine yöneldim. Yıllardır bu işi yapan, okurlara iyi eserler sunan yayınevlerinden onay almayı önemsedim. Çünkü ben kendi yazdıklarımdan hiçbir zaman yüzde yüz emin olamadım. Bir yere göndermeye cesaret ettiğim ilk dosya bir roman dosyasıydı. Bu dosyayı Meltem Gürle’ye okutma şansı buldum. Hangi yıldı tam hatırlamıyorum, pandemi öncesiydi. Çok yüreklendirici, uzun bir dönüş yaptı. Eksikleri, iyi yanları gösterdi. Yazdığım bir şeyle ilgili aldığım ilk profesyonel dönüştü. Bu yüzden bendeki yeri özel. O dosyaya yine çok istediğim bir yayınevinden dönüş geldi. Editörün üzerinde çalıştığı süreçte, özellikle sonlara doğru dosyanın eksikleri daha ağır bastı ve kitaplaşmadı. Bugünden o dosyaya bakınca editörün aldığı kararda haklı olduğunu görüyorum. Sonrasında öykülere yöneldim. İlk öykü dosyasımı oluşturduktan sonra Can Yayınlarına attım. Altı ay sonra dönüş geldi. Sözleşmeyi imzaladık. Döviz kurları, ülkenin içinden geçtiği zorlu süreçler derken imzadan sonra dosya iki yıl daha yayınevinde bekledi. Basım tarihleri değişti, ertelemeler oldu. Bir yerden sonra çıkmayacak diye düşünmeye başladım ama bekledim. İyi ki de beklemişim.

Rıdvan Hatun

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?

Mustafa Çevikdoğan, yayınevi sayesinde tanışma şansı bulduğum mükemmel editörüm. Semih Gümüş, Notos Atölye sayesinde tanıştığım yol göstericim, hocam. İkisinin de kitaptaki öykülerde emeği büyük. Onlara Meltem Gürle’nin Kırmızı Kazak kitabındaki “Editörüm, Çok Yaşa!” başlıklı müthiş sonsözünü gönderiyorum. Dileyen açıp okuyabilir. Ben daha iyisini yazamam.

İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz ne buldunuz?

Daha çok yeni. Bir aylık. Şimdilik sosyal medyada adımı görmek dışında pek bir şey değişmedi. Gelen güzel yorumlara çok mutlu oluyorum, teşekkür ediyorum. Umduğum şeylerin ölçeği çok genişti. Biraz utanarak söylüyorum, önünü alamadığım hayallerde, senaryolarda Ay’dan Dünya’ya baktığımı da hayal ettim, yerin dibine geçtiğimi de. O yüzden şimdilik arada bir yerde olmaktan çok mutluyum.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?

Pandeminin tek iyi yanı evden online atölyelere katılmama olanak sağlaması oldu. Öyküye çok daha yoğun bir şekilde bunun sayesinde girdim. Öyküler artınca, gelişince dergilere göndermeye başladım. Bir öykümün yayımlanacağı haberini ilk Sözcükler dergisinden aldım. Sonra Notos, Varlık, Kitap-lık şeklinde devam eden üç, dört yıllık bir süreç.

Kitabınız yayımlandıktan sonra yakın çevrenizin, okuma-yazma uğraşınıza ilişkin tavırlarında değişiklik oldu mu? Yazıyla ilişkinizde ciddi olduğunuza ikna oldular mı? Kitap size bu anlamda bir özgürlük alanı kazandırdı mı?

Hayır, herhangi bir değişiklik olmadı. Ciddi olmadığımı hiç düşündüler mi bilmiyorum, ben kimseyi ikna etmeye çalışmadım. Kendimden sorumluydum, yapmak istediğim buydu sadece. Özgürlük şöyle, yetişkin olduktan sonra zaten hepimizin belli başlı sorumlulukları oluyor. Onları bir şekilde yerine getirdikten sonra kalan alanı dilediğim gibi yazıya ayırabiliyorum.

Peki, bundan sonra?

Yazmaya, okumaya, öğrenmeye devam ederim umarım. Kısa vadeli bir hayalim daha var. İlk soruyu cevaplarken andığım öğretmenime sürpriz yapmak istiyorum. Bahsettiğim olayın üzerinden yirmi beş yıldan fazla geçti. Sadece iki dönem girdi dersimize. Eminim sonrasında birçok öğrencisi olmuştur, onları da etkilemiştir. Hepimizi hatırlaması pek mümkün değil yani. İlk dosyalarımı yayınevlerine göndermeye başladığım zamanlarda, adını Google’da aratınca gördüm, kitabevi açmış, hatta yazarlarla söyleşiler bile yapmış. Her şeyi kurguya dönüştürmek yazıyla çok içli dışlı olmaktan gelen bir yan etki belki ya da böyle dramatize etmek çocukça, ama hayal ederken kitabımı ona kendim veriyorum, teşekkür ediyorum.